
|•°•|
Siz:

Siz: Günooo!
Siz: Ya dün seni birden bıraktım kusura bakma.
Siz: Yani benden sekiz yaş büyük biriyle nasıl arkadaş olacağımı bilemedim.
Siz: Tabii sende istersen.
Diego: Non esiste una parola come "Günooo" in turco. (Türkçe de "Günooo" diye bir kelime yok.)
Siz: Diego. Sen ciddi misin?
Siz: Günaydın demek istiyorum.
Diego: Buongiorno, Alara. (Günaydın, Alara.)
Diego: Non siamo amici con te. (Biz seninle sadece arkadaş değiliz.)
Diego: Ci siamo conosciuti grazie a un incidente frustrante. (Sinir bozucu bir olay sayesinde tanıştık.)
Siz: Ne demek arkadaş değiliz?
Siz: Benimle arkadaş olmak istemiyor musun?
Siz: Peki, öyle olsun. Konuşmam seninle bir daha.
Diego: Cosa vuol dire che sto parlando con te? (Seninle konuşmam da ne demek?)
Diego: Voglio conoscerti. (Seni tanımak istiyorum.)
Diego: La differenza di età non conta. (Yaş farkı önemli değil.)
Siz: Tamam, işte tanışıyoruz.
Siz: Bu arada Caner'e ne oldu?
Siz: Onu sen mi dövdün?
Siz: Normalde şiddeti hiç sevmem ama hakedene gerek.
Diego: Caner non c'è più. (Caner artık yok.)
Diego: Non avrebbe frodato le persone a mio nome. (Benim adımla insanları dolandırmayacaktı.)
Diego, Neanche a me piace la violenza, gatto mio. ( Bende şiddeti hiç sevmem, kedim.)
Siz: Ne demek yok? Hapiste mi?
Diego: Perché sei così curioso di lui? (Onu neden bu kadar merak ediyorsun?)
Diego: Caner non ti riguarda più. (Caner seni artık ilgilendirmiyor.)
Siz: İlgilendiriyor aslında.
Siz: O beni dolandırdı ve cezasını bulup bulmadığını merak ediyorum.
Diego: Ha avuto la sua punizione. (Cezasını buldu.)
Diego: Non voglio più sentire il suo nome dalla tua bocca. (Senin ağzından onun ismini duymak istemiyorum artık.)
Siz: Sakin ol. Biraz fazla gerildin sanırım. ✓✓
Siz: Diego! Bana trip mi atacaksın?✓✓
Siz: Ne dedim ben ya. Tamam artık Caner yok.
Diego: Non c'è comunque. (Zaten yok.)
Siz: Neyse. Benim okula gitmem gerek.
Siz: Sonra görüşürüz, İtalyan pizzam!
Diego: La mia pizza italiana? (İtalyan pizzam mı?)✓✓
°°°
Yanımda en yakın arkadaşım ile bir kafede oturuyorduk. Cecile benim en yakın arkadaşım idi. Kendisi Erasmus programı ile Amerika'dan, Türkiye'ye gelmişti.
Cecile çok cana yakın sevecen bir kızdı. Siyah ve pürüzsüz bir teni, Afrika örgüsü saçları vardı. İnce beli ve öne çıkan köprücük kemiklerine çok imreniyordum. Vücudu yanı sıra yüzü de çok güzeldi.
El becerisi çok iyiydi. Şu an kafede ikimizin elinde eskiz defterleri vardı ve beraber kıyafet tasarlıyorduk. Favori aktivitemiz machamızı içip sessizce ilham gelmesini beklemekti.
"Cecile." Ona seslendim. Çok Türkçe bilmiyordu, bu yüzden ingilizce konuşmak zorundaydım.
Cecile mırıldandı ve bana baktı. Bende içeceğimden bir yudum aldım ve ona baktım. "Hani geçen dolandırıldım dedim ya."
"Evet?" Cecile kaşlarını çatmıştı. Kalemini bıraktı ve bana yoğunlaştı. Konu dikkatini çekmişti anlaşılan. "Bir şey mi öğrendi, polis? Ben sana söylemiştim ama Alara, o Caner denen çocuğa hiç güvenmemiştim."
Boğazımı temizledim ve dikleştim. "Şimdi en son sana Caner'i arayacağımı söyledim ve aradım. Hatta mesaj attım." Cecile kafasını salladı.
"Fakat bu pislik bana başkasının numarasını vermiş. Doğal olarak yabancı biri ile konuşmaya çalıştım. Ona derdimi anlattım." Cecile gözünü seğirtti. "Göt herif."
"Neyse adam başta takmadı ama birkaç kişi daha ona bu tarzda mesaj atmış. Ardından bu Caner'i aratmaya başlamış. Sonra Caner'in babasının patronu olduğunu öğrenmiş. Yani bu aptal Caner başka verecek numara bulamamış, babasının patronun numarasını vermiş." Biraz arkama yasladım.
