İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 9 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 9

Üçüncü Paket

“Nasıl biliyor cebinde olduğunu?” diye soruyorum Eren’e.

Dar yolun üstündeki dam geçidinden bir taş kopuyor, ayaklarımızın önüne düşüyor. Hepimiz başımızı kaldırıyoruz. Kemerin ardında bir gölge çekiliyor; yüzünü göremiyorum. Taşın sesi dar sokakta yankılanırken kimse yerinden kıpırdamıyor.

Eren sağ cebinin ağzını gösteriyor. Siyah ipin ucu kumaştan dışarı sarkıyor.

“Geçide girerken kâğıt yerinde mi diye yokluyorum,” diyor. “Yukarıdan biri, ‘Sağ cebinde,’ diye sesleniyor. Hemen ardından yanımdan geçen kişi cebime uzanıyor.”

Baran kemerin altına ilerliyor, sonra durup yukarıyı işaret ediyor. “Oradan yolun tamamı görünüyor. Eren elini cebine götürünce ip de görünüyor.”

Bir sorunun yanıtını buluyoruz: Yukarıdaki kişi kâğıdın yerini görüyor ve aşağıdakine haber veriyor. Ama ikisinin kim olduğunu bilmiyoruz. Eren ipin ucunu içeri itiyor. Kâğıdı çıkarmıyor. Onu uyarmama gerek kalmıyor; o da artık herkesin görebileceği bir işaret taşımak istemiyor.

Rıza yolun başından bize yaklaşıyor. Elindeki defteri kapatmadan konuşuyor. “Üst geçidi de kayda geçiriyorum. Saati ve tanıkları söyleyin.”

“Ben sesi duyuyorum,” diyor Eren. “Baran yukarıdaki kişiyi görüyor.”

Baran başını sallıyor. “Gölgesini görüyorum. Yüzünü değil.”

Rıza söylenenleri yazıyor. Gördüklerimizle tahminlerimizi birbirinden ayırmasını istiyorum. Kaleminin duraksadığı yerde bir yüz tarifine boşluk bırakıyor. Yukarıdaki geçidin öteki ucu telkâri çarşısına açılıyor. Oradan çıkan biri ara sokaklara karışabiliyor. Peşine düşmek, kardeşlerimi yeniden açıkta bırakmak demek. Boşluğa bakarken bildiğimiz şeylerin ne kadar az olduğunu daha iyi anlıyorum.

Miran üst geçide bakıyor. Elinde tespih yok; vakıf odasındaki masada duruyor. “Kâğıdı bana gösterirseniz neden istendiğini anlamaya çalışırım.”

“Siz de ne olduğunu bilmiyorsunuz,” diyorum.

“Bilmiyorum.”

“Öyleyse Eren’in cebinde kalıyor. Anlamını öğrenmeden size teslim etmiyorum.”

Miran itiraz etmiyor. Süreyya ise kardeşime dönüyor. “Küçük kardeş, cebinin yerini bilen biri artık yolunu da biliyor. Burada beklemeyin.”

Sözünün ağırlığı var; çocukları için aynı hesabı yaptığını biliyorum. Rıza’dan, üst geçidin gözetlenmesi gerektiğini de kayda eklemesini istiyorum. O yazarken çarşıya açılan yolu değil, geçidin altındaki basamakları seçiyorum. Yukarıyı son bir kez süzüyorum; kemerin ardında artık kimseyi göremiyorum.

Basamaklar bizi damların arasından geçiriyor. Aşağıdaki sokağı yer yer görüyoruz; bizi sokaktan görmek daha zor. Duvarlar birbirine yaklaştıkça ayak seslerimiz taşların arasında sıkışıyor. Eren önde yürüyor, Baran arkamızdaki dönüşü kolluyor. İpin siyah ucu artık görünmüyor. Süreyya birkaç adım gerimizde durup konağa giden ayrımı gösteriyor.

“Çocukların yanına dönmem gerekiyor,” diyor Miran’a. “Vakıf odasındaki defter de açık kalıyor.”

Miran başını eğiyor. “Ben Rıza’yla yolun güvenliğini konuşuyorum.”

“Konuşmak yetmiyor,” diyor Süreyya. “Kardeşler bu akşam nereye gidiyor?”

