İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 43 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 43

Eski Fiş

Rıza’nın parmağı formun dağıtım satırında duruyor. Tahir’in adı orada, öteki alıcıların arasında. Cemal ile Sait’in adlarını bu forma geçirirsek, ikisinin kimliği de onun önüne gidiyor.

“Bu hâliyle başvurursak tanıkları görüyor mu?” diyorum.

“Evet,” diyor Rıza. “Dağıtım nüshasında ekler de yer alıyor.”

Miran masanın yanına geliyor. “Adlarını çıkarsak?”

“Tanıksız bir iz tarifine dayanarak bağımsız ölçüm izni vermeyebilirler.”

“Öyleyse iki ayrı kısım hazırlayın,” diyorum. “Dağıtılan kısımda taş yuvadaki iz ve ölçüm talebi olsun. Tanıkların kimliği kapalı ekte kalsın. Meclis önce bu sınırı karara bağlasın.”

Rıza kalemini masaya koyuyor. “Bunu isteyebilirsiniz. Kabul edilmeden formu dağıtamam. Tahir kendi bildirimine ilişkin bir işlem yürütürken tanıkların kimliğini görmemesinin gerekçesini de açıkça belirtmem gerekir.”

“Gerekçe, bildirimindeki bilginin doğruluğunun sınanması,” diyorum. “Onu suçlu ilan etmiyoruz. Bu iki kişiyi de onun önüne çıkarmıyoruz.”

Miran başını sallıyor. “Benim erişim yetkim de dosyada. Aynı kural benim için de geçerli olsun; kimlikleri görevlilere ancak gerekirse, meclisin belirlediği sınırda açın.”

Rıza boş formun üstüne başka bir sayfa çekip talebimizi not ediyor. Hiçbir isim yazmıyor. Cemal’in ve Sait’in ses kayıtları şimdilik telefonlarımızda kalıyor; onların izni olmadan kayıtları kimseyle paylaşmıyoruz. Masadaki form hâlâ boşken bile dağıtım satırına bakmak içimi sıkıyor.

“Ölçüyü nereden alacaksınız?” diye soruyor Rıza.

“Taş yuvadan,” diyorum. “Sonra Zeliha’nın sipariş fişiyle karşılaştıracağım. Birbirine uyarsa ikisinin birlikte ölçülmesini isteyeceğiz.”

“Taşa dokunmayın,” diyor Rıza. “Yerini tarif edin, izi kaydedin. İzin çıkmadan örnek sökmek yok.”

Avludan servis geçidine yönelirken Miran, kapının yanında bıraktığı tespihini almak için geri dönmüyor. Tespih vakıf odasındaki masada kalıyor. Ben de bunu söylemiyorum. Aklım, Rıza’nın henüz dağıtmadığı formda. Bir satır, iki insanı tehlikeye atmaya yetiyor.

Servis geçidinde taş duvar günün sıcağını tutuyor. Dar yolun üstündeki evlerden gelen sesler burada birbirine karışıyor; biri konuşsa hangi kapıdan çıktığını seçmek güç. Hamza alt kapıda görevde, buradan görünmüyor. Sürgü kapalı. Miran avucunu taş yuvaya yaklaştırıp duruyor.

“İzi kapatmayalım,” diyorum.

“Elimi sürmüyorum.”

Çantamdan temiz bir sayfa çıkarıyorum. Gümüş tel işlerken kullandığım ince cetvel de içinde. Sayfayı taşın önünde, yüzeye değdirmeden tutuyorum; Miran cetveli sürgü yuvasının dış kenarına dayıyor. İzin iki ucu seçiliyor, fakat dip kısmı gölgede kalıyor. Başımı eğsem de karanlıkta çizginin nerede bittiğini ayırt edemiyorum.

“Dış kenardan dört parmak iki çizgi,” diyorum. “Dipteki payı ancak burada ölçüm yapan biri doğrular.”

Miran cetveli çekiyor. Ben uzunluğu not edip yanına hangi kenarı esas aldığımızı çiziyorum. Böylece atölyede başlangıç noktasını karıştırmıyorum. Çizimi katlamadan çantamın düz gözüne koyuyorum.

Dar yoldan bir el arabası geçiyor. İkimiz de kenara çekiliyoruz. Arabadaki bakır kaplar birbirine vuruyor; çarşıdan konağa uzanan bu kestirmenin neden kolayca gözetlenebildiğini bir kez daha görüyorum. Kapıyı kapatmak yolun kullanımını değiştiriyor. Miran’ın işletmesinden çıkan yük de şimdi dolaşıyor; Süreyya’nın çocukların payından kesinti yapılmasına itirazı boşuna değil.

