“Babamın borcunu isteyenlerin arasında o da bulunuyor,” diyor Baran.
Kör geçidin taşına eğilip aşağı bakıyorum. Bağ yolunu tutan adamlardan biri cebinden katlı bir kâğıt çıkarıyor. Yanındaki yolu değil, açılan sayfayı inceliyor. Rüzgâr sayfanın ucunu kaldırınca kırmızı bir çizgiyle çevrelenmiş sözleri seçiyorum: bağ evinin yanındaki yapı.
“Orayı nereden biliyorlar?” diye fısıldıyorum.
Baran çenesiyle aşağıyı işaret ediyor. “Dinle.”
“Meclisin dağıttığı surette böyle yazıyor,” diyor borç tahsildarı. “Buradan geçerlerse görürüz.”
Sayfayı yeniden katlıyor. Suretin onlara kimin elinden ulaştığını bilmiyorum; fakat kardeşlerimin götürüleceği yer artık yalnızca bizim ve meclisin bildiği bir yer değil. Babamın borcu, kendine bir yol bulup bağ evinin önüne kadar geliyor.
Eren’in çalıştığı yere inen dam geçidine bakıyorum. Yukarıdan yürürsek bizi aşağıdaki dar yoldan göremiyorlar; yine de damlar bütünüyle kör değil. Karşı evin küçük penceresi geçide açılıyor. Baran’la duvarın gölgesine çekiliyoruz. Parmağıma dolayacak gümüş tel bulamayınca avucumdaki anahtarın dişlerini sayıyorum.
“Sen o adamı yüzünden tanıyorsun,” diyorum. “Ben kâğıdı gördüğümü söyleyeceğim. İkisi de kayda geçsin.”
Baran, “Miran aşağı inip yolu açtırır,” diyor.
“Yolu bugün açtırır. Yarın kimin tuttuğunu yine bilmeyiz.”
Dam merdivenine yöneliyorum. Baran bir adım gerimden geliyor. Aşağıdakiler yerlerinden kıpırdamıyor; katlı sayfanın yeniden cebe girişini de görüyorum. Bu küçük hareketi aklımda tutuyorum. Birinin üzerindeki suret, bizim geçebileceğimiz sokağı belirliyorsa onu görmezden gelerek hiçbir eve güvenle giremiyoruz.
Açık pencereden çekiç sesi yükseliyor. Eren’in içeride konuştuğunu duyunca hızlanıyorum. Basamaklar, yılların ayağıyla ortasından aşınıyor; iki kişinin yan yana inmesine izin vermiyor. Baran arkamdan sesleniyor:
“Reyhan, o kâğıtta başka ne var?”
“Buradan seçilmiyor.”
Cevabım ikimize de yetmiyor. Aşağıda adamın sakladığı sayfayı düşünerek son basamağı iniyorum. Onu almak için geri dönmüyorum. Önce, orada beklediklerini inkâr edemeyecekleri bir yol bulmam gerekiyor.
Atölyede Eren, tezgâhın karşısında ayakta duruyor. Zeliha elindeki ince teli bırakıyor; Süreyya iş defterinin başında, Miran ise pencerenin yanında duruyor. Eren bize bakınca sözünü kesiyor.
“Yolu tutanlardan biri babamın borcunu isteyen adam,” diyor Baran. “Elinde meclisin dağıttığı suret var. Gideceğimiz yapının adı kırmızıyla çizili.”
Miran pencereden uzaklaşıyor. “Adamlara gidiyorum.”
“Gitmeyin,” diyorum. “Siz geçince çekilirler. Biz geçince geri gelirler.”
Zeliha, tezgâhındaki boş bir sipariş fişini bana uzatıyor. Üzerine gördüğüm yeri ve duyduğum sözleri yazıyorum. Baran tahsildarı nasıl tanıdığını kendi satırına ekliyor. Eren, adamı yukarıdan görmediği için imza atmıyor; bunu özellikle söylüyor. Süreyya fişi okuyup başını kaldırıyor.
“Meclis güvencesinin ihlali,” diyor. “Bunu birinin sözü olarak bırakmayın.”
Miran, Zeliha’dan temiz bir sayfa istiyor. Kardeşlerin güvenli geçişi sağlanmadan bağ evinin yanındaki yapıya alınması şartının yerine gelmiş sayılamayacağını yazıyor. Yolun tutulduğunu, dağıtılan suretin dışarıdan birinin elinde görüldüğünü ve durumun meclis kaydına işlenmesini talep ediyor. Sonra kalemi masaya koyuyor.
“Güvenceyi yalnızca karar sırasında değil, uygulanırken de denetleyeceğiz,” diyor. “Her engelin saati, yeri, tanığı açık kayda girecek. Kayıt olmadan ‘yol güvenli’ sözü kabul edilmeyecek.”
“Kaydı kim görecek?” diye soruyorum.
“Ben, Süreyya ve siz. Üçümüze de aynı nüsha verilecek.”
Süreyya, “Çocuklarımın payına dokunan kararı da bu meclis veriyor,” diyor. “Kendi kararını denetlemekten kaçınmasına izin vermem.”
Miran yazıyı telefonuyla meclis yazmanı Rıza Karaca’ya gönderiyor, ardından arayıp fişin aslını dar yolun başında teslim edeceğini söylüyor. Telefonu kapatınca bana dönüyor.
“Yolu açtırmak için aşağı inmiyorum.”
“Benim nerede kalacağıma da bu yazı karar vermiyor,” diyorum. “Güvenliğim için herkes konuşuyor, fakat geçecek kişi benim.”
Miran bir süre cevap vermiyor. Tezgâhın üzerindeki fişe bakıyor.
“Haklısınız. Sizi konağa götürmekle sizi korumak aynı şey değil.”
Zeliha kâğıtları kuruması için tezgâhın boş ucuna koyuyor. Eren, güvenlik mesajının cebinde olduğunu söylüyor; başka bir şey çıkarmıyor. Süreyya yazının altına saati ekliyor. Miran nüshaları ayırırken ben kendi yazdığım şartların mühürlü kopyalarını çantamda yokluyorum. Bu belgelerin varlığı, aşağıdaki yolun kendiliğinden açılmasını sağlamıyor. Yine de bu kez kimsenin yalnızca sözüne dayanarak yürümeyeceğimizi biliyorum.
Atölyeden birlikte çıkıyoruz. Dar yolun başına vardığımızda iki adam hâlâ orada. Bağ evine giden taş döşeme, ayaklarının arasından geçiyor. Miran önlerine yürümüyor; benim yanımda, birkaç adım geride duruyoruz. Baran karşı damı görebileceği yere geçiyor.
Rıza, çarşı yönünden elinde kayıt defteriyle geliyor. Yazıyı Miran’dan alıyor, Baran’ın fişteki açıklamasını onun önünde bir kez daha dinliyor. Yolu tutanlara bakıp defterine saati yazıyor. Meclisin güvenceyi uygulama yükümlülüğüne ilişkin ilk ihlali kayda aldığını yüksek sesle bildiriyor. Ardından ikisine, geçişi engelledikleri sürece yeni bir ihlalin de aynı kayda ekleneceğini söylüyor.
Borç tahsildarı katlı kâğıda dokunuyor. “Biz kimsenin önünü kesmiyoruz.”
“Öyleyse yol açık,” diyor Rıza.
İkisi duvar dibine çekiliyor. Rıza defterin kayıt numarasını Miran’ın yazısına geçirip bir nüshayı bana veriyor. Sayı orada duruyor; yarın sorarsam hangi kaydı istediğimi söyleyebiliyorum. Süreyya kendi nüshasını alıyor. Baran, açılan aralığa bakıyor ama yürümüyor.
“Bugün buradan geçmek zorunda değiliz,” diyorum.
Miran başıyla onaylıyor. “Güzergâhı siz seçersiniz. Açık kalıp kalmadığı da denetlenir.”
Rıza defterini kapatırken Eren yanımdan geçmek için yer değiştiriyor. Duvar dibindeki adamlardan biri ona yaklaşınca Eren duruyor. Adamın eli, Eren’in ceket cebinin ağzında bir an belirip geri çekiliyor; aralarındaki mesafeden bir şey alıp almadığını göremiyorum. Eren hemen cebine bakıyor. Siyah ipli kâğıdı iki parmağıyla yoklayıp çıkarmadan bırakıyor.
“Yerinde,” diyor. Yüzü soluyor. “Ama biri az önce onu almaya çalışıyor.”
Gözüm, duvar dibinden uzaklaşan adamın ellerine gidiyor. Kâğıt Eren’in cebindeyken onun orada olduğunu nasıl biliyor?