İçeriğe geç

İKLİM VADİSİ

Bölüm 6 · 4 dk okuma

İKLİM VADİSİ

Bölüm 6

YOLCULUK🏹

Peter ile konuşurken, yine aynı merdivenlerden bir çocuk geldi. Çocuk yaklaşık 5-6 yaşında gibi duruyordu. Peter'a çok benziyordu, hatta neredeyse aynısıydı. Onun kız versiyonu gibiydi.

"Luna, Silvia ile tanış! Silvia, bu kardeşim Luna. Belki anlamışsındır. Ama yinede söyeleyeyim dedim."

"Merhaba Luna! Tanıştığımıza memnun oldum." dedim. Bu insanlara karşı ne kadar utangaç olsamda gizleyemiyordum bunu. Tanışalı birkaç dakika olmuştu fakat çabuk alışmıştım. Benim gibi küçük birini görünce de ortam samimileşmişti. Fakat Luna da benim gibi biraz utangaçtı.

"Merhaba Silvia." dedi utangaç bir ses. Tabiiki de bu utangaç ses Luna'ya aitti. Peter'a doğru döndüm.

"Sana kendimi, buraya nasıl geldiğimi anlatabilir miyim?" diye sordum. Peter beni kırmadı ve;

"Tabii! Burada, seni dinliyorum. Bana güvenebilirsin çünkü bende sana güveniyorum."

"Sekiz yaşındayım, bu sene dokuzuma gireceğim. Yaklaşık üç hafta önce babamı kaybettim. Babamla aramız çok iyiydi. Sahile gitmiştik. Denizde yüzmesini istemiştim. O yüzerken denizde çok açılmıştı. Daha sonra dengesini kaybedip suda battı ve boğuldu..." Yaşadıklarımı anlatırken boğazım düğümlenmiş gibiydi. Zar zor anlatıyordum, gözlerim dolmuştu. "Annem babamı çok severdi. Gözü, ondan başkasını görmezdi. Sahile gittiğimizde yanımızda annem de vardı. Babamdan denizde yüzmesini istediğimi annemde görmüştü. Bu yüzden babamın ölümünden benim sorumlu olduğumu düşünüyor, ki zaten annem beni hiç sevmezdi. Cenaze işleri bittiği zaman elimden sımsıkı tuttu ve beni asla bilmediğim bir deniz kenarına bıraktı. Yani kısaca beni terk edip gitti. Yanıma da bu çantayı verdi. O gün beni bıraktığı o deniz kenarından insan geçmesini bekledim ancak kimse geçmedi. Ben ve deniz dışında hiç kimse yoktu.

Akşamüstü dedenin, Bay Smith'in, denize bıraktığı şişe benim elime ulaştı. Şişeyi kırdım ve içindeki notu okudum. Bay Smith, evime dönüş yolum olabilirdi. Bu yüzden onun yanına gitmeyi çok istiyordum.

Gece olunca büyük bir fırtına çıktı. Fırtınada, benimde sonum babam gibi olacak sanmıştım. Fakat fırtına beni buraya sürükledi. Fırtına esnasında bayılmışım, uyandığımda hava günlük güneşlikti.

Uzaktan bu kasabayı gördüm. Yürürken fark ettimki kasaba ile aramızda çok fazla mesafe vardı. Beni bulduğun mağarada biraz dinlenmek istedim. Sonra uyumuşum. Geri kalanını sende biliyorsun."

"Çok büyük şeyler atlatmışsın... Umarım daha iyi olursun, Silvia."

"Sana Peter Abi diyebilir miyim?" diye sordum. Ona güvenim tamdı.

"Tabiiki! Bana güvenmene sevindim."

"Peki ben sana Silvia Abla diyebilir miyim?" dedi Luna. Bu ince tatlı ses, kalpleri ısıtıyordu.

Gülümsedim ve evet dercesine başımı salladım. Luna gelip yanıma oturdu, o da bana gülümsüyordu.

"En sevdiğin renk nedir, Silvia Abla?" diye sordu bana. Aslında favori rengim yoktu. Neredeyse her rengi severdim. Mavi dışında.

"Bilmem. Ben çoğu rengi severim. Senin en sevdiğin renk nedir, Luna?"

"Pembe, toz pembe!" dedi. Luna biraz sonra yanımızdan ayrıldı. Peter Abi'ye Bay Smith hakkında daha fazla soru sormalıydım.

"Buradan yürüyerek kasabanın en kuzeyine gitmek ne kadar sürer?"

"Yaklaşık 3 gün sürer. Hava koşullarına bağlı bu süre uzayıp kısalabilir. Kasaba büyük olsaydı çok daha fazla sürebilirdi."

"Peki, benimle dedenin evine gitmeye ne dersin?" diye sordum. Emindim, Bay Smith'in yanına gitmeye emindim.

"Her zaman olsa evet derdim!"

---

Yolculuğa çıkmak için bütün hazırlıkları yaptık. Evden çıkmadan biraz önce Luna'nın babasıyla da tanıştık. Kendisi, bu kasabada marangozluk yapıyormuş. Her ihtimale karşı bir şeylerden korunmamız için bana ve Peter Abi'ye birer yay ve birkaç adet ok verdi. Yaşımdan ötürü ok kullanmamıştım daha önce. Ama öğrenecektim. Zamanla hayatta her şeyi öğrenecektim.

Luna ile vedalaştık. Kendisi beni çok özleyeceğini söyledi. Eğer Dustin S. ile kalırsam, bir ihtimal onunla görüşebilirdim.

Her şey tamamdı. Artık gerçekten yola çıkabilirdik. Bu kasabanın nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyordum doğrusu. Tahmin ettiğim gibi, burası ağaçlarla doluydu. Böyle huzurlu bir yerde yaşamak isterdim bende. Şehir merkezinden uzak, sessiz, sakin, huzurlu bir yerde.

Yolda yürürken Peter Abi ile aramızda şöyle bir konuşma geçti;

"Sen yay kullanmayı biliyor musun, Silvia?"

"Daha önce hiç yay kullanmadım ve gerek duymadım..."

"Sana öğretmeliyim. Kendini savunman için oka ihtiyacın olacak. Babam sana özel küçük bir yay yapmış."

"Ne zaman öğretirsin?"

"Başımıza her an bir iş çıkabilir. En yakın zaman ne zamansa o zaman öğretmem daha mâkul olacaktır."

"Anlıyorum... İstersen derse şimdi başlayabiliriz!"

"Pekala, Silvia. Bak şimdi, yayı bu şekilde tutacaksın. Oku alıp yayın arkasındaki kısımdan bu şekilde geçireceksin. Doğru zaman gelene kadar elini sabit tutacaksın. Doğru zaman geldiğinde ise sağ elinle tuttuğun oku bırakacaksın. Bu kadar!"

"Aslında basit gibi gözüküyor!"

"Bu işin de kendine göre zorlukları var, Silvia. Aslında bir bakıma her işin kendine göre bir zorluğu vardır. Zaman geçtikçe öğreneceksin."

"Teşekkür ederim!" dedim ve elime aldığım yayı Peter Abi'nin dediği gibi yaptım. İlk atışım güzel değildi ancak ikinci atışta toparladım.

Bölüm sonu

2 yorum