İçeriğe geç

İKLİM VADİSİ

Bölüm 5 · 3 dk okuma

İKLİM VADİSİ

Bölüm 5

KARA GÖRÜNDÜ🍃📖

Uyandığımda kendimi çok farklı bir yerde buldum. Kumların aksine çimenler vardı denizin dibinde. Fırtına çoktan dinmiş gibi görünüyordu. Hafiften doğruldum. Deniz'e baktım, baktığım gibi yüzümü ekşittim. Artık deniz görmek istemiyordum. Biraz yürümeye başladım. İleride bir kasaba vardı. İleride dediğime bakmayın. Görebiliyor olsam bile çok uzaktaydı. Elimdeki anahtara baktım ve içimden; "Bay Smith'in bana güvendiği gibi ben de sana güveniyorum, anahtar." diye geçirdim, ve anahtarı montumun cebine koydum.

Yürümekten yorulmuştum. O kadar fazla mesafe vardı ki, pes etmeyi bile düşündüm. Bunu yapamazdım, tek yolum buydu. Bunun dışında yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Koşmaya başladım. Bu mesafeler, koşarsam daha çabuk biterdi, kim bilir.

Yakınlarda bir mağara gördüm. Çok yorulmuştum ve orada dinlenmem gerektiğini düşündüm. Mağaraya doğru yürüdüm ve içeriye bir adım attım. Mağara ne çok ufaktı, ne çok iri. Dinlenmek için gayet idealdi.

Çantamdan yemek çıkardım, ve atıştırmaya başladım. Yemeği yerken bir yandan düşünüyordum. Bay Smith gerçekten var olan bir insan mıydı? Yoksa ufak bir çocuk oyun mu oynuyordu? Aklımı çorbaya çeviren bir sürü soru vardı.

Biraz sonra uykuya daldığımı fark ettim. Artık uyumayı da istemiyordum ama buna mecburdum. Güç toplamak için uyumam lazımdı. Evet, her şey ben uyurken gerçekleşmişti ve bu olanlar bir kabus ya da rüyadan farksızdı...

Birinin beni taşıdığını hissetmeye başladım. Rüya dedim, geçiştirdim fakat uyandığımda çok farklı bir yerdeydim. Olanlara karşı çok şaşırdım. Kulübeye benziyordu olduğum yer. Karşımda bir şömine vardı. Şöminenin yan taraflarında da bir sürü kitap vardı. Yavaş yavaş uzandığım yerden kalktım. Bu sırada karşıdaki merdivenlerden kahverengi saçlı, kahverengi gözlü bir çocuk indi. Çocuğun gözlerini çevreleyen bir gözlüğü vardı. Aslında çocuk diyemezdim bu kişiye. On sekiz yaşında gibi gösteriyordu.

Merdivenlerden inerken bana doğru seslendi; "Sonunda uyanabildin. Biraz konuşabilir miyiz?" dedi, ve yanıma doğru birkaç adım attı. Korkuyordum, hem de çok. Bu insanın kim olduğunu bilmiyordum. O bana yaklaştıkça ben koltuğun ucuna doğru gidiyordum.

"Üzgünüm, korktuğunu biliyorum ancak benden sana bir zarar gelmez. Ben sana yardım etmeye çalışıyordum. İstersen seni nasıl bulduğumu anlatabilirim! Öncesinde, ben Peter. Peter Smith."

İşte bu sırada, ismini söylediği sırada kaşlarımı hafif çattım. Çünkü şişenin içindeki notta ismi yazılı kişi olan Dustin Smith ile aynı soyadına sahipti. Neden böyle şeyler beni buluyordu? Neden onlar beni buluyordu? Özellikle bana oynanan bir oyun falan mıydı bu? Sorularımın cevabı için karşımda duran kişiye sorular sormam gerekiyordu...

Elimi ona doğru uzattım ve;

"Silvia Haven. Memnun oldum." dedim. Tokalaştık. Peter'a, merak ettiğim soruları sormadan önce onun bana buraya nasıl geldiğimi anlatmasının gerektiğini düşündüm. Biraz sonra Peter anlatmaya başladı.

"Seni Karides Mağarası'nda gördüm. Orası çok tehlikeli oluyor, ormandaki ayılar genellikle o civarda dolaşıyor. Seni buralarda ilk kez görmüştüm. Küçücük bir kızın o tehlikeli yerde dolaşmasına izin veremezdim. Seni kucağıma aldım ve evimize getirdim. Evimize diyorum, küçük kardeşim ve babamla beraber yaşıyoruz. Annem yıllar önce vefat etti."

"Beni kurtardığın için teşekkür ederim." dedim. Kendimi anlatmam için bu insana ne kadar güvenmeliydim, bu insan ne kadar güvenilirdi ki? Yalnız, o bana kendisini birazcık olsun anlatmıştı. O bana güveniyorsa, ben de ona güvenmeliydim.

"Sana birkaç soru sormak istiyorum." dedim. 'Tabii' anlamında kafasını salladı.

"Ben şuan neredeyim?"

"Şuan Kipar Kasabası'ndayız, Silvia. Sana burayı biraz anlatmak istiyorum. Kipar'da kitaplara çok değer verilir. Kipar, atalarımızın dilinde; 'Kitapla dolu huzur veren yer.' demektir. Kütüphaneden farkı şudur; kütüphaneler dört duvarlıdır. Kipar'da ise her nerede olursan olasın, her ne zamanda olursan olasın kitaplarla huzur dolarasın. Ayrıca, burası diğer kıtalardaki insanlar tarafından keşfedilmemiştir. Yalnızca birkaç kişi. O kişilerden biri de sensin."

"Hmm... Peki mücellit ne demek?" diye sordum bu sefer. O notu ilk gördüğümde bu kelime aklıma takılmıştı.

"Kitap ciltleyen kimsedir, Silvia." dedi. Her şey kitaplarla alakalıydı. Bu normal miydi?

"Burada, Kipar Kasabası'nda çok fazla kütüphane olur mu?"

"Evet. Dediğim gibi Kipar'da kitaplara çok önem verildiği için çok kütüphane var." diye cevapladı sorumu. İşler yavaş yavaş anlaşılıyordu.

"Sorum biraz ürkütücü olacak ama, Dustin Smith'i tanıyor musun?" dedim. Biraz korkuyordum, bu insanlardan bana bir zarar gelir miydi? Benimle oyun mu oynuyorlardı?

"Kendisi dedem olur ama... Sen dedemi nereden biliyorsun ki?" diye sordu. Elimi cebime attım, cebimden anahtarı ve notu çıkarıp ona doğru uzattım. Notu okumaya başlayınca kaşları biraz çattı ve;

"Dedem kasabanın kuzey kesimlerinde oturuyor."

"Biz şuan neredeyiz?"

"Kasabanın güney kesimlerinde... Neyseki kasabamız fazla büyük değil." diye yanıtladı sorumu.

Bölüm sonu

2 yorum