İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 10 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 10

Boş Teslim Hanesi

Zeliha son siparişten söz ederken Eren, siyah ipli kâğıdı çalışma masasının üzerine açıyor. Kıvrılmış kenarlar masaya tam oturmuyor.

“Bu, paketlerden birine ait olabilir mi?”

Zeliha kâğıdı eline almıyor. Boş gümüş etiketi yanına koyuyor. Etiketin üst köşesinde iğne ucuyla açılmış iki delik var; kâğıtta da aynı aralıkta iki yırtık. Eğilip ikisine birden bakıyorum.

“İp bu deliklerden geçiyor,” diyor. “Sevkiyat numarası gümüşe işleniyor. Kâğıt, pakete iliştirilen gönderi şeridi.”

Kâğıdı çeviriyorum. Mürekkebin yalnızca son rakamı okunuyor: yedi. Öncesindeki izler bir sayı çıkarmama yetmiyor.

“Eşim niçin siparişi size getiriyor?”

“Etiketlerin gümüşünü o sağlıyor. İşletme, numaraların dışarıda hazırlanmasını istemiyor; kocan da siparişi kendisi getiriyor.” Zeliha, parmağını yırtığın yanında tutuyor. “Şeridi etiket hazırken görüyorum. Bunun aynı partiden olduğunu deliklerinden anlıyorum, hangi paketten koptuğunu değil.”

Demek Eren’den alınmak istenen şey rastgele bir kâğıt değil. Bir gönderinin kopmuş kaydı. Hangi kasaya ait olduğunu öğrenmeden elimizdekinin anlamı eksik kalıyor.

Baran, sokağa açılan pencerenin önünde duruyor. “Numaranın kalanı nerede?”

“Bağ işletmesinin defterinde,” diyor Zeliha.

Eren kâğıdı bana uzatıyor. Alıp şartların mühürlü nüshalarının arasına yerleştiriyorum. Kardeşlerimin bir günlüğüne burada kalması, o kayda ulaşmak için bize zaman kazandırıyor; daha fazlasını değil.

Telefonum çalıyor. Miran’ın sesi çarşı uğultusunun arasından geliyor.

“Eski sevkiyatların bulunduğu alandayım. Siyah ip kullanılan paketlerden birini buluyorum. Gelmeniz mümkün mü?”

“Tek başıma geliyorum. Baran ile Eren burada kalıyor.”

“Çarşı girişini gözetliyorum. Rıza yeni güzergâhı kaydediyor; Süreyya vakıf odasında. Yolu size tarif ediyorum.”

Gitmek istemediğim için değil, elimdeki her şeyi ona vermek istemediğim için duraksıyorum. Eşimin ceketinde bulduğum Sancaktar mühürlü senet hâlâ evimde, tezgâhın altındaki tel kutuda. Miran senedin varlığını biliyor; yerini bilmiyor.

“Geliyorum,” diyorum. “Ama önce şeridin neyi gösterdiğini görüyoruz.”

Baran karşı çıkacak gibi oluyor. Ona mühürlü güvence nüshasını gösteriyorum.

“Bir günümüz var. Bunu kullanıyorum.”

Zeliha, kardeşlerime çarşının arka tarafına açılan çıkışı gösteriyor. Ben ön sokaktan ayrılırken Eren, “Kâğıdı geri getir,” diyor.

“Sen ikinizin de burada kalmasını sağla.”

Dar sokaktan çarşı girişine yürürken taş basamakların arasından akan su yolumu değiştiriyor. Nihat’ın çilingir dükkânına çıkan sokağa sapmıyorum. Öte tarafta iki kişi yük indiriyor; onların önünden geçmek yerine Zeliha’nın söylediği kemerli yolu seçiyorum. Miran uzakta, işletmeye giden yolun başında duruyor. Yanına vardığımda birlikte yürüyoruz.

Bağ işletmesinin sevkiyat avlusu çarşıdan farklı kokuyor: üzüm kasalarının tahtası, ip, sıcak taş. Eski paketler sundurmanın altında, tarih sırasıyla diziliyor. Çoğu açılmış numune kasası; üzerlerindeki etiketler sökülmemiş. Hangisinin aradığımız kasaya benzediğini uzaktan seçemiyorum.

Miran, bir kasanın siyah ipini işaret ediyor. “Bu seri yalnızca mühürlü numunelerde kullanılıyor. Her kasanın kayıt defterinde karşılığı bulunuyor.”

Şeridi çıkarıp iki deliği gösteriyorum. “Zeliha bunu paket şeridi olarak tanıyor. Siparişi eşim götürüyor; gümüşü de o sağlıyor.”

Miran’ın eli kasanın üstünde duruyor. “İşletme adına çalışmıyor.”

“Ben de öyle biliyorum.”

“Bu kasaların bir kısmı aile meclisinin istediği numuneler,” diyor. “İstekle teslim arasındaki yolu ben inceliyorum.”

“Meclisin istediği şeylere tek başınıza erişebiliyor musunuz?”

“Sevkiyat defterine erişiyorum. Kapalı eke hâlâ erişemiyorum.”

Avlunun öbür ucunda bağ yoluna çıkan geniş bir açıklık var. Miran oraya doğru gitmiyor; açıkta duran kayıt masasına yöneliyor. Ben kasaların yanında kalıyorum. Aramızdaki birkaç adım, neyi söyleyip neyi sakladığımı düşünmeme yetiyor.

“Bir şeyi baştan söyleyeyim,” diyorum. “Ceketteki senet hâlâ evimde, tezgâhın altındaki tel kutuda. Buraya getirmiyorum.”

Bana dönüyor. “Yerini söylemenizi istemiyorum.”

Artık biliyor. Bunu söyleme kararını ben veriyorum; hangi bilgiye ne zaman ulaşacağını da ben belirlemek istiyorum.

“Senedi size göstermem,” diyorum. “En azından meclis tutanağının aslıyla kapalı ekini görmeden.”

“Peki.”

Bu kadar kolay kabul etmesi beni rahatlatmıyor. “Benim eşimin ölümüne ilişkin kuşkum var. Sizin de benden sakladığınız bir şey varsa defter tek başına işe yaramıyor.”

Miran etiketlere bakıyor. “Sakladığım şeyler var.”

“Söylemeye hazır mısınız?”

“Henüz değil.”

“Öyleyse ortaklık da sınırlı. Ben şeritteki işareti gösteriyorum. Siz defterde karşılığını arıyorsunuz. Bulduğumuz kaydı ikimiz de okuyoruz; hiçbir sayfa benden gizlenmiyor.”

Miran masadan defteri alıp sundurmanın ışık alan yanına taşıyor. “Siz de bulduğunuz numarayı benden saklamıyorsunuz.”

“Kâğıdın okunabilen kısmını görüyorsunuz. Geri kalanı zaten yok.”

“Anlaştık.”

Anlaşma, konağa girmem için kurulan baskıyı silmiyor. Kardeşlerimin güvenliği için yazılan şartların yerini de tutmuyor. Yalnızca bu avludaki kayıtlar için geçerli.

Sundurmada kasaları tarih sırasına göre ayırmaya başlıyoruz. Miran etiketlerdeki numaraları okuyor, ben kopmuş şeridin kenarını karşılaştırıyorum. Üç kasada delik aralığı aynı; numaraları farklı. Dördüncüsünün etiketinde son rakam yedi.

“İp yeni,” diyorum.

“Etiket eski. İp kasayı yeniden bağlamak için değişiyor.” Miran defterdeki satırı buluyor. “Kayıt burada.”

Şeridi etikete yaklaştırıyorum. Kopuk kenar, etiketin arkasında kalan küçücük kâğıt parçasına oturuyor. Eren’in kâğıdı bu kasadan geliyor.

Masaya geçiyoruz. Kasada gönderilen numunenin adı yazıyor, defterdeyse mühür ve çıkış tarihi var. Tarih, eşimin kazasından önceki üç günün içine düşüyor. Satırdaki boş haneye bakmadan önce tarihi bir kez daha okuyorum.

“Kim teslim alıyor?” diye soruyorum.

Miran parmağını satır boyunca ilerletiyor. Teslim hanesinde ne imza var ne mühür.

“Boş,” diyor.

“Paket burada mı kalıyor?”

“Hayır. Çıkış mührü bulunuyor.” Yan sayfayı da açıyor. “Dönüş kaydı da yok.”

Defterdeki adres satırını okuyorum. Aile meclisinin şartında geçen yerin aynısı: bağ evinin yanındaki yapı. Kardeşlerimin alınmasını istediği yer.

Kâğıdı defterin yanına koyuyorum. Miran da adresi okuyor.

“Reyhan,” diyor, “bu paketin oraya teslim edildiğini bilmiyorum.”

Son sözü ona bırakmıyorum.

“Teslim hanesi boş.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.