
|•°•|
Fotoğrafa tıkladığımda kendimi görmüştüm. Yukarıdan çekilmişti ve evimin bütün arka bahçesi görünüyordu.
Hızla kafamı kaldırıp yukarıya baktığımda karşıdaki apartmanın beşinci katında Diego'yu gördüm. Gerçi karanlıktan pek yüzü gözükmüyordu ama vücudundan o olduğunu anlamıştım.
Siz: Gerçekten daireyi satın mı aldın?
Diego: Abbiamo mentito a tuo nonno stamattina. (Bu sabah dedene yalan söyledik.)
Diego: E odio le bugie. (Ve ben yalandan nefret ederim.)
Diego: Ero già passato a ritirare la casa la mattina per verificarlo. (Bunu doğrulamak için evi sabah zaten almıştım.)
Diego: Adesso siamo veramente vicini. (Artık gerçekten komşuyuz.)
Siz: Diego, delirdin mi?
Siz: Dedem bunu çoktan unutmuştur zaten.
Siz: Ev almana gerek yoktu.
Diego: Sono felice di averlo comprato. (İyi ki almışım.)
Diego: Non volevo passare la notte in albergo o per strada. (Bu geceyi bir otelde ya da sokakta geçirmek istemiyordum.)
Diego: Mi hai cacciato di casa, se ricordi. (Beni evinden kovmuştun, hatırlıyorsan.)
Siz: Sende beni sinir etmiştin.
Siz: Ah, neyse. Bunun hakkında konuşmayacağım.
Diego: So che sei arrabbiato. (Sinirlendiğinin farkındayım.)
Diego: Perché non veniamo a casa mia e ne parliamo?(Neden evime gelip bu konu hakkında konuşmuyoruz?)
Siz: Bu teklifin altında bir şey yattığını hissediyorum.
Siz: İnanır mısın, çok uykum var. Gidip yatacağım.
Diego: Sono le nove, Alara. (Saat dokuz, Alara.)
Diego: So che non dormirai. (Uyumayacağını biliyorum.)
Diego: Verrai? O dovrei venirti a prendere in tutto il quartiere? (Sen mi gelirsin? Yoksa bütün mahallenin karşısında ben mi seni alayım?)
Siz: Of, tamam. Bekle beni.
Hızla terliklerimi giyip dışarıya çıkmıştım. Bir an olduğum yerde kalmıştım. Üzerime baktığımda pijama takımım ve çoraplarım çok kötü duruyordu.
Böyle onun yanına gidemezdim. Hemen arkamı dönmüş evime ilerlerken Diego'dan mesaj gelmişti.
Diego: Dove stai andando? (Nereye gidiyorsun?)
Diego: I tuoi vestiti sono carini. Verrai da me adesso? (Kıyafetlerin tatlı. Artık yanıma gelir misin?)
İçimden lanetler okuyarak apartmanın kapısına gelmiştim. Şifreyi girdikten sonra içeriye girdim ve asansöre bindim. Beşinci kata ulaştığımda Diego zaten kapıda bekliyordu.
"Selam, kedim." Onun bu hâline gülmeden edemedim. Türkçe konuşması çok tatlıydı. İçeriye geçmem için izin verdikten sonra hızla adımladım ve o da kapıyı kapattı.
İçeriye baktığımda çok temizdi ve az mobilya olmasına rağmen şıktı. Mutfak ve salon birleşikti. İlk gözüme çarpan şey ise yukarıdan aşağıya doğru asılan kadehlerdi.
Amerikan mutfağı idi. Bar taburelerinden birine oturdum ve Diego tezgahın arkasına geçti. Yukarıdan iki kadeh aldı ve tezgahın üzerine koydu. Kenarında duran şarabı aldı ve açmaya başladı.
Kadehlere yeteri kadar doldurduğun da sadece beni izlemeye başladı. Şarabın tadına bakmak için bir yudum aldım. Gerçekten güzeldi.
"Venedik'ten aldım." Ona başımı salladım. O da ilk önce şarabı kokladı ardından içti. "Güzelmiş."
Diego yavaşça yanıma geldi ve yanımdaki tabureye oturdu. "Bugün biraz dalgındım. Özür dilerim," dudağının bir kenarı kıvrıldı. "Bir şey düşünüyordum."
"Ne düşünüyordun?" Merak etmiştim. Kötü bir şey miydi? En azından bana danışabilirdi.
"Şimdi ki anı." Şaşkınlıkla ona baktım. Nasıl? Neyden bahsediyordu?
Diego yavaşça bana yaklaştı ve omuzuma düşen saçımla oynamaya başladı. "Bugün seni gerçekten ne kadar çok sevdiğimi anladım, Alara."
