Ormanda ilerledikçe soğukluk daha da artmaya başlamıştı. Peter'a durmamızı söyledim, ve çantadan biri büyük biri küçük iki yelek çıkardım. Büyük olanı ona verdim ve küçük olanı kendime aldım. Peter Abi'ye döndüm ve;
"Annem beni yapayalnız bırakmadan dakikalar önce; 'Montunu ne olursa olsun asla çıkarma. Yaz kış fark etmez' demişti. Onun sözüne uyalım mı?" diye sordum. Acı bir gülümsemeyle ona baktım. O da başını salladı ve aynı benim ona baktığım gibi o da bana baktı, daha sonra yeleği giydi.
"Peter Abi, daha ne kadar yolumuz kaldı?" diye sordum. Biz yürüdükçe heyecanım artıyordu. "Bir aksilik çıkmazsa yaklaşık bir buçuk saate oradayız!" dedi heyecanla. Ona doğru baktım ve; "Ne?! Cidden mi? Bu kadar yaklaştık mı? Sonunda!!!" diye sevinç çığlıkları attım. Sonunda zafer bizimdi.
"Sakin ol, Silvia! Ha, bu arada. Orada, dedemin yanında bir kuzenim yaşıyor. İsmi Faith. Sanırım senden bir-iki yaş büyük. İyi anlaşacağınızdan o kadar eminim ki!" dedi. "Vay, bunu duyduğuma sevindim! Luna'yı özlemiştim, onun yokluğunu doldurur belki!" dedim. Cidden Luna'yı tüm kalbimle özlediğimi hissettim. Çok az konuşmuştuk ama kalbim ona ısınmıştı.
Birkaç dakika sonra elimi yeleğimin cebine attım fakat bir yokluk hissettim. Anahtarımı en son yeleğimin cebine koymuştum, fakat şimdi yoktu! Bir an panikledim ve Peter'a anahtarımı görüp görmediğini sordum. Biraz sonra cevap verdi,
"Ah, az daha unutacaktım! İyi hatırlattın, Silvia. Bir ara mağarada nöbet tutarken cebinden anahtarı aldım ve boynunda varlığını hissedesin diye ona bir ip takıp kolyeye çevirdim. Merak etme, anahtara bir zarar gelmedi. Bu arada, senden habersiz aldığım için özür dilerim. Al bak, anahtar burada."
Derin bir rahatlama yaşadım ve bu rahatlamada anahtar kolyeyi elime verdi. Kolyeyi boynuma taktım ve avcumla anahtara dokundum. "Çok teşekkür ederim Peter Abi!!! Böyle daha iyi olmuş. Tekrardan, teşekkürler." dedim.
---
Birkaç saat sonra durduk, Peter Smith bana baktı ve derin bir nefes alıp; "Kipar Kasabası'nın kuzey kesimine hoşgeldin, Silvia! Şuan Kuzey Lalesi Halk Kütüphanesi'nin önünde duruyoruz. Yani, dedemin mücellitlik yaptığı, ona ev sahipliği yapan kütüphanenin önünde! Hazır mısın, Silvia?" diye uzun uzun anlatıp soru sordu. Daha önce hiçbir şey için bu kadar hazır olmadığımı hissettim, ve gülümseyerek evet diye cevap verdim ona. İki buçuk gün süren bu büyük yayan yolculuğumuzun sonuna geldik. Artık içimde birikenleri Dustin Smith'e anlatabileceğim! Umarım Faith ile de güzel bir dostluğumuz olur, diye umut ederek içeriye girdim.
Kütüphaneden bir çalışanın yanına gittik, ve Peter ona; "Merhabalar, Mücellit Dustin Smith'in odası ne tarafta kalıyor acaba?" diye sordu. Kadın ise "Şuradaki aradan düz gidip koridorun sonundan sağa döndüğünüzde ilk odada kalıyor." diye cevap verdi. Bu cevap ile yürümeye başladık, ve aynı şekilde kalbim de küt küt atmaya başladı. Orada bulunan aranın kapısını açtık ve dümdüz yürümeye başladık. Koridorun sonuna geldiğimizde sağa döndük ve karşımıza çıkan ilk kapının önünde duruverdik.
Peter biraz tereddüt etti, kaşlarını kaldırıp 'çalıyorum' dercesine bir bakış attı. Ben ise 'hadi, yap artık' dermiş gibi başımı salladım. Elini yumruk yapıp kapıyı çaldı.
Birkaç saniye sonra benden bir tık büyük bir kız kapıyı açtı.

