İçeriğe geç

İKLİM VADİSİ

Bölüm 9 · 4 dk okuma

İKLİM VADİSİ

Bölüm 9

RÂZA KÖYÜ🍵

Kasabanın herhangi bir yerinden herhangi bir yerine gitmek pek de uzun sürmüyordu. Küçük bir kasaba olduğundan dolayı çok çabuk hareket edilebiliyordu. Bu sırada bir köy gördük ve oraya doğru ilerledik.

Köye girdiğimizde, kurulmaya yeni başlayan pazarlar karşıladı bizi. İnsanlar en çok balık, yakacak odun, yay ve ok satıyordu. Pazarcılar, kaba saba sakallarını kirli elleriyle düzeltirken bağırıyorlardı.

Biraz sonra pazarın sonuna geldik ve köyün meydanına gittik. Peter Abi, "Çay içer misin," diye sordu bana. Aslında bu yorgunluğun üstüne sıcak bir fincan çay güzel giderdi. "Buraların çayı çok ünlüdür." dedi. Onayladım, ve köyde kafe gibi bir mekan aramaya başladık.

Biraz sonra uzaktan, üstünde 'Râza Köyü Halk Kafesi' yazan bir kafe gördüm. Peter Abi'ye haber verdim ve oraya doğru yürümeye başladık.

"Vay be, demek burası Râza Köyü'ymüş. Bazı kitaplarda okumuştum; burada insanlar geçimini en çok balıkçılıkla sağlarmış. Kasabanın diğer yerlerinde de balıkçılık var fakat pek yaygın değildir." dedi P. Smith.

Kafeye girdiğimizde yüzümü bir sıcaklık karşıladı. Fark etmemiştik ama dışarısı az da olsa ılık-soğuk arasındaydı.

Peter, cebinden çıkan birkaç bozuk parayı kasiyere verdi. "İki fincan çay alabilir miyiz?" diye sordu. Kasiyer, "Tabii, sade çay mı olsun yoksa aromatik çaylardan mı olsun?" diye sordu. Peter'a baktım ve sade çay olmasını dile getirdim. Peter, "İki sade çay olsun o zaman." dedi. Kasiyer, parayı saydı ve artan parayı Peter'a verdi. Bizde kafede ki bir koltuğa oturduk.

Biraz sonra sıcak çaylar geldi, ve yudumlamaya başladık. Burada çayların neden ünlü olduğunu o an anladım. Eskiden evde annem, çay içer misin diye sorduğunda hayır derdim fakat burada bir yudumdan bile anlamıştım ne kadar güzel olduğunu.

Eskiden.

Annem.

Gözlerim dolmaya başladı. Burada, insanların ortasında ağlayamazdım ancak tutamadım kendimi. Sol gözümden yaş aktı.

"Hmm, çayın tadı çok lezzetliymiş! Öyle değil mi, Silvia?" diye sordu Peter. Cevap veremedim. "Neyin var? İyi misin?" dedi.

"Hiç. Hiçbir şeyim yok. Sadece... Aklım annemle ve babamla olan eski anılarıma gitti. Hepsi bu. Bu çayı içince aklıma annem geldi." diye cevap verdim, ve gözlerimden akan yaşları sildim.

"Ne desem bilemiyorum, Silvia. Seni az çok anlıyorum. Benimde annem öldü. Yanlış anlama, dert kıyaslaması yapmıyorum. Sadece seni anladığımı belli etmeye çalışıyorum..." dedi. Fazla iyi kalpliydi.

"Teşekkürler, Peter Abi. Teşekkürler. Bak ne diyeceğim, yola koyulduğumuz zaman annenin ölüm sebebini anlatır mısın? Ha, sana kalmış. Anlatmayabilirsin, seni zorlamam." dedim. Kafasını 'olur' anlamında salladı.

