Victon bu sefer daha da utanmıştı. Az önce göz göze gelmişlerdi. Göz göze geldiklerinde bu kadar utandiysa şimdi ki hali neydi kim bilir.
Kalbi eriyor gibiydi. Sanki battaniyeyle sarılmış bir kardan adam, ya da güneşin altında küçük bir çocuğun yere düşürdüğü dondurma misali eriyordu kalbi. Buz gibi eriyip gidiyordu. Toparlanması gerekiyordu. Kız hala ona efsun efsun bakarken nasıl olacaktı bilmiyordu. Buzu tekrar eski haline getirip dondurması gerekiyordu. Banktan kalktı, sadece kalktı ama. Çünkü şuan ne yapacağını bilmiyordu.
Kız da partide içtiği içki sonucu biraz çakır keyif olsa da her şeyin farkındaydı. Normalde onun yanında bu kadar rahat hissetmezdi. Duygularını göstermezdi. Alkol yapıyordu bunu işte, elinden bir şey gelmiyordu.
Çocuk elleriyle oynamaya başladı artık. Şimdi de stresli hissediyordu ama bu partiden koşarak çıkmasına neden olan anksiyetesinin ki gibi değil. Daha farklı. Huzursuz değildi böyle hissettiği için. Tatli bir stresti. "Eğer stres olacaksam hep böyle olayım o zaman." Diye geçirdi içinden çocuk.
ŞİMDİ Kİ ZAMAN
Victon hatırladıkça kızı, gülümsedi. O zaman çok tatlı gözüküyordu. Alkol yüzünden pembeleşmiş yanaklari tam mıncırmalıktı. Kızın arada sırada böyle tatlı hallerini görüyordu tabi. Ama normalde dışarıda görseler sanki bütün herkes toplanmış da kızın anasına bacısına sövmüş zannederlerdi. İlk başta böyle olduğundan cekinmisti çocuk. Yan yana oturduklarinda bir şey der diye tamamen camın dibine yapisiyordu. Kıza yavaş yavaş alıştı. O olaydan sonra kızın gerçek arkadaşı olduğunu ve kızın onu bırakmayacağına inandı çocuk.
Babası 3 yıl önce ölmüştü. Annesiyle yaşamak zorunda kalmıştı. Babası öldükten sonra annesi daha da değişmişti. Her boka sinirleniyor sinirini Victon'dan çıkarıyordu.
AKŞAM
+ne boka yaradın ki şimdiye kadar? Pısırığın tekisin. Senin yaşındakiler çalışıp eve ekmek getiriyor. Sen napiyosun okuldan eve geldiğin gibi odana giriyorsun, kapiyi kapatıyorsun. Kim bilir ne haltlar yiyorsun içeride.
Kadın söylene söylene salondan mutfağa yemek hazırlamaya gitti. Ne halt yiyebilirdi ki odasında. Geldiği gibi derslerine çalışıyordu. Kapıyı kapatmasa annesi illa bir şey bulup gelecekti. Ayrıca liseye geçtiğinden beri işe girmeyi denememiş miydi? Bakkal, kasap, garson, mahalle kuruyemiscisinde kasaya bakmayı bile istemişti. Matematiği iyiydi, yapardı yani, yaşın ne önemi vardı. Hiç biri almadı yanına. Yaşına baktılar çalışmasına izin vermediler. Babasının arkadaşları bile ben arkadaşımın çocuğuna bunu yapamam diyip calistirmamisti. Kahvehanede çay dağıtsa, ya da ne bileyim bakkal Necmi amcaya ürünleri falan dizmeye yardım etse ne olurdu sanki. Çok koyuyordu bu laflar, yüreğine sanki öküz oturuyordu ama bir şey demiyordu. Sabrediyordu sadece, tıpkı babasının ona öğrettiği gibi.