"Oha! Sonra?" Bu kıza da oha demeyi öğretmemeliydim. O kadar garip bir aksanla söylüyordu ki gülesim geliyordu.
"Konuştuğum adam bana Caner ile olan işini hallettiğini söyledi. Aynı zamanda bana o çok istediğim ayakkabıları da hediye olarak gönderdi. Paramı da bana geri verdi." Cecile birkaç saniye öylece suratıma baktı.
"Alara ayakkabılar biraz pahalı değil mi sence? Yani adamın sana mağdur olduğun için ayakkabıları hediye olarak göndermesini anlarım ama üstüne birde paranı vermesi bence biraz abartı olmuş." Ona dudaklarımı büzüp omuzlarımı silktim.
"Bilmem. Adam koskoca patron. Ona öğrenci olduğumu ve parayı zor toplandığımdan bahsetmiştim. Sanırım bana acıdı." Acaba gerçekten Diego benimle bu yüzden mi konuşuyordu? Ama başta ağlasam bile çok kafaya takmamıştı.
"Peki öyle diyelim. O zaman Caner İtalya'da tutuklandı mı?" Cecile'in bu sorusu ile beraber çizim yaptığım kalem istemsizce durdu.
O çekilen video, ondan sonra Diego'nun Caner hakkında söyledikleri. Caner'in o kan revan olmuş yüzü.
Tanrım, bir an nefesim kesildi. Diego ile daha yeni yeni tanışıyorduk ve onu tamamiyle tanımıyordum. Ya Caner'e çok kötü bir şey yaptı ise?
Yok ya canım. Olur mu öyle şey? Bir kere çok büyük bir şey yapsaydı, bana video atmazdı. Elimde kanıt var. En çok iki-üç yumruk atıp adalete teslim etmiştir.
"Hey, Alara!"
Cecile'in seslenmesi ile ona döndüm. "Efendim?"
"Sana bir soru sordum, Caner tutuklandı mı?"
"Bilmiyorum. Adam bunun beni ilgilendirmediğini söyledi." Biraz gerilmiştim. Bu yüzden dudaklarımı ısırmaya başlamıştım bile.
Cecile benim bir şeyim olduğunu anladı ve ciddi bir şekilde bana baktı. Onun bu bakışından korkuyordum ve gözlerimi kaçırmayı denedim.
"Alara, o adam ile hâlâ konuşuyor musun?" İşte! Tam noktaya parmak basmıştı.
Mavi gözlerim titreterek ona baktım. "Biraz. Ara sıra konuşuyoruz. Eğlenceli oluyor." Cecile derin bir nefes verdi.
Ben hemen defterimi ve kalemimi kucağımdan masaya bırakmıştım. "Ama çok konuşmuyoruz. İsmi Diego. Yaptığı jest çok hoşuma gitti ve ona teşekkür maiyetinde konuşmaya devam ettim. Sadece arkadaşız."
Cecile ben ona dikkatle bakarken o ise Macha'sından bir yudum aldı. "Neden birden onu açıklamaya geçtin ki? Ben bir şey sormadım."
Evet, ben neden bunu yaptım ki? Cecile zaten hep böyle soğukkanlı ve dikkatliydi.
Neredeyse heyecanla anlattığım için sandalyeden kalkmıştım. Geri yerime oturdum ve boynumda ki floru gevşettim. Sıcak bastı!
"Bak Alara, ben senin nasıl bir karakterde olduğunu biliyorum. Bir insana bağlanmaktan korkarsın ve istemezsin ama yapılan en küçük güzel harekette sürekli onu düşünürsün. Bu yüzden ilerleyen zamanlarda ümitlerle boğulur ve en sonunda o kişi seni bırakıp gittiğinde nefes alamazsın." Ona buruk bir gülümseme sundum. "Safım yani."
"Ben öyle bir şey demedim." Cecile kollarını masaya koydu. "Her insanın bir zaafı vardır. Dünyadaki en kötü kalpli insan olsun ya da soğukkanlı, şüphesiz o zaafını bulursan ve bununla oynarsan karşındaki hiçbir yapamaz."
Gözlerimin içine baktı. "Sen saf veya aptal değilsin. Sadece zaafın bu yönde. Sadece senden isteğim dirayetli olman." Gülümsedi ve bir elini yanağıma koydu, "Hayatta her zaman kötü şeyler olmaz, günışığı. Güzel şeylere de yer vermek gerekir."
Cecile, hayatımda şansın benden yana olduğuna emin olduğum ilk kişi sensin.
Cecile elini çekti ve bana yine gülerek baktı. "Şu Diego'yu bana anlatmayacak mısın?"
Heyecanla anlatmaya başladım.
°°°
Helu!!
Hızla bölümleri atmaya devamm
Düşünceleriniz?
Öptüm 😼