"Bütün o gittiğimiz yerlerde şunu fark ettim," gözlerimin içine baktı. "Bir kadının beni ne kadar farklı yaptığını."
Sertçe yutkundum. Gerçekten her böyle yakınlaştığımızda heyecanlaşacak mıydım? Daha önce kimseyle çıkmamıştım. Bu normaldi.
"Ben hiç kimsenin yanında böyle değilim." Diego kıkırdadı. "Tabii, yeğenim Giulia da var. Onu unutmamalıyım."
Bu tatlı hâli gülümsememe neden olmuştu. Boğazını temizledi ve gözlerimin içine tekrardan baktı. "Her neyse."
"Bu kadar kısa sürede beni nasıl etkilediğini bilmiyorum ama bu durumdan oldukça memnunum." Ritüellerim tuttu sanırım. Tabii ki şaka.
"Senden hoşlandığımı çoktan belli ettim," Alttan oturduğum tabureyi kendisine doğru çekti. Bu hareketi o kadar hızlıydı ki anlamamıştım bile. "...ama aşık olduğumu söylemedim."
"Ti amo, gatto mio." Aniden dudaklarıma yapışması ile kendimi ona bıraktım. Koca elleri yanaklarımı sarmıştı.
Başta nazik bir öpücük olsa da ileri seviye bunu devam ettirmişti. Bir eli enseme doğru gitmişti ve başparmağı ile kulağımın arkasına daireler çiziyordu.
Onun dudakları ve elleri benim iyice başımı döndürmüştü. Ben sadece öylesine durmuştum. Ellerim sadece onun göğüsündeydi.
Yavaştı ama bir yandanda çok tutkuluydu. Anın tadını çıkarmak istediği çok belliydi. Birkaç saniye sonra ayrıldığında yüzümün bir domates gibi kızardığını hissettim.
Diego'nun gülüşünü duyduğumda onun yüzüne bakacaktım ki birden bire beni havaya kaldırdı. Kucağına aldığında salondaki koltuğa doğru gittiğini fark ettim.
Siyah, deri koltuğa beni nazikçe bıraktı ve üstüme doğru çıkmıştı. "Yüzünün bu hâlini sevdim."
Bu cümlesi daha fazla kızarmama sebep olmuştu. Bana doğru eğildi ve kafasını boynuma koymuştu.
Yavaş yavaş süren öpücüklerini her hissettiğimde içimde garip bir his vardı. Boynumdan elime doğru öpücüklerine devam ettirdi. Bu benim kıkırdamama yol açtı ve o da gözlerim içine bakarak elimin üzerini öptü.
Öptükten sonra yattığım yerden kalktım ve Diego ile yüzlerimizi eşitledim. Kalbim şu an bağıra çağıra onu sevdiğimi haykırmak istiyordu. Onu gerçekten çok seviyordum. O gün o mesajı ona attığım için çok mutluydum. Dolandırıldığım için bile sevniyordum.
"Ti amo, Diego." Diego başta şaşırarak baktı ve hemen gülümseyip kollarını belime doladı. Bende ellerimi onun boynuna sarmıştım. Alınlarımızı bastırdığımızda birbirimizin gözlerinin içine bakarak gülüyorduk.
Diego tam beni tekrar öpecek iken zil çalmıştı. İtalyanca birkaç kelime mırıldanıp kapıya doğru adımlamıştı. Bende merakla ayağa kalktım ve onun arkasından gitmiştim.
Kapıyı açtığında benim hiç tanımadığım iki erkek vardı. İkisi de ilk Diego'ya baktı ve ardından bana. İçlerinden kıvırcık olan bana baktı ve gülümseyip el salladı.
"Merhaba, yenge!"
Ne?
°°°
Cecile elinde poşetlerle karanlık sokaklarda yürüyordu. Bugün en yakın arkadaşını hiç görmemişti ve boş vakitini onunla öldürmek istiyordu.
Marketten birkaç abur cubur alıp hızla Alara'nın evinin yolunu tuttu. Bir yandan aldığı çikolatayı yerken diğer yandan yollarda hızla ilerliyordu.
Eve yoluna çıkmak için köşeden saptı ve ayakları kendiliğinden durdu. Sokakta kimse yoktu. Bir kişi hariç.
Uzun boylu bir adamdı. Siyah paltosu vardı ve Alara'nın evinin önünde duruyordu. Başta karanlık olduğu için pek yüzünü göremese de, Cecile onu birisine oldukça benzetmişti.
Ardından sokak lambasının ışığı ile adamın yüzünü sonunda görmüştü.
Dudaklarından tek bir kelime döküldü,
"Soner?"
°°°
Heluu
Düşünceleriniz?
Öptüm🐱



