Miran’ın telefonunda Süreyya’nın sorusu açık duruyor: “Ölçüme izin verirsek çocukların gelir hesabındaki eski sürgü gideri de yeniden açılıyor mu?”
Zeliha ön tezgâhtaki sipariş fişine dokunuyor. Kâğıt, parmağının altında kımıldamıyor; ben de gözümü üzerindeki satırlardan ayıramıyorum.
“Ölçü, kimin yaptığını söylemiyor. Eski fiş de tek başına kimin ödediğini haklı çıkarmıyor.”
“Soru o değil,” diyorum. “Eski gideri incelemeden bağımsız ölçüm yaptırabiliyor muyuz?”
Miran, Süreyya’yı arıyor. Telefonun sesi atölyeye yayılıyor. Karşı tarafta kâğıtların hışırtısı duyuluyor. Zeliha elini fişten çekiyor; üçünüz de telefondan gelecek cevabı bekliyoruz.
“Çocukların hesabından yeni bir kuruş çıkmıyor,” diyor Süreyya. “Eski işlem ise açılıyor. Fişin dayanağını ayrıca inceliyorum. İkisini birbirine karıştırırsak ölçümün sonucunu da tartışmalı hâle getirirler.”
İlk sorunun cevabı bu: Eski gider inceleniyor, ama ölçümün bedeli ona eklenmiyor. Yine de kâğıttaki iki ayrı satırın bir başkasının elinde tek bir gerekçeye dönüşmesinden çekiniyorum.
“Bağımsız ustayı kim seçiyor?” diye soruyorum.
“İki tarafın önerdiği isimler arasından, meclis gözetiminde seçim istiyorum. Ücreti Miran’ın işletmeci payına yazıyorum. Gider odasına gelir misiniz?”
Miran “Geliyoruz,” diyor.
Zeliha’nın elindeki fişe dönüyorum. “Aslı burada kalıyor.”
“Kalıyor,” diyor ustam. “Görüntüsü sizde. Ölçüyü alacak kişi fişi benim önümde görüyor.”
Kapıya yönelirken çantamdaki çizimin köşesi elime takılıyor. Gümüş teli parmağıma dolamak yerine kâğıdı düzeltiyorum. Zeliha bunu fark ediyor ama bir şey söylemiyor.
Dar sokağa çıktığımızda akşamüstü ışığı taş duvarların arasına zor giriyor. Telkâri çarşısının kepenkleri tek tek iniyor; bir yük arabası sokağı kapattığı için konağa çıkan kısa yolu kullanamıyoruz. Miran yanımda duruyor, arabacı geçene kadar kimseyi sıkıştırmıyor. Kepenklerin sesi, atölyede yarım bıraktığımız konuşmanın arasına giriyor.
“Bu gideri üstlenmeniz doğru,” diyorum.
“Doğru olanı bu kadar geç bulmam pek parlak sayılmıyor.”
“Ölçüm için söylüyorum. Başka şeylerin hesabı açık.”
“Biliyorum.”
Yol açılıyor. Beraber yürüyoruz; aramızdaki mesafe, konuşmayı kolaylaştıracak kadar az, hiçbir şeyi unutturmayacak kadar fazla. Ona bakmadan da yanımda yürüdüğünü biliyorum. Söyleyeceğim başka şeyler var, ama hiçbiri fişin ve ölçümün önüne geçmesin istiyorum.
Konağın gider odasında Süreyya, vakıf defterini açık tutuyor. Meryem, eski sürgü fişinin bulunduğu sayfaya ince bir ayraç koyuyor; sayfanın üstüne yazmıyor. Masadaki kâğıtların arasında yeni karara ayrılan yer hemen gözüme çarpıyor.
Süreyya bizi görünce kalemini bırakmıyor. “Kardeşiniz, eski kaydın bugünden itibaren incelenmesini istiyor. Bunu yeni ödeme kararının gerekçesine yazıyorum.”
“Eski kaydı çocukların hesabından şimdi çıkarıyor musunuz?” diye soruyorum.
“Dayanağını görmeden defteri değiştirmiyorum. O satıra itirazım sürüyor.” Meryem’e dönüyor. “Yeni kararı okuyun.”
Meryem kâğıdı kaldırıyor. “Servis geçidindeki sürgü yuvasıyla son kısa şerit sipariş fişinin bağımsız karşılaştırması için yapılacak ödeme, Miran’ın işletmeci payından karşılanıyor. Çocukların gelir hesabına yeni gider işlenmiyor. Eski sürgü işleminin dayanak belgeleri ayrı incelemeye açılıyor.”
“İki ölçü yan yana alınıyor,” diyorum. “Fiş atölyeden çıkarılmıyor.”
Süreyya bunu da ekletiyor. Miran, kendi payına ilişkin satırın altını imzalıyor. Ardından Süreyya kararın tamamını okuyor, tarih ve saat yazıyor. Meryem aslı gider dosyasına koyuyor; bir görüntüsünü Rıza’ya gönderiyor. Her adımı izliyorum. Atölyede kalan fişle buradaki kararın birbirine karışmaması benim için önemli.
“Bu karar benim desteğimi alıyor,” diyorum. “Çocukların payı, sizinle aramızdaki bir hesabın kasası değil.”
Süreyya kaleminin kapağını kapatıyor. “O hesap çocukların hakkı. Bana duyduğunuz güvenle ilgisi yok.”
“Zaten güven istedim demiyorum.”
Bir an için odadaki herkes kendi işine dönüyor. Süreyya eski fişi Meryem’in önüne sürüyor; Meryem işlem numarasının yanındaki dayanak bölümünü işaretliyor. Bölümde yalnızca bir gönderme numarası bulunuyor. Gözüm boş kalan yere kayıyor; o numaranın tek başına neyi doğruladığını çıkaramıyorum.
“Bu numaranın karşılığını arıyorum,” diyor Süreyya. “Gözün eski kullanımına ilişkin kayıtlarla aynı dosyadaysa ikisini de getirtiyorum.”
Miran, vakıf masasının kenarındaki tespihine dokunmuyor. Ben de bunu yorumlamıyorum. Süreyya’nın çocukları için yaptığı ayrım açık; bu, benim o evdeki yerimi değiştirmiyor.
“Rıza’nın yanıtı gelince haber verin,” diyorum.
Süreyya’nın telefonu tam o sırada titriyor. Ekrana bakıyor, sonra telefonu ters çeviriyor.
“Yanıtı geçitte veriyor. Meclisten iki kişiyle oraya gidiyor.”
Servis geçidine vardığımızda Kemal dış kapıda duruyor. İçeri kimseyi almıyor; sürgünün taş yuvası olduğu gibi kalıyor. Rıza dar açıklığın öbür yanında, elinde ince bir dosyayla bekliyor. Yanında duran iki meclis üyesi kapının gerisinden ayrılmıyor. Aramızdaki açıklık dar olsa da dosyanın içindekileri bulunduğum yerden seçemiyorum.
“Ödeme kararının görüntüsü geliyor,” diyor Rıza. “Ölçüme itiraz yok. Bağımsız kişinin seçimi ve tanık kimliklerinin kapalı ekte kalması için onay gerekiyor.”
“Tanıkların adları Tahir’e açılmıyor,” diyorum.
“Bu talebiniz de gündemde.”
Süreyya, bizden sonra yetişiyor. “Ölçüm çocukların hesabına dokunmuyor. Eski giderin incelemesi de ayrı yürür.”
Rıza dosyasından başka bir sayfa çıkarıyor. “Meclis, inceleme tamamlanana kadar kardeşlerinize verilen yazılı güvencenin kapsamını daraltmