İçeriğe geç

İKLİM VADİSİ

Bölüm 7 · 4 dk okuma

İKLİM VADİSİ

Bölüm 7

İLK GÜN🌌

Bu güneşli ormanda, yaklaşık bir saattir aralıksız yürüyorduk. Hem Peter Abi, hem ben çok yorulduğumuzu fark edince;

"Peter Abi, ikimizde çok yorulduk. Sabahtan beri yürüyoruz. Biraz dinlenip atıştırsak mı?"

"Sen öyle diyorsan, öyle olsun ancak, daha çok yolumuz var. Sürekli böyle ara veremeyiz."

"Pekâlâ, burası nasıl?"

"Gayet iyi. Çantadan bir şeyler çıkart da, yiyelim hadi." diye yanıtladı. Çantaya doğru uzandım. Çantanın fermuarını açtım ve içinden yemek aradım. Ekmek arası buldum ancak, biraz bayatlamış gibiydi. Yine de yenilebilirdi.

Bir ekmeği Peter Abi'ye uzattım. Teşekkür edercesine kafasını salladı ve göz kırptı. Bende ona rica ettim.

Ambalajlarını çıkarttığımız ekmekleri yemeye başladık. Yemeği yerken, aklıma bir fikir geldi. Annemin beni bıraktığı gece de aynı bu ekmekten yemiştim. Kim bilir, belki de bu ekmeği annem hazırlamış bile olabilirdi. Aklıma geldikçe üzülüyordum.

Yemeği ilk önce Peter Abi bitirdi. Hızlı yiyordu. Onu bir kez bile gören bir insan, bunu çok kolay anlardı. Bende yemeğimi bitirince doğrulduk ve tekrar yürümeye başladık.

"Buradaki ormanın güzel olduğuna bakma. Güzel olduğu kadar tehlikelidir. Her an karşımıza bir şey çıkabilir ve tehlike altında olabiliriz. Bu yüzden adımlarına dikkat et, Silvia."

"Burada hiç güvenli bir yer olmaz mı? Mağaraya gidiyorum tehlikeli diyorsun. Ormana gidiyoruz tehlikeli diyorsun. Hem madem burası tehlikeli, neden buradan gidiyoruz?" dedim. Söylediklerimde gayet haklı olduğumu hissetmiştim. Hem bu soruların, sorulması gerekiyordu. Bunu bilerek mi yapıyordu, yoksa tek yol bu muydu? Çok mu hızlı güvendim diye sorgulamadım değil.

"Kipar Kasabası'nda köylerden uzak yerler genel olarak tehlikeli oluyor. Buradan gidiyoruz çünkü burası yolun kestirme tarafı. Köylerden geçsek, yolculuk yedi günden fazla sürer. Lütfen yanlış anlama. Amacım seni tehlikeye atmak değil."

"Peki, teşekkür ederim." dedim. Belki de, söylediklerinde gerçekten haklıdır. Belki de, söylediklerini tamamen kafasından uydurmuştur. Ama artık bir işin içine giriştim, bu işin içinden çıkmam için çok geç... Umarım büyük bir hata yapmıyorumdur.

---

4-5 saat boyunca yürüdük. Çok yorulmuştuk, ancak büyük mesafe kat etmiştik. Akşam olmaya başlıyordu ve doğadaki tehlikeli yaratıklar her an etrafımızı sarabilirdi. Bu yüzden ormanın yakınlarında bir mağarada mola vermeye karar verdik. Bu gece uyuyacaktık, ertesi sabah erkenden yola koyulacaktık. Mağaraya yerleştiğimizde, kimin nöbet tutacağı hakkında konuştuk ve ilk Peter Abi'nin nöbet tutacağına karar verdik.

Yayımı ve okumu uyuyacağım yerin hemen yanı başına koydum. Peter nöbet tutarken ben uyumuşum. Bu kadar fazla yürümek beni çok yormuştu, haklı olarak.

'Babam, beni omuzlarının üstüne alıyordu. Babamın ellerinden sımsıkı tutuyordum, düşmeyeyim diye. Fakat ellerini sıkı tutsam da, tutmasam da düşmezdim. Çünkü babamla berberdim.Deniz kenarına geldik. Büyük bir fırtına oldu, fırtınaya katılan bulutların altındaki denizden annem çıktı. Annem, büyük, karamsar, tupturuncu gözlü bir yaratığa dönüştü gözlerimin önünde. Babamın kucağındaki beni aldı, ve fırlattı. Babamı ise aldı, denizin dibine götürdü. En dibine. Babam çığlıklar attı koca koca. Ben ise ona yardım edemedim.'

"Silvia, Silvia? Silvia, hadi uyan artık. Silvia?"

"Ne?! Ne oluyor? Haa, mağara... Nöbet sırası bende mi?" diye sordum. Kâbus gördüğümü fark ettim, iğrenç bir şeydi. İçimden, bunu bir daha asla görmemeyi diledim...

"Evet, sıra sende ancak... Bunu acil görmen lazım." dedi. Hava yavaş yavaş açılıyordu. Sırtıma ok çantasını taktım ve yayımı elime aldım. Onu takip ettim, ve mağaranın dışına çıktım. Tam olarak neyi görmem gerektiğini anlamadım ama, işaret parmağını bir yere savurup işaret edince, görmem gereken şeyi fark ettim. Bir çocuk vardı işaret ettiği yerde. Kimsesiz, yalnız başına oturuyordu. Geceleyin, o burada değildi. Onu burada görmemiştik. Yüksek bir ihtimalle yeni gelmişti.

"Ne yapmalıyız? Yanına gitsek mi ki?" diye sorular yönelttim. Peter Smith, meraklı ve çaresiz bakışlarla kafasını yukarı aşağı salladı. Yavaş yavaş yürümeye başladık. Peter, benim önümden yürüyordu. Her ihtimale karşı. Çocuk bizi fark etti ve kaşlarını hafif çattı.

"Kimsiniz?" dedi. Tek bir kelime; "Kimsiniz?". "Bu ormanda ne işiniz var? Neden buradasınız" gibi pek çok soru savurdu.

"Sakin ol, dostum. Bizden sana zarar gelmez." dedi Peter.

'Bizden sana zarar gelmez.'

Bu cümleyi, benimle ilk karşılaştığında da kurmuştu. Ne kadar güvenilirdi bilmiyorum, ancak gerçekten güvenilir hissettiriyordu.

"Kasabanın kuzeyine yol alıyorduk. Uzun süre yürüdük ve burada konaklayalım, mola verelim dedik. İstersen, hemen şimdi gidelim?" diye bir açıklama yaptı Peter Smith.

"Kurtlar var burada, gidin buradan."

"Sen ne arıyorsun burada o zaman?" diye bir soru sordum. Madem kurtlar vardı -ki, şuana kadar hiç görmemiştik- o zaman o burada ne yapıyordu?

"Sizi uyarmaya geldim. Kaçın, kurtarın kendinizi. Ya da savunun. Çok fazla olurlar. Çok dikkat edin." dedi çocuk.

Bu sırada, arkadan yüksek sesli bir hışırtı geldi. Arkamı döndüğümde büyük büyük birkaç kurt sanki bizi bekliyormuşçasına duruyordu.

Bölüm sonu

2 yorum