Jeongin'den
Ordaydı,ölüm meleğim.Daha az önce ordayken şimdi yoktu.Tek hatırladığım onun arkasındaki Kim Seungmin'in suratıydı.Acıyla bakıyordu benim yerdeki bedenime.Sanki...Bana ihanet eden kendisiymiş gibi.
Gözlerimi açtığım anda hızlıca olduğum yerden korkuyla doğrulurken gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.Karanlıktı,her yer delicesine karanlık.O an ağzımın içerisinde acı bir tat hissettim.En büyük korkum karanlıktı ve ben onun ortasında soğuk bir zeminde tek başıma bırakılmıştım.İyi de bunu Ölüm Meleği nereden bilebilirdi ki..?Zaten o bilmiyordu.Onun arkasında Koruyucu Melek gibi duran iblis...
Hemen olduğum yerden dengemi bile kurmadan kalktığımda bir çok kez sendeleyerek etrafta dolanmaya başladım.Olduğum yeri kokusu sayesinde adım kadar ezbere biliyordum ama yine de karanlık düzgün düşünmemi zorlaştırıyordu.Kapı kolunun soğuk demirini kendi sıcak avcumun içerisinde hissettiğim an herkesin yapacağı gibi kapayı açmaya çalıştım.O an beynimin, düşüncelerimin, vücudumun uyuştuğunu hissedebiliyordum.Kapı açılmıyordu.Kapı kolunu kendime doğru daha sert çekerken diğer elimle kapıya deli gibi vurmaya ve sanki işkence görüyormuş gibi bağırmaya başladım.
Çok geçmeden gözlerimden akan şeffaf, sıcak sıvıyı hissedebiliyordum.Vücudum titremeye başlamıştı, travmalarım geri geliyordu.Hissedebiliyordum.Ben gürültü çıkarmaya devam ettikçe nefesim daha çok hızlanıyor ve kalbim daha hızlı atıyordu.Taki kapının kilidinden o sesi duyana kadar.O sesi duyduğumda birkaç adım geri gittim.İçeriye kapıdan gelen bir ışık kümesi hücum edip karanlığı kırarken karşımda Kim Seungmin dikiliyordu.Bana az önce yukarıda baktığı gibi duygusuz bir surat ifadesi ile bakıyordu.Bunu neden yapıyordu..?
O üzerime yürümeye başlarken ben kılımı bile kıpırdatmadım.Vücudum hali hazırda deli gibi titriyordu.En sonunda bana o kadar yakındı ki göğüslerimiz neredeyse birbirine değiyordu.Sıcak ve keskin nefesinin boynuma çarptığını hissedebiliyordum.Ona hayal kırıklığı ile bakarken o bana saf nefret ile bakıyor gibiydi...Titreyen dudaklarımı aralayıp onun yüzleşmek için hazırlandığım anda o elini saçımın arkasına yerleştirip başımı geriye doğru çekti.O an acıyla bodrumun ortasında bir inleme bıraktım.Kulaklarım onun sert sesiyle dolup taşıyordu.
"Ağlamayı kes artık."
Ve sessizlik.İkimiz de o saniyeden sonra dakikalarca hiçbir şey söylemedik ta ki saçımın arkasındaki elini sıkı bir şekilde tutup bütün hıncımla tırnaklarımı derisini yırtarcasına ona bastırıp elini geri çekene kadar.Bu sefer acıyla inleyen önümdeki Seungmin olurken havadaki gerginliğin ikimizin arasında arttığını hissedebiliyordum.Göz yaşlarım gözlerimi doldurmayı bırakırken hafifçe alt dudağımı ısırdım ve bütün gücümle onu geri ittim.Ardından kısılan sesimle yapabildiğim kadar bağırdım.
"Sana ne oluyor Seungmin! Bana resmen düşmanınmışım gibi bakıyorsun! Burada kötü olan ben değilim, onlar! Neden her şeyi anlattın, neden bunu yaptın!?"
O an durmama sebep olan şey titreyen sesiydi,o da az önce benim yaptığım gibi ağlıyormuşcasına konuşuyordu.
"Çünkü aşık oldum! Çünkü benim senin aksine bir kalbim var Yang Jeongin!"
İşte o an durdum.Aşık oldum? Aşık mı olmuştu? Aşk bu muydu? Aşk buysa sikeyim aşkı.
Senin aksine bir kalbim var Yang Jeongin...
İşte o sözden sonra vücudumun kontrolünü ben değil,aklımdaki düşünceler ve hisler yönetiyordu.Belki de o an hiçbir zaman yapmayacağım birşey yapmıştım,bunun sorumlusu da bizi birbirine düşüren ikizlerdi.Gözümün döndüğünü hissettiğim an Seungmin'in üzerine doğru yürümeye başladım.Ellerim sinirle ya da belki de tarif edemediğim hislerle titrerken yakasına yapıştım ve onu tüm gücümle yüzüme doğru çektim.
"Sen bu acınası duyguya aşk mı diyorsun,Kim?Aşk diye bir şey yok.Senin yaşadığın tek duygu KORKU.Sen hayatımda gördüğüm en korkak kurbansın."
Yakasını o kadar sıkı tutuyordum ki ellerimin artık zorlamayla uyuştuğunun farkındaydım fakat benim öfkem her şeyden üstün geliyordu.İşte o an Seungmin'in yakasını onu ittirerek bıraktığımda çocuk kendini yerde buldu.Yüzündeki soğukkanlı ifade bir an şokla parçalanıp gitti.Ben ise ağır ağır nefes alırken hala olduğu yerde duruyordum.Seungmin yavaşça ayağa kalktı.Benimle konuşmak için geldiği kapıya doğru ilerledi ve gözden kaybolarak beni karanlıkla yeniden başbaşa bıraktı.
(...)
"Chan,saçmalama! Tamam,evet.Yaptığı şey her şeyi batırabilecek bir durumdaydı ama sırf bu yüzden bodrumda öylece onu hapsedemezsin!"
Changbin sesindeki gerginlikle ikizini ikna etmeye çalışırken Chan bi' anda kendi bilgisayarının başından kalktı ve kardeşine baktı.
"Asıl sen saçmalama.Bizi yakalatıcaktı! konu kapandı.O çocuk orada kalıcak ve sende onunla iletişime geçmeye çalışma bile.Yaptığın hataların haddi hesabı yok, Changbin.İlk bu çocuk patronun evine kadar geldi,sonra telefon hatlarının yerini buldu.Bu çocuk senin gözetiminde değil miydi?"
İşte o an Changbin başını odanın diğer tarafına doğru çevirdi.Elliyle yavaşça boynunu ovuştururken Chan'ın bakışları ona karşı yumuşadı.Chan'ın en büyük zayıf noktaları her zaman kardeşleriydi yani...Kardeşiydi.Kardeşinin canını sıkan ya da aklını karıştıran bir şey olduğunu fark ediyordu.Yavaşça kardeşinin önünde çömeldi ve elini dizinin üzerine koydu.Sesi uzun zaman sonra ilk kez bu kadar yumuşuyordu.
"Kafan karışık,neyin var?"
Changbin kardeşine bakmayı reddederek mırıldandı.
"Kafam karışık falan değil."
"O yüzden mi sürekli Jeongin'i savunup duruyorsun?"
Jeongin'in adını duyduğu an Changbin tekrar Chan'a baktı.Bakışları çaresiz ve kaybolmuş gibiydi.Chan bu bakışı daha önce bir yerde gördüğüne yemin edebilirdi.Kardeşleri ve ailelerini kaybettikleri gün de aynı bakışla bakmıştı çünkü.Changbin bir an dudaklarını aralasa da hiçbir ses çıkmadı.Aklındaki tüm kelimeler birbirine girmiş haldeydi.İşte o an Chan devam edecekti ki birden masada olan telefonu çalmaya başladı.Bu yüzden kardeşini bu halde ne kadar bırakmak istemese de yavaşça ayağa kalktı ve telefonuna baktı.Hwang'ın numarası.Birden telefonu açtı.
"Komiser, komiser yakında evi basacak."
"Ne?"
"Bang,çok vaktiniz yok.Ne yapın ne edin evden uzaklaşın."
"Hwang.Açık konuş."
"Vakit yok,geliyorlar.Beni geri arama."
Ve birden arama Chan'ın suratına kapandı.Chan bir süre donup kalarak odasının duvarına bakakaldı.Çok şaşırmamak gerek.Hwang'ın uzun zamandır başkomiser tarafından göz altına alındığını biliyordu.Yakın zamanda onu aradığında Başkomiser Felix'in sesini bizzat kendisi duymuştu.Muhtemelen telefonun sinyalinden ikizlerin yeri bu şekilde bulunmuştu ve...Lee Know da işin içinde olmalıydı.Kendi asistanının öldürülmesini bu şekilde bırakmayacağını tahmin etmelilerdi.Kahretsin,o gece Lee know'u kaçırmaları gerekiyordu.O geceden sonra her şey sarpa sarmış olmalıydı.İşte bu yüzden başkomiserin 1 numaralı şüphelileri elbette Changbin ve bChan idi.Chan telefonunu yavaşça kulağından indirirken gözlerini kapattı ve hızlıca düşünmeye çalıştı.Gitmeleri gerekiyordu ve kahretsin ki başbelası olan iki çocuğu da götürmeleri gerekiyordu.Kayıp oldukları uzun zaman önce bildirilmişti ve Lee Know muhtemelen o geceden sonra karakolda iki çocuğun da ikizlerle olduğunu bildirmişti.
(...)
Hwang'ın aramasının üzerinden bir gün geçmişti.Chan kardeşine bir şey demeden ihtiyaçları olucak eşyaları çantalatmıştı ve Changbin de garip bir şekilde hiç soru sormamıştı.Eşyalar çoktan arabaya yerleşmişti.Chan arkada önemli hiçbir dosya,kayıt bırakmamaya özen göstermişti.Odasındaki son önemli dosyaları da alırken masasının çekmecesini açtı ve uzun zaman önce oraya koyduğu gizemli mektubu fark etti.Eli yavaşça mektubun üzerinde gezindi,bunca zaman bunun varlığını unutmuştu bile.Mektubu çekmeceden aldığı sırada kapıda beliren Changbin konuştu.
"O ne?"
Chan uzun bir süre cevap vermeye çekindi,mektubu alarak arka cebine koydu.
"Chan,ne zamandır birbirimizden bir şeyler saklıyoruz?"
O an Chan tekrar başını kaldırdı ve kardeşine baktı.
"Daha açmadım,şuan sırası değil.Patronun ayarladığı diğer eve gitmeliyiz."
"Ne olduğunu anlatmadın."
"Zamanı gelince anlatacağım.Seungmin ile ilgilen.Jeongin'i bodrumdan alacağım."
Sırtındaki çanta ile kardeşini geçerek odasından çıkan Chan direkt bodruma yöneldi.Merdivenlerden aşağı indikten sonra yavaşça kapının kilidini açtı ve kapının açılmasıyla Jeongin hemen Chan'ın önüne düştü.Çocuk harabe gibi görünüyordu.Bunu gören Chan hafifçe gülümsedi,dersini almış olmalıydı.Jeongin elleriyle kendini destekleyerek kalkmaya çalıştı,kaç gündür burada olduğunu ve ne kadardır ağladığını bilmiyordu.Chan onun kalkmasına izin vermeyerek tişörtünden tuttu ve onu ayağa kaldırdı.Jeongin elbette direnemedi,direnecek bir güç şuanda onda bulunmuyordu.
Çok geçmeden dört kişi arabaya binmişlerdi.Jeongin hiç konuşmamış,ne Seungmin'e ne de Changbin'e bakmıştı.Kafasını arabanın penceresine yaslamış öylece düşünüyordu.Chan her zamanki gibi direksiyon başındaydı.Tenha orman yolunda ilerleyen araba en sonunda yollarının kesilmesiyle mecburi bir şekilde durmak zorunda kalmıştı.Arabanın önünü kesen genç çocuk elinde bir silah tutuyordu ve ikizlerin arabasının ön camına doğru nişan alıyordu.
"Nereye gittiğinizi sanıyorsunuz?"