İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 42 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 42

Sürgü İzi

Hamza, imzasız ihbarın arkasındaki tarifi bitiriyor: “Bağ evinin duvarı boyunca, servi ağacının karşısı.”

Alt kapı kulübesindeki çizelgeye eğiliyorum. Saat on yedi yirmi altı, ihbarın kenarına Hamza’nın eliyle işleniyor. geçidin açık olduğuna dair ikinci bir kayıt” (burada “geçit” özel ad değil, ortak isimdir) görünmüyor. Çizelgedeki satırları yeniden tarıyorum; aynı saate karşılık gelen başka bir not yok.

“Buradan o noktayı görebiliyor musunuz?” diye soruyorum.

Hamza kapıyı açıp eşiğe çıkıyor. Miran’la peşinden gidiyoruz. Taş duvar, servis yolunun bağ evine bakan yüzünü bütünüyle kesiyor.

“Hayır,” diyor Hamza. “İhbarı getiren kişi gerçekten servi ağacının orasında duruyorsa kapıyı görebiliyor. Ben buradan göremiyorum.”

“Kimseyi görüyor musunuz?”

“Çekmeceye baktığımda kâğıt orada duruyor. Getireni görmüyorum.”

Miran, avludan geçide uzanan dar sokağı işaret ediyor. “Tahir’in bildirdiği geç kapanışla saat uyuşuyor.”

“Uyuşması, kapının açık olduğunu göstermiyor,” diyorum. “İhbarı bırakan kişi Tahir’in bildirimini de biliyor olabilir.”

Hamza çizelgenin üstüne elini koyuyor. “Ben yalnızca kâğıdı kayda geçiriyorum. Kapının durumuna kefil değilim.”

Bu ayrım önemli. İhbar doğru olabilir; elimizde onu doğrulayan bir göz yok. Tahir’in belirttiği saatte sürgünün açık olup olmadığını da bilmiyoruz. Miran bunu duyunca kulübenin dar iç mekânında bir kez dönüyor, sonra duruyor. Çizelgeye bakıyor ama oradan başka bir cevap çıkmıyor.

“Cemal ile Sait servis geçidinde bekliyor,” diyor. “Taşta gösterecekleri bir şey var.”

“Önce şunu söyleyin.” Çizelgeye dokunuyorum. “Bu sayfa yerinden çıkmıyor, değil mi?”

Hamza başını sallıyor. “Çizelge burada kalıyor. İhbarın aslı da çekmecede.”

Kulübeden birlikte çıkıyoruz. Servi ağacına giden yol, konak duvarının çevresini dolaşıyor; bağı gören biri alt kapıdan fark edilmeden yaklaşabiliyor. Taş örgüsü, kâğıdı bırakan kişiyi kulübedeki gözlerden saklıyor. Eşiğe bir kez daha bakıyorum. Hamza’nın göremediği yeri onun kaydı tamamlayamaz.

* * *

Servis geçidinde Cemal, bağ tarafındaki eşiğin yanında duruyor. Sait, sürgünün taş yuvaya girdiği yeri gösteriyor. Geçit kapalı; Miran’ın koyduğu güvenlik tedbiri hâlâ yürürlükte.

“Şuraya bakın,” diyor Sait.

Taş yuvanın üst kenarında, daha koyu yüzeyin içinden çıkan ince, açık renkli bir yay var. Eğilmeden seçilmiyor. Cemal sürgüye dokunmadan parmağıyla yayın yönünü gösteriyor.

“Demir yerinden oynayınca ucu buraya sürtüyor. Tam kapanınca aşağıdaki eski çizgiye oturuyor.”

“Gösterin,” diyor Miran.

“El sürmeyelim,” diyorum.

Miran bana dönüyor. “İzi anlamak için hareketi görmemiz gerekiyor.”

“İzi korumak için de şimdilik hareket ettirmememiz gerekiyor.”

Cemal avucunu geri çekiyor. “Biz ilk geldiğimizde bu açık renkli çizgiyi gösteriyoruz. Ne zaman oluştuğunu söyleyemeyiz.”

Sait ekliyor: “Sürgü gün içinde birkaç kez oynarsa aynı yere değiyor. Saat çıkaramazsınız.”

Miran taşın karşısında çömeliyor. Karar verirken tespihine uzanma alışkanlığını bilirim; tespih şimdi vakıf odasındaki masada. Eli bir an boşta kalıyor. Ben de yayın nerede başlayıp bittiğini gözümle izliyorum. Çizgi burada; ne zaman oluştuğu ise taşın üzerinde yazmıyor.