“Fişte de aynı ölçü çıkarsa,” diyor Miran, “şeridin burada kullanıldığını söyleyebilir miyiz?”

“Olasılık güçlenir. Kimin taktığını söyleyemeyiz.”

“Biliyorum.”

“Bunu başvuruda da böyle yazalım.”

Geçidin ağzına vardığımızda telefona gelen mesajı görüyorum. Baran, Eren’le birlikte dükkânda olduğunu ve Nihat’ın karşı dükkândan sokağı kolladığını bildiriyor. Nihat’ın onlara dükkânını göstermesi sayesinde bugün nereye sığınacaklarını biliyorlar. Kardeşlerimin güvenliği bir komşunun açık kapısına bağlıyken hiçbir eşleşmeyi zafer sayamıyorum.

“Bir sorun mu var?” diye soruyor Miran.

“Şimdilik yok.” Telefonu çantama koyuyorum. “Zeliha’ya gidelim.”

Zeliha’nın atölyesinde ön tezgâhtaki son kısa şeride ait sipariş fişi yerinde duruyor. Sokaktan içeri giren akşamüstü ışığı, fişin kıvrılmış köşesini parlatıyor. Zeliha makasını bırakıp çizimimi istiyor.

“Sayfayı taşın üstüne bastırmadın, değil mi?”

“Hayır. Dış kenardan alıyorum; dip payı belirsiz.”

Fişi açıyor. Parmağıyla sipariş ölçüsünü buluyor: dört parmak iki çizgi. Çizimimi yanına koyup hangi kenardan başladığımı soruyor. Gösteriyorum. İki belgede başlangıç noktası ve uzunluk uyuşuyor. Yine de gözüm, çizimdeki gölgeli dip kısmına kayıyor.

“Bu, kısa şeridin sürgü yuvasına uyabileceğini gösteriyor,” diyor Zeliha. “Buraya takıldığını kesinleştirmiyor. Şeridi de sökmüyoruz, taşı da kazımıyoruz.”

“İkisi birlikte bağımsız ölçülsün,” diyorum. “Talebimiz bu.”

Miran telefonunu çıkarıyor. “Süreyya’ya gider kalemini soracağım. Çocukların hesabına yeni bir ödeme yazılmasını istemiyor.”

“Ben de istemiyorum. Ama ona yalnızca ödeme sorusu göndermeyin. Eski geçit işlerinin hangi hesaba girdiğini de sorun.”

Mesajı bana göstererek yazıyor, sonra gönderiyor. Ben fişle çizimimi yan yana tutup yalnızca ikisinin görüntüsünü alıyorum. Fiş Zeliha’nın tezgâhında kalıyor; çizim yeniden çantama giriyor.

Miran telefonu indiriyor. “Atölyeden konağa kadar sizinle gelebilir miyim? Yanınızda kalmak istiyorum.”

Söylediği şeyin sıradan bir yol arkadaşlığından fazlası olduğunu anlıyorum. Bende karşılıksız bir yere çarpmıyor. Bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tezgâhın önünde dururken cevabımı yalnızca bu akşamki yol için vermediğimi biliyorum.

“Yolda birlikte yürüyebiliriz,” diyorum. “Ama konağa girişimi mümkün kılan baskı sürerken aramızda bir ilişki kurmayacağım. Bunu saklı bir yakınlığa da çevirmeyeceğim. Önce ayrılma şartım ve kardeşlerimin güvencesi gerçekten elimde olsun.”

“Benden bunu beklemediğinizi biliyorum.”

“Sizden beklediğim, sınırı duyduğunuzda değiştirmeye çalışmamanız.”

“Değiştirmem.”

Zeliha ikimize de yeni bir söz eklemiyor. Fişi tezgâhın kuru tarafına çekip üstüne ağırlık koyuyor. Miran’ın telefonu titriyor. Süreyya’nın mesajını önce kendisi okuyor, sonra ekranı bana çeviriyor.

Gider odasındaki asıl dosyayı yerinden çıkarmıyor. Kendi sakladığı eski fişin görüntüsünü gönderiyor: servis geçidinin önceki sürgü işlemi, çocukların gelir hesabına işleniyor. Altında da tek bir soru var.

“Yeni ölçüm eski kaydı da açıyor mu?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.