Çayları bitirince masadan kalktık, ve kafeden çıktık. Biraz pazarda dolaşmaya başladık. Peter; "Senin yaşlarında olsaydım muhtemelen oyuncaklarımla oynuyor olurdum." dedi ve kahkaha attı. "Çok güçlüsün, Silvia. Çok şey çekmişsin, çok eziyet görmüşsün ama buna rağmen çok güçlüsün." dedi. Dudağımı gülümsercesine sağa kaydırdım. "Keşke bende çoğu çocuk gibi parklarda oynayıp, doğada koşup, oyuncaklarımla oynayarak büyüyebilseydim. Halimiz böyle; babanı öldürdün dediler, beni terk edip gittiler. Yay verdiler elimize, koru bununla kendini dediler..." dedim. İsterdim bende normal bir hayatımın olmasını.

Biraz sonra ormana doğru yol aldık. Biz yürüdüğümüzde, binaları gittikçe küçülen Râza Köyü'ne baktım. İnsanlar, mutsuzdu sanki. Onları olumsuz etkileyen bazı şeylerin olduğuna yemin edebilirdim, ancak bunu kanıtlayamazdım.

Biraz sonra Peter'a döndüm ve, "Peter Abi, bana annenin ölüm nedenini anlatacaktın. Anlatmak ister misin?" diye bir soru sordum. Çok acı olmalıydı yaşadıkları. Belki de, kaderlerimiz bile aynı olabilirdi. Abim olarak gördüğüm bu insanınnda yaşadığı kötü şeyler vardı.

"Ah, o konu... Bak Silvia, sana her şeyi baştan anlatacağım." dedi. Ona baktım ve gözlerimi kırpıp başımı salladım.

"Bir zamanlar Kipar Kasabası mutlu mesut, her şeyinden memnun, ilişkileri iyi, insanları iyi, saygılı, dürüst, sevgi dolu, elinde var olanlara şükretmeyi iyi bilen insanlara sahipti. Ebevenler, doğan çocuklara iyi şeyler öğretir, iyi huylar işlerdi. Kimse bir insana ve vatanımıza hainlik yapmaz, mütevazı bir şekilde yaşayıp giderdi. Komşular birbirlerini rahatsız etmezdi, akrabalık bağları çok güçlüydü.

Ne var ki bir gün, vatandan birkaç yüz kişi terör eylemlerinde bulundu. Mutluca yaşayan insanlar katledildi. Mutsuz olanlar, huzurluların yaşamını çaldı. Kipar Kasabası, tam bir savaş meydanına döndü. Kılıçlar çarptı, oklar atıldı.

Şimdi işin aslına gelelim. Kipar Kasabası bu haldeyken annem asla rahat olmadı, ve babama savaşacağını söyledi. Kötülerin karşısında dimdik duracağını, vatanımızdaki hainlere günlerini göstereceğini söyledi. Bunun üstüne savaş meydanına gitti. Ve oracıkta katledildi.

Silvia, annem savaş meydanında katledildi.

Annem katledildi

Annem katledildi.

Beni ve Luna'yı doğuran, bizi yetiştiren, güzel mi güzel kadın katledildi.

Daha on iki yaşlarımdaydım bunlar yaşanırken. Ancak en kötüsü de; bu olan olumsuzluklarda Luna'nın yalnızca iki yaşında olmasıydı. İnsanlar savaşta yaşama ve vatanı kurtarma çabasındayken çıkardıkları o acı seslerden dolayı ağlıyordu. Daha anlamıyordu neler olduğunu. Tek bir şey vardı. Hissediyordu.

Kasaba, daha yeni düzelmeye başladı. Çok büyük kayıplar yaşandı ama şimdi şükürler olsun ki iyiyiz." diye anlattı bana. Gözlerinin hafifçe dolmuş olduğu çok belliydi ama belli etmemeye çalışıyordu. Kaşlarımı yukarı kaldırdım, ve ondan özür diledim. Bu anlattıklarını benim yüzümden söylemişti.

"Hey, Silvia. Özür dilenecek ne var? Bunlar yıllardır benim aklımdan çıkmayan şeyler zaten. Kendini suçlama, ne olursun." dedi ve beni affetti.

Bölüm sonu

2 yorum