“Yine de delil,” diyor. “Tahir’in geç kapanış bildirimiyle birlikte sunabiliriz.”

“Bir sınama imkânı,” diyorum. “Henüz onun bildirdiği saatin delili değil.”

Miran ayağa kalkıyor. “Bu kadar beklersek iz de kaybolabilir.”

“Hemen koruma isteyelim. Ama Cemal’le Sait’in isimlerini açık bir dilekçeye koymuyoruz.”

Cemal, “Ben gördüğümü anlatırım,” diyor. “İşletmedeki herkese dağıtılan bir kâğıtta değil.”

Sait ona katılıyor. “Yolcu taşıyorum. Bağ yolunu her gün kullanıyorum.”

Baran’la Eren’in bağ yolunda durdurulması aklıma geliyor. İki tanığın adı dolaşıma girerse kardeşlerime uzanan yolu da yeniden işaret etmiş oluruz. Gümüş tel yanımda yok; parmağım, alışkanlıkla boş avucumda bir halka arıyor.

“Adlar yalnızca korumalı başvurunun ekinde yer alıyor,” diyorum Miran’a. “Taştaki iz için bağımsız değerlendirme isteyebiliriz. Tanıkları korumadan bunu yapamayız.”

Miran bir süre taş yuvaya bakıyor. “Peki. Rıza’ya kapsamı böyle söylüyoruz.”

“Eski Miran kaydını bu izden ayrı tutuyoruz,” diye ekliyorum. “Erişim yetkisi başka, sürgünün hareketi başka.”

“Evet,” diyor. “Birini ötekinin yerine koymuyoruz.”

Geçidin önünden ayrılırken Cemal’le Sait orada kalıyor. İzi bekliyorlar; sürgüye kimse dokunmuyor.

* * *

Konak avlusunda Rıza, kilitli evrak dolabının önüne bir masa çekiyor. Ortak başvurumuzun aslı dolapta duruyor; o dosyayı açmıyor. Önümüze yeni, boş bir inceleme formu koyuyor.

Süreyya gider odasından çıkıp masaya yaklaşıyor. Çocukların gelir hesabı dosyasını yanında getirmiyor. Önce formun gider hanesine bakıyor.

“Ölçüm masrafı vakfa yazılıyorsa bu başvuru burada duruyor,” diyor. “Çocukların payı geçit için açık kasa değil.”

“Henüz bir gider kararı istemiyoruz,” diyorum. “İzin ve tanıkların korunması için usulü soruyoruz.”

“Öyleyse usulü baştan doğru kurun,” diyor Süreyya. “Sonradan kimsenin adını kâğıttan silemezsiniz.”

Rıza sürgü izini tarif etmemizi istiyor. Taş yuvadaki açık renkli yayı, eski oturma çizgisinden ayrı olarak anlatıyorum. Miran, geçidin şimdilik kapalı tutulduğunu ekliyor. Rıza ikisini yazıyor; kapanış saatine dair bir sonuç yazmıyor. Formun o satırı boş kalıyor.

“Tanık ekini kapalı zarfla vereceğiz,” diyorum.

Rıza kalemini bırakıyor. “Zarfı kimin açacağını da belirtmemiz gerekiyor.”

“Meclis gözetimindeki sınırlı incelemede yetkili kişiler,” diyor Miran.

“Yetkili kişiler kim?” Süreyya’nın sorusu masada kalıyor.

Rıza formun altındaki dağıtım bölümünü çeviriyor. “Bu taslakta incelemeyi isteyenler, gözetim heyeti ve bildirimi veren görevli için yanıt bölümü var. Tanık eki aynı dosyaya bağlanırsa dağıtım listesi genişliyor.”

“Kapalı zarf da mı?” diye soruyorum.

“Bu formda zarfın kimlerden saklandığı tanımlanmıyor.”

Miran kâğıdı kendine çekiyor, fakat imzalamıyor. “O hâlde bu formu kullanmıyoruz.”

Süreyya bana dönüyor. “Doğru karar. Önce kimlik ekine kimlerin erişeceğini belirleyen ayrı bir koruma talebi gerekiyor.”

Masadaki boş hanelere bakıyorum. İnceleme isterken tanıkları açığa çıkarabiliriz; incelemeyi bekletirken taşın üstündeki izi koruyamayabiliriz. Rıza dağıtım bölümündeki son satırı parmağıyla kapatıyor.

“Bildirimi veren görevli hanesinde kimi yazıyorsunuz?” diye soruyorum.

Rıza parmağını kaldırıyor. Orada şimdiden bir isim duruyor.

“Tahir.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.