Odasına gitti çocuk, erkenden uyudu. Erkenden de uyandı. Sabah okula çok erken gitmişti çünkü çalışanlar bile daha yeni geliyorlardi. Boş boş sınıfta oturdu. Annesinin dedikleri aklına geliyordu tek tek. Lavaboya gitmek için kalktı. Elini yüzünü yıkadı. Aynada yorgun haline baktı. Artık gücü kalmamıştı. Hafif bir histerik gülüş attı kendisine. Ne zaman böyle olmuştu?
Blaine yavaş yavaş girdi kapıdan. Doğru ya, onlarda her gün erken gelip terasta müdür ve öğretmenler gelmeden önce grubuyla sigara içiyorlardı. Zorbalardı işte. Ona da şimdi sıra gelmişti.
- Ne o, yanında kız arkadaşın yok bakıyorum.
Kız arkadaş mı? Hayir, hayir onun karsisinda kizaramam şuan. Rezil olmak istmiyorum. Katlanmam gerekiyor şuan. Gülmesi bile iğrenç geliyordu. Okuldan öğleden sonra eve gidecektim, kesindi. Artık biraz dinlenmem gerek.
- gerçi senin bir kız arkadaşın olacağını sanmıyorum.
Yavaş yavaş yüzünün dibine kadar yaklaştı. Victon duvardan daha geriye gidemiyordu. Tokezliyerek sabunluğa çarptı. Gözleri dolmuştu, kendini biraz daha tutmasa ağlayacaktı.
- Çünkü senden bir kaç hafta sonra bana geliyorlar. Bana hep senden bahsediyorlar. Deliymişsin, öyle diyor bizimkiler.
Değildi deli falan. Sadece cekiniyordu o kadar. Gayet normal bir şeydi bu açıkçası. Neden herkes bana bu kadar takılıyordu? Konuşmasının bir şeyi degistirmeyecegini anladığı için sustu, boğazı düğümlenmişti zaten. İstese de konuşamazdı. Kolunun altından kaçmaya çalıştı ama kolunu yakaladı sertçe. Çok sıkıyordu.
- Neden bilmiyorum ama bu çok gözüme batıyor. Sinirleniyorum. Senin gibi bir ezikle aynı ortamda bulunmak bana garip geliyor. Daha önce birisine sevdiğini de söylememişsindir ki sen...
Belli ki onu sadece laflarıyla alaşağı etmek istemişti. Çünkü Gale le yaptığı zorbalıklar hakkında tartışmış ve Gale her zaman ona karşı kazanmıştı. Gale' in cesaretinden ve ozguveninden cekiniyorlardi. Gale'e de denemislerdi aynılarını ama ona fayda etmemişti.
- Biraz daha gözümün önünde gözükmemeye dikkat et tamam mı? Kimseye bir şey yumurtlama.
Sakince dediklerinden sonra çıkarken kolunu sertçe geri bıraktı. Çünkü az sonra hocalar ve diğer öğrenciler gelmeye başlardı. Bileği sabunluğa çarpmıştı. Kızarmıştı zaten, şimdi daha da kırmızıydı. Moraricakti, belliydi. Az önce ellerini yıkarken dirseğini kadar çektiği kapsonlusunun kollarını geri yine bileklerine kadar çekti. Sonbaharın ortasındaydilar. Bütün gün böyle gezebilirdi. Gözünden bilinçsizce akan iki damla göz yaşını sildi. Kızarmış burnu ve gözleriyle sırasına gitti. Hüngür hüngür ağlamak istiyordu ama beklemesi lazımdı. Oturdu ve Gale' i beklemeye başladı. Bir şey anlatma demişti. Ama anlatmak istiyordu. Onun yanında olmasına ihtiyacı vardı.
O akşam ki gibi yapsa peki... Gale' in yaptığı gibi...Gözleriyle anlatmaya çalışsa yapabilir miydi? Yine onun " hayatinda gördüğü en başarılı arkadaşı " olur muydu?