Araba ıssızlaşan anayolda son sürat ilerlemeye devam ederken ürperiyorum. Bu anıyı hatırlamak bana kendimi daha iyi hissettirmiyor; aksine, sürekli birilerinin oyuncağı haline geldiğimi netleştirmiş oluyorum kafamda. Ne kadar araştırırsak araştıralım o mesajı kimin attığını bir türlü bulamadık. Tek kullanımlık hatlardan biri olduğunu öğrendik, kimse de çıkıp 'size şaka yaptım, amacım da buydu' demedi. Biz de olayı bilinmezlik heybemize katıp birbirimizi yakından tanıdığımız arkadaşlık maratonumuza başlamış olduk.
Başta Emircan'dan hoşlandığımı itiraf etmeliyim, ilk aşk hissi ve o da bana karşı boş değil gibiydi ama sonra... Didişmelerimiz başladı ve de üstünlük kurma çabalarımız. En sonunda kimin daha beğenilir biri olduğunu öğrenmek adına bir yarış başlattık: Birini en hızlı tavlama yarışı.
Kaybeden olduğumu söylerken bile geriliyorum, kazanmaya alışmış biri olduğum için bu benim adıma tam anlamıyla bir hezimetti. Emircan aynı saat içinde biriyle el ele göz göze kafeterya masalarından birinde oturur haldeydi. Bense kızgınlıkla onları izleyen taraftım.
Ellerim sıkılı, dişlerim birbirine sürter vaziyette o ikisini izlemiştim. Gördüklerime inanamamıştım. Birbirimizi kızdırmaya çalıştığımız yarışlardan biriydi bu sadece ve kimse birini tavlamayacaktı. En azından ben öyle düşünmüş ve Emircan harici birine bakmayı aklımdan bile geçirmemiştim. Ama Emircan öyle düşünmemişti ve onu başka bir kızla, yakın temasta gördüğüm anda kendime bir söz vermiştim. Hissettiğim duygular o denli yakıcıydı ki bir daha hiçbirini beslemeyecektim.
Emircan'ın bana attığı bakışı unutamıyorum. Avucunda kızın elleri, yüzünde çapkın bir gülüşle keskin bakışlarını bana sabitlemişti. Dişlerim hala sıkılıydı, yumruklarım gibi ama kendimi zorlayarak gülümsemiştim. O gün Emircan'ın uzun soluklu ilişkisi başlamıştı ve ben de çok geçmeden yanlışlıklar silsilesi içine düşüvermiştim.