İçeriğe geç

İkizlerin Cinayeti

Bölüm 7 · 5 dk okuma

İkizlerin Cinayeti

Bölüm 7

7)Bu bir yenilgi miydi?

Jeongin'den

Gözlerimi içeriye giren güneş ışığı ile açtım.Hareket edecektim ama beni sıkı sıkıya saran kollar hareket etmemi engelliyordu.Kulaklarıma dolan hızlı kalp atışları,odanın içerisinde olan parfüm kokusu, yatağın sıcak kucaklaşması bana nerede olduğumu hatırlattı.Ben, benim kurbanımın odasındaydım.Benim aşk kurbanım olucak Changbin'in odasında.

Başımı çevirip sessizce ona baktığımda hâlâ uyuduğunu gördüm,uyumasına rağmen gücünde gram eksilme yoktu,beni sıkıdan sıkıya tutuyordu.Gözlerim onun pembeleşmiş dudakları ve yanaklarında, dağınık saçlarına ve güzel kirpiklerinde gezindi.Kendime o an ne için burda olduğumu hatırlattıktan sonra bakışlarımı ondan alarak odanın içerisinde gezdirdim.Bir süre içinde derin bir nefes alma sesi duyduğumda hızlıca gözlerimi kapattım.Daha sonra onun boğuk ve derin sesini duydum.

"Jeongin.."

Cevap vermedim,uyuyormuş gibi davranmakta çok iyi olduğum için fark edeceğini düşünmüyordum.Uyandığı saniyeden itibaren bana olan tutuşunun azaldığını hissettim.Bir elini benden çekip anlımdaki saçları biraz itekledi.Şimdi ise sıcak ellerinin saçımda gezindiğini hissedebiliyordum.Çok geçmeden anlımda dudaklarını hissettim,çok...yumuşaklardı ve bu his çok tanıdıktı.Onu ilk öptüğüm gün olduğu kadar yumuşaktı.Fakat ben daha istediğimi yapamamışken kapı tıklatıldı ve Chan'ın sesi kapının önünde duyuldu...

"Changbin! Kalk artık! İşimiz var!"

O an Changbin'in hareketlerinin nasıl değiştiğini hissedebiliyordum.Hemen dışarıda duran abisine seslendi.

"Tamam giyinip geleceğim,sen git!"

Kapının önünden daha fazla ses gelmediğinde o gıcık abisinin gittiğini anlamış oldum.Sanki seslerden uyanmış gibi biraz hareketlendiğimde gözlerimi araladım.Bakışlarım hemen Changbin ile buluşmuştu.Dudaklarımı aralayacağım sırada parmağını dudaklarımın üzerine koyup beni susturdu ve eski boğuk, derin sesi ile fısıldadı.

"Jeongin,uyu."

Daha sonra beni göğsünden indirip başımı sıcak, yumuşak yastığa koydu ve ben uykulu gözlerimle ona bakakaldım.O yataktan kalkıp kıyafetlerini alırken bir süre onu izledim,tişörtünü çıkarırken hâlâ ona baktığımı fark etmemiştim bile.Tişörtünü çıkarttığında daha yeni çıkarttığı tişörtü elinden bırakmadan başını çevirip bana baktı, işte o zaman çok utanmıştım.Gözlerimi sıkıca kapatıp yanaklarımın kızarmasını engellemeye çalıştım.Ama daha sonra sadece kapının açılıp kapanma sesini duydum,bir şey demeden gitmişti.Hemen yataktan kalkıp odada daha önce gözümü kestirdiğim yerleri aramaya başlamalıydım.Telefonumdan çıkardıkları hattımı bulup başkomiser dedikleri kişiye ulaşmam gerekiyordu.Aslında direkt polise de haber verebilirdim ama benim istediğim bu değildi,benim istediğim ikisinin çok büyük bir ceza almasıydı ve ben bunu gerçekleştirmekte kararlıydım.Eh,başkomiserin telefon numarasını da bulmam gerekiyordu,bunun için ya Chan'ın ya da Changbin'in telefonunu ele geçirmem gerekiyordu.Hiç zaman kaybetmeden Changbin'in odasını karıştırmaya başladım,telefonumuzdan çıkardıkları hatları en son bu odaya getirdiğini görmüştüm.Heryeri didik didik aradım fakat hiçbir sonuç alamadım.Yatakta oturmuş kara kara düşünürken balkon kapısının arkasına gizlenmiş küçük bir kutuyu fark ettim.Hızlıca kalkıp oraya gittiğimde kutuyu düşünmeden elime aldım.Açmaya çalıştım ama kilitliydi...

"Ugh siktir bi' de bunu mu açmakla uğaşacağım amına koyim ya?"

Etrafa bakınıp bir alternatif aramaya başladım.Hiçbir şey bulamayınca kutuyu resmen tişörtümün içine sakladım ve hızlı adımlarla odadan çıktım...

Yazardan

Jeongin odadan çıktıktan sonra o kadar hızlı yürüyordu ki kendi odasına gitmek için önüne bile bakmıyordu.Anında sert birşeye çarpması ile düşüncelerinden arındı ve başını hemen kaldırıp yukarı baktı.Çarptığı kişi Chan'dı ve şimdi ona çok garip bir bakışla bakıyordu.

"Sen Changbin'in odasında ne halt yiyorsun, Yang?"

Kelimeler boğazıma düğümlendiğinde ne diyeceğimi bilemedim,daha sonra Changbin'in sesini duydum.

"Akşam onunla konuşuyordum,benim odamda uyuya kaldı"

Jeongin,Chan'a hızlıca baş salladı.Elimden geldiğince şüphe çekmemeye çalışıyordu ama şimdiden terlediğini hissedebiliyordu.Hızlıca ikizlerin yanından yürüyüp kendi odasına girdi.

"Ne demek senin odanda uyudu? Chang,son kez diyorum.Kendine gel"

Bunun üstüne Chan gidip kendi odasına girdi ve mektubu bıraktığı yerden alıp cebine koydu.Daha sonra hızlıca tekrar çıkıp Changbin ile salona indi...

(...)

Akşam olduğunda Jeongin ve Seungmin odada konuşuyorlardı.Jeongin aklındaki planından bahsediyordu ve Seungmin kesinlikle onaylamayıp, üstüne korkuyor gibiydi.Jeongin birden tartışmanın ortasında sesini yükseltti.

"Seungmin,sen ne kadar büyük bir şey yapabileceğimizin farkında mısın!? Kafan basmıyor mu oğlum senin!"

Jeongin düşüncelerinden nefes nefese kalmıştı,Seungmin bir şey diyemeden dudakları aralık bir şekilde kaldığında yüzündeki hayal kırıklığı çok belirgindi.Jeongin o an kendine gelip arkadaşına doğru yürüdü ama Seungmin durmasını işaret etti ve hızlı, ciddi bir şekilde konuşmaya başladı.

"Kafası basmayan sensin I.N,yapmak üzere olduğun şeyin tehlikesinin farkında bile olmayan, sadece oyun peşinde olan bir çocuksun.Hayır I.N üzgünüm ben canıma susamadım,ve tekrar tekrar tekrar söylüyorum,ben artık yokum."

Dedikten sonra kapıyı çarparak odadan çıktı Seungmin.Jeongin sanki bir an duvara çarpmış gibi olduğu yerde kalakaldı.Ne demişti o? Ne demek artık yoktu.Az önce katilleri arkadaşına tercih ettiğine inanamıyordu.Homurdanarak kendi yatağına oturdu ve komidine koyduğu kutuyu alıp sinirle yere fırlattı.Ne hikmetse kutunun kapağı o hızla yere çarptığında açıldı ve Jeongin hemen yerinden kalkıp kutuya yaklaştı,içindekilerin kırılmamış olmasını dua ediyordu.Hatlara baktığında kendisininkinin kırılmış olduğunu fark etti.

"Sikicem ya.."

Ama Seungmin'in hatı sağlamdı.Onu alıp diğer hattı ortadan yok etti.Telefonuna Seungmin'in hattını takacaktı ama komiseri arayacağı zaman takmaya karar verip telefonu ile hattı çekmecesine koydu.Evet,telefonu neredeyse parça parçaydı ama en azından arama yapacak durumdaydı.Artık tek ihtiyacı olan şey...numaraydı.

(...)

Gün tekrar aydığında en erkenciler Chan ve Jeongin oldu.Chan salonda bilgisayarında çalışırken Jeongin merdivenlerden aşağıya iniyordu.Salona girmeden Chan'ın telefonunu eline alıp telefonun şifresini girdiğini görünce orda durup şifreyi iyice aklına yazdı.Eh bu bizim Jeongin, değil mi? Hep cinlik peşinde...

Şifreyi unutmadan harekete geçmek zorundaydı.Parmak uçlarında ilerleyip koltuğun tam arkasına ilerledi ve Chan fark etmeden yere çöktü.Etrafına bakınıp dikkat çekecek birşey aradı ama bulamadı.Daha sonra koltuğun gıcırtısını duydu ve Chan'ın ayağa kalktığını fark etti.O, onun mutfağa gittiğini görebiliyordu.İşte tam zamanıydı,Jeongin hemen koltuğun arkasından çıkıp masadaki telefona uzandı.Parmakları eskisinden daha hızlı çalışıyordu.Tilki kadar kurnaz olan çocuk şifreyi hızlı hareketlerle açarak "kişiler" listesine girip son arananlara bakmaya başladı.Bir sürü adını bilmediği kişiyle doluydu Chan'ın arama listesi.Jeongin bu kadar numara arasında başkomiser olan kişiyi nerden bilebilirdi ki? Kendi telefonunu çıkarıp bütün son aramaların resimlerini çekmeye başladı.Yaklaşık beşinci resmi çekiyordu ki kapşonlusundan tutulup çekildiğini hissetti.Panik ve korkuyla iki telefonu da elinden düşürdü sinsi çocuk.Sırtı geniş bir göğüse bastırılırken kapşonlusundaki tutuşun boynuna gittiğini hissetti.Saniyeler içinde boğazındaki tutuşun arttığını hisseden çocuk,kulağına çarpan sıcak nefesle uyarılıyordu.Nefes sesleri oldukça keskin geliyordu ve Jeongin git gide nefessiz kaldığını hissediyordu.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun...seni küçük...! "

Chan'ın buz gibi sesi salonu buzdan bir cehenneme çevirirken Jeongin temelli kaskatı kesildi,vücudunun oksijenden yoksun kaldığını ve bembeyaz olduğunu hissetti.

Chan, çocuğu sertçe ittirdiğinde Jeongin kendini yerde buldu.Soğuk tahtanın üzerinde,henüz Ay kendi yerini Güneş'e yeni bırakmaya başlamışken güneş ışınları ölüm meleğinin yüzüne vuruyordu.Siyah, dağınık saçlı ve tam tersine ölüm meleğinin karşısında sinsi bir şeytandan masum bir meleğe dönüşen Jeongin ona korkuyla bakıyordu.Derin derin nefesler alıyor, ciğerlerine yaşadığını hatırlatmaya çalışıyordu.Görüşü nefessizlikten bulanıklaşmaya başladığı sırada bakışları Chan'ın hemen arkasına,merdivenin baş ucuna kaydı, Kim Seungmin oradaydı ve nedensizce duygusuz bir şekilde ona bakıyordu.Yardım etmiyordu, konuşmuyordu,hareket...hiç etmiyordu.

Jeongin o an neler döndüğünü işleyemiyordu, zihni bulanığın da bulanığıydı.Bakışlarını tekrar ölüm meleğine çevirdiğinde kendisine doğru bir adım atıp ayağını düşen telefonlardan birine bastırdığını gördü ve kendi telefonunun inlemeleri içinde parçalanmasının sesi kulaklarında çınladı,bir tilkinin zekasına sahip olan çocuk yenilmişti...

Peki ya bu, gerçekten bir yenilgi miydi?

Yeni bölümü en kısa zamanda yayımlamaya çalışacağım.Umarım beğenmişsinizdir,okuduğunuz için teşekkür ederim.Next!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.