İçeriğe geç

IL MIO GATTO • Texting

Bölüm 13 · 5 dk okuma

IL MIO GATTO • Texting

Bölüm 13

•13•

|•°•|

"Daha kaç gün orada kalacak?" Gabriel elindeki telefonu sıktı ve sinirle iç çekti. O sırada odanın içinde Necip ile beraberlerdi. Necip elindeki meyve tabağı ile koltuğa yayılmış, onu dinler olmuştu. "Mesajlarıma yanıt bile vermiyor."

"Sana sinirlidir, başka bir nedeni olamaz." Necip ağzına bir üzüm tanesi atarken Gabriel ona döndü. "Diego bana hiç böyle davranmazdı."

"Kusura bakma da, herifin sevgilisini ne hakla araştırıyorsun?" Necip sinirle kıvırcık saçlarını geriye itti ve sinirle yerinden kalktığı koltuğa tekrar yayıldı. "Zaten başımı ağrıttın burada. Geldiğinden beri susmak bilmedin."

Gabriel sinirle Necip'e doğru geldi ve ağzına bir elma dilimi soktu. "Sen çok konuşmaya başladın, sussan iyi olur."

Necip onu umursamadan elmasını yemeğe başladı. Gabriel ise odanın içinde dört dönüyordu. "Yanlış bir şey yapmadım! O kadınla ne zaman konuşsa hayatı hakkında bir şey söylüyordu. Bizim işimiz için bu pekte normal değil. Ama Diego bunu bilmesine rağmen her şeyini anlatmış resmen."

Necip konuştu bu sefer, "Köpek gibi aşık patronun o kadına. Aşktan sarhoş olmuş belli ki. Bırak istediğini yapsın."

"Başını derde sokacak!"

"Bırak soksun."

"Buna müsade etmem." Dedi Gabriel kararlı bir tavırla. Necip tek kaşını kaldırdı. "Hayırdır, patronuna aşıksın da haberimiz mi yok?"

Gabriel, Necip'in söylediği cümle ile donup kalmıştı. "Ne?! Ne saçmalıyorsun sen?"

"Ne? İçim şişti sabahtan beri. Yok Diego böyle, yok Diego şöyle. Aşıksan söyle de bilelim." Gabriel sinirle Necip'in yakasından tuttu. "Sabahtan beri üçüncü tabağını yiyorsun. Onlar şişirmiştir seni."

"Diego benim dostum ve başına bir iş gelmesini istemiyorum." Gabriel ondan uzaklaştı ve Necip vurdumduymazlıkla ananas yemeğe başlamıştı. "Hm, ondan."

Gabriel bir kere daha Diego'yu aramayı denedi ama Diego açmamıştı. Daha fazla dayanamadı ve Necip'i oturduğu yerden kaldırdı. Sürükleyerek odadan çıktılar.

"N'oldu birden bire?"

"Türkiye'ye gidiyoruz."

°°°

Alara Yakut

Diego ile bütün İstanbul'u gerçektende gezmiştik. Ona birkaç yerin özel yiyeceklerinden tattırmıştım. Bir yandan gezip bir yandan alışveriş yapıyorduk. Bir çift bilekliği çok gözüme çarpmıştı. Siyah-beyaz rengindeydi ve onu beğenmemin ardından Diego iki bileziği de satın almıştı.

Birisini nazikçe bileğime takmıştı. Saat dışında başka bir şey takmamasına rağmen sol bileğine de bilekliklerden diğerini takmıştı.

Hatta bana bir sürpriz yapıp -ne zaman aldığını bile fark etmediğim- bir buket çiçek almıştı. Sadece zambaklar ile süslü bir buketti. En sevdiğim çiçeğin zambak olduğunu ne zaman söylemiştim ki?

En son sokakta gördüğümüz bir kediyi sevmiştik. Ben kedi ile oynarken Diego benim fotoğrafımı çekmişti.

Şimdi ise akşam saatleriydi ve eve doğru gidiyorduk. Bir süre ortalık sessizleşmişti.

"Deden gitti mi?" Soru ile ona döndüm ve başımı salladım. "Evet, kafeye gelmeden önce gitmişti."

"O zaman ceketimi alabilirim." Söylediği şey ile kaşlarımı çattım. "Ne ceketi?"

"Dün gece ceketimi odanda çıkarmıştım. Sabahta aniden çıktığım için unuttum." Kaşlarım daha çok çatılmıştı. Şu an elimden bile tutmuyordu. Elleri cebindeydi ve yanımda öylece yürüyordu. Oysa sabahtan beri elimi bırakmamıştı.

"Tek nedeni bu mu yani?" Adımlarım yavaşladı ve en sonunda durdum. "Evime gelmek istemenin..."

Diego aniden durduğumu görünce o da kaşlarını çatarak baktı. Somurtan yüz ifademi de fark edince hemen yanıma geldi.

"Ceketini alıp gidecek misin?" Kafamı eğdim ve çiçeklerim ile oynamaya başladım. Diego ise o an elimi tuttu ve ona bakmamı sağladı.

Yavaşça parmaklarımızı kenetledi ve yüzlerimizi iyice birbirine yaklaştırdı. "Gideceğimi de kim söyledi?" Biraz daha yaklaşmıştı. Kafasını hafifçe eğmişti ve nefesini yanağımda hissediyordum. "Ceket sadece evine girebilmem için bahaneydi."

O kadar yakındı ki kalbim neredeyse yerinden çıkacaktı. Öpecek miydi?

Gözlerimi kapatıp onun öpmesini beklerken sadece bir gülme sesi duymuştum. Ve yanağımda hissettiğim baskı ile gözlerimi açmıştım. Diego sadece yanağıma bir öpücük kondurup geri çekilmişti ve yürümeye devam etmişti.

Şu an o kadar sinirlenmiştim ki elimdeki çiçekleri kafasında parçalamak istemiştim. Güzelim çiçeklere yazıktı.

Nihayet eve geldiğimizde kapıdan içeriye ilk ben girdim. Onunda girmeye çalıştığını gördüğümde aniden kapıda dikildim. Diego anlamaz gibi bana bakıyordu.

"Sen burada bekle, ceketini getireceğim."

"Ne?" Ben kapıyı kapatmaya çalışırken Diego kapıyı tutmuştu. Ona cevap verdim, "Ceketini istiyordun, getireceğim işte. Getirdikten sonra gidebilirsin."

Şaşkınlıkla baktı. Yüzü garip bir hâl almıştı ve bu gülme isteği yaratıyordu. Ona benimle oynamanın cezasını çekecekti.

"Beni evine almayacak mısın?" Ona olumsuz anlamda başımı salladım. "Dün evimde kalmış olabilirsin ama bugün böyle bir şey olmayacak."

"Neden?" Dünyası başına yıkılmış gibi görünüyordu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum. "Bir nedeni olmak zorunda mı?"

"Evet, senin için başka bir ülkeye gelmiş olan erkek arkadaşını yalnız mı bırakacaksın?" Ne kadar da dramatikti.

"Bütün gün beraberdik zaten. Sadece ayrı yerlerde kalacağız. Bir otelde kalamaz mısın? Bu senin için bir sorun mu?"

"Değil. Hiç sorun değil." Diego birden kapının üzerindeki elimin üzerine elini koymuştu. "Ama ben burada olan her saatimi seninle geçirmek istiyorum."

"Çok beklersin." Ona gülümseyip kapıyı suratına kapatmıştım. Aklı sıra beni etkilemeye çalışıyordu.

İsmimi birkaç sefer bağırdığını duymuştum ama pekte önemsemeyip içeriye geçmiştim.

Biraz Milo ile oynadıktan sonra üzerimi değiştirmiş ve televizyonun karşısına geçmiştim. Aradan bir saat geçmişti ve Diego'dan hâlâ bir ses seda yoktu.

Beni aramasını bekliyordum ama bir mesaj bile atmamıştı. Sinirlerimi yatıştırmak için verandaya çıkmıştım.

Gece biraz serindi ve üzerime küçük bir battaniye geçirmiştim. Bir yandan da beni rahatlatmak için papatya çayı içiyordum.

Veranda da bir sağ bir sola gidip gelirken Milo'da bana eşlik ediyordu.

"Neden birden bire bana böyle davranmaya başladı anlamıyorum, Milo." Bir kere daha döndüm. "Onu evime almadığım için mi bana böyle davranıyor?"

Milo havladığın da ona gülümsedim. Çayımı masaya bırakıp eğildim ve Milo'yu sevdim. "Beni anlayan tek erkek sensin, oğlum." Milo'yu biraz ısırarak sevmiştim sanırım o da benden kaçıp içeriye girmişti. "Sende git."

Birden telefonuma bildirim gelince baktım. Diego'dan gelmişti.

Diego: fotoğraf*

Diego: Ho dovuto comprare una casa in Turchia per starti vicino. (Sa

na yakın olmak için Türkiye'den bir ev satın almam gerekiyordu.)

Diego: E l'ho fatto. (Ve bunu yaptım.)

°°°

Helu!

Düşünceleriniz?

Öptüm

Bölüm sonu

7 yorum