Bunu benim söylememi bekliyorlar. Konağın adını ağzıma almak istemiyorum; bağ evinin yanındaki yapıya giden yolun bir surette nasıl tarif edildiği hâlâ gözümün önünde. Yer adı bir kez söylendiğinde kimlerin kulağına ulaşacağını bilemiyorum.

“Zeliha’nın yanına,” diyorum. “Yalnızca bugün için. Kapıyı ve girip çıkanı ben denetliyorum.”

Miran, “Orası çarşıya açık,” diyor.

“Ön kapısı açık. Arka kapısının nereye çıktığını biliyorum.”

Zeliha’nın arka kapısı dar, kör bir avluya açılıyor. Avludan ikinci bir sokağa geçilmiyor; çatılardan inen biri de görünmeden kapıya varamıyor. Yıllarca orada tel bükerken her geliş sesini tanıyorum. Güvenli olduğunu iddia etmiyorum. Yalnızca kimin yaklaştığını görme şansımız var.

“Sürekli kalabilecekleri bir yer değil,” diyor Süreyya.

“Bir günlük düzen kuruyorum. Yarın yeniden bakıyorum.”

Süreyya’nın bakışı bir an Eren’in cebine kayıyor, sonra yüzüme dönüyor. “Kardeşlerin nerede olduğunu konağa bildirmeyin. Yer bilgisi yine çoğalıyor.”

Bu kez ona hak veriyorum. Miran da duyuyor, cevap vermiyor. Ayrımda Süreyya konağa yöneliyor; Miran, Rıza’nın yanına dönüyor. Biz dam geçidinden Zeliha’nın sokağına iniyoruz. Arkama son kez baktığımda Miran hâlâ orada, geçidin iki ucunu Rıza’ya gösteriyor.

Zeliha ön kapıyı aralıyor. İçerideki ocakta küçük bir alev yanıyor; telkâri tellerinin gölgesi taş duvara ince çizgiler düşürüyor. Bizi içeri alırken önce sokağa, sonra Eren’in solgun yüzüne bakıyor. Dükkânın tanıdık sıcaklığına rağmen omuzlarımdaki gerginlik çözülmüyor.

“Arka kapının sürgüsü içeriden kapanıyor,” diyorum. “Bugün kardeşlerim burada kalabilir mi?”

“Dükkân benim,” diyor. “Kalırlar. Ama müşteriyi ön kapıdan çevirmem; bunun nedenini uydurmak da istemem.”

“Uydurma. Bugün çalışmadığını söyle. Ben geleni önce pencereden görüyorum.”

Baran kapının yanındaki tabureyi çekiyor. Eren arka kapının önüne gidiyor, sürgüyü deniyor. Zeliha ocağın yanındaki su testisini ortaya koyuyor. Ardından dar avluyu gösteriyor; orada üçümüzün de oturabileceği taş bir seki var. Geceye dair söz vermiyorum. Gün ışığı bitene kadar burada duruyoruz; sonra durumu yeniden değerlendiriyoruz. Baran dükkânına dönmüyor, Eren tek başına dışarı çıkmıyor. Bu kuralları yüksek sesle söylediğimde ikisi de kabul ediyor.

Zeliha bana bakıyor. “Sen?”

“Buradayım. Bir yere gitmem gerekirse önce size söylüyorum.”

Kendi sesimdeki sertliği işitiyorum. Yas, insanın bir odaya girip kardeşlerine kaç saat kalacaklarını söylemesini kolaylaştırmıyor. Yine de onların yerine karar veren meclise bırakmaktansa hesabı birlikte kurmayı seçiyorum. İçerideki sessizlikte verdiğimiz kararların geçiciliği daha da belirginleşiyor.

Eren cebini yokluyor. Siyah ipten söz etmiyorum; Zeliha bakışımı izleyip soruyor. Ona kâğıdı göstermeden ipin kalınlığını, düğümün biçimini anlatıyorum. Gümüş teli fark etmeden parmağıma doluyorum; tel sıkınca bırakıyorum.

Zeliha ocağın alevini kısıyor. “Bu düğümü biliyorum,” diyor. “Bağ işletmesinin numune paketlerinde kullanılıyor. Paketlerin gümüş etiketlerini ben yapıyorum.”

“Hangilerinde?”

“Üç numaralı sevkiyatta.”

Yüzü Eren’in cebine dönüyor. “O sevkiyatın üçüncü paketi hiç gönderilmiyor.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.