İçeriğe geç

İlk Aşk

Bölüm 20 · 2 dk okuma

İlk Aşk

Bölüm 20

~|~

Peşinden koşulan kişi olmanın hoş bir cazibesi var. Bunu istiyorum, insan selinin arasında kendime yol bulmaya çalışırken bal rengi ışıltılar saçan gözlerin zihnime çöreklendiğini de biliyorum. Adını sormadığımı fark ediyorum o an. Garson çocuk? Hayır, onu bu şekilde anmayacağım. Saçını, gözlerini, tenini ve gülüşünü düşünüyorum. Altın çocuk… İşte bu tam da ona uyan bir tanım. Altın çocukla flört etmek istiyorum.

Bunu kalbimin ta derinliklerinde arzuluyorum ve o an… Başka birini zihnimde var ettiğim an Emircan’ın varlığı bir karabasan gibi çöküyor ruhuma. İçim daralıyor. Telefonuma göz atıyorum, ne bir arama ne bir mesaj bildirimi var. Bana ulaşmaya çalışmadığını düşünmek bile istemiyorum ama gerçek şu ki anın büyüsüne kapıldığım andan beri ben de onu aramayı bir saniye bile düşünmedim.

Burası cidden büyülü bir yer.

Yine de Emircan’ı kaybedemem. Sonra duraksıyorum. Buraya formdan ve başvurudan sonra katılabildiğimi düşünürsek belki de Emircan içeride bile değil. Sonuçta onun bir kız arkadaşı var ve herhangi bir flört uygulamasını kullanamaz. Onun ruhunun temiz olduğuna dair inancım öyle kuvvetli ki bu savı sorgulamıyorum bile. İç çekerek ilerlemeye devam ediyorum. Sırtım yapılı omuzlara çarpıyor, güzelce şekil verilmiş saçlar kendime yol açmak isterken parmaklarıma dolanıyor. Müziğin sesi her geçen dakikayla artıyor. Parlak ışıklar ritme eşlik edercesine hızla yanıp sönüyor. Tüm bu cümbüş başımı döndürüyor ve gerçeği kabulleniyorum. Burada, bu yoğun tempoda kimse biriyle flört edemez. Göz süzebilir, şehvetli bakışlar sunabilir ve geceyi birlikte noktalayabilirler. O kadar.

İşin iyi yanına gelirsek de kimse gri kazağımın farkında bile değil. Bu aslında kimse benim farkımda değil demek ama bunu düşünmemeye çalışıyorum. Asma katın eklendiği bir salondayız hepimiz. İçinde bulunduğumuz yer o kadar devasa ki beni yutan bir canavarın karnında ilerliyormuş gibi hissediyorum ve nihayet bahçeye açılan bir kapı görüyorum.

Temiz havaya adım attığım an “Gün bu kadar, bu parti bana yetti.” diyorum. Başımı yukarı kaldırıp gece göğüne dikiyorum gözümü. Yıldızlar benek gibi, sanki orada da bir parti var. Bu fikir beni gülümsetiyor. “Çok güzelsin.” diyorum geceye.

“Çok güzelsin.” diyor biri kulağıma. İrkilerek bakışlarımı Altın Çocuk’a çeviriyorum. Elinde renkli bir içecek var. “Sana benziyordu.” diyor. Gülüşü gerçekten güzel. Yağmur sonrası gökkuşağı açmış gibi bir his bırakıyor insanın göğüs boşluğunda.

“Fazla griyim.” Kendimi işaret ederek başımı iki yana sallıyorum.

“Dışından bahsetmiyorum.” Omuz silkiyor ve elini uzatıyor. “Meriç Ben. Meriç Arslan.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.