İçeriğe geç

İKLİM VADİSİ

Bölüm 8 · 3 dk okuma

İKLİM VADİSİ

Bölüm 8

ORMANA AİT🌟🌳

Kurtları görünce gözlerim adeta kör gibi oldu, her yer ışıl ışıl parlıyordu. İnsanları, kurtları, hiçbir şeyi görmemeye başladım. Ağaçlar, ve ormanı kapsayan cisimler dışında.

Başım dönmeye başladı. Sanki bir kuş gibi, kanatlanıp uçuyordum. Yavaş yavaş etrafımdaki ağaçların beni sarmaya başladığını hissediyordum. Kendimi kıpırdatamıyordum böyle olunca. Ağaçlar ve dallar, beni sıkı sıkı sarıyordu.

İçimde, ne olduğununu bilmediğim bir varlık varmış gibi hissediyordum. Bu his, bu şey... Daha önce asla böyle bir şey hissetmedim. Her an patlamaya hazır bir bomba gibiydi.

Her şey bir rüya gibiydi, ancak hissediyordum. Ormanın bana sarıldığını, içime bir şeyin oturduğunu hissediyordum.

Gözlerim, kurtları görmeye başladı. Bana doğru uluyor ve bana saldırmaya çalışıyorlardı. Fakat bir şey, bir güç onları engelliyordu. Bu güç sanki benden çıkıyor gibiydi.

Ellerimi oynatmaya başladım. İstemsizce, parmaklarıma hafif şekil verdim, ve elllerimi birleştirerek kurtlara doğru tuttum. Kurtlar, aniden yere yığıldı. Aynı şekilde bende

'Sen, Silvia'sın.

Sen, ormana aitsin.

Sen ormandayken kimse sana zarar veremez.

Orman seni korur.

Ağaçlar ve dalları seni korur.

Orman seninle, Silvia.

Sen, ormana aitsin'

"Silvia?! Silvia, uyan! Ne olursun, kalk hadi." dedi biri ve beni dürtüklemeye, sarsmaya başladı. Kim olduğunu seçemedim, fakat gözlerimi açtığımda çalılıklarda yatıyordum ve yanı başımda Peter Smith'i gördüm.

"Ne? Neler oluyor? Neden buradayım?" dedim. Anlam veremedim bu olanlara. Her şey aniden, hızla olmuştu.

'Sen ormana aitsin' de ne demek? Kim konuşuyordu az önce? Kime ve neye göre ormana aittim ben? Neler olduğunu ciddi anlamda anlamıyordum...

"Rahat ol, Silvia. Sana anlatacağım ama beni sakince dinleyeceksin." dedi Peter. En kötü ne olmuş olabilirdi ki?

"Anlat. Ne olursun, her şeyi anlat bana. Hiçbir şey hatırlamıyorum..."

"Pekâlâ. Bunu hatırlar mısın bilmem ama, kurtlar bize saldırmaya çalışmışlardı en son. Bu sırada, gözlerin bembeyaz oldu, sanki bir perde inmiş gibiydi. Ağaçlar sana sıkı sıkı sarılmaya başladı. Ayakların birden yerden kesildi. Ağaçlar, seni korumuş gibilerdi sanki. Büyük bir güç, kurtları yere serdi.

Silvia... Senden korkmalı mıyım, aynı bir korkak gibi? Bu olanlar gerçekdışı ve bu tür şeyler bir tık... Anormal. Hayatımda ilk kez böyle bir şey gördüm. Acilen kuzeye gitmeli ve bunları büyükbabama anlatmalıyız." dedi. Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyordum. Bu kadar büyük bir güç bedenimde var olduğu için yere yığılmıştım. Fakat, cidden bu olanlar nasıl gerçekleşebiliyordu ki? Yalnızca babamın eskiden bana anlattığı peri masallarında olurdu böyle şeyler.

'Sen ormana aitsin, Silvia'

Aklımda dönüp, durup, dolaşan bu sözcükleri Peter'a anlatmalı mıydım, kararsızdım. Kimseye anlatmak istemiyordum. Yalnızca Dustin Smith'i bulduğum gibi ona her şeyi anlatacaktım, bunda kararlıydım.

"Lütfen, benden korkma Peter Abi. Beni bulduğun gün bana demiştin ya, benden sana zarar gelmez diye. İşte senin bana o zaman söylediğim gibi bende şimdi sana söylüyorum. Benden sana zarar gelmez. İnan, neler olduğunu anlamadan her şey hızlıca bitiverdi sanki. Tek hatırladığım gözümdeki beyazlık sonucu oluşan körlüğüm. Körlük derken, her yerin bembeyaz olduğunu hatırlıyorum. Bence artık gerçekten Dustin Smith'in evine gitmeliyiz..." dedim Peter'a. "Ha, bu arada... O çocuk, şimdi nerede? Nereye gitti?"

"Senin o halini görünce, kaçtı." diye yanıtladı sorumu. Kaçmakta haklıydı. Bu olanlar korkunç ötesinde, gerçek olmayacak kadar farklıydı. İnanamıyordum böyle bir şeyin olduğuna. İmkânsızdı, doğaya aykırıydı bu!

"Aslında... Gitmekte haklı. Her neyse, buradan kuzeye gitmemize ne kadar yolumuz kaldı? Bir an önce kuzeye gidip olanları büyükbabana anlatmak istiyorum..." dedim heyecanla.

"Bilemiyorum, Silvia. Hava kapanmaya başladı, her an yağmur yağabilir. Köyün içine girmeliyiz. Gel benimle." dedi ve hızlı hızlı yürümeye başladı. Bende onun arkasından koşmaya başladım. Onun hızlı yürüyüşüne koşarsam, anca yetişirdim.

Yürürken ikimizden de çıt çıkmadı. Bu sırada, kendi kendime olanları düşünebilirdim. Dokuz yaşındayım, babam öldü, babamın ölümü sonucu annem beni ıssız bir denize bıraktı, akşamüstü çok değişik türden şişe, not ve anahtar gördüm, o gece fırtına oldu ve -nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde- sıfır hasarla buraya geldim. Daha sonra notta yazılı kişinin torununa rastladım ve o kişiyi bulmak için yola çıktık ve orman, kurtlara karşı beni korudu. Babamın ölümü dahil her şey çok saçma değil miydi? Bu olanlar, çok zordu. Olabilirdi belki ama, bunca şeyin üst üste gelmesi... Hayal ürünü gibiydi bunca şey.

Artık her kimse 'Sen Silvia'sın.' diyordu, ama kim olduğunu belli etmiyordu. Ben Silvia'yım, evet ama Silvia olunca ne oluyordu ki?

Bölüm sonu

2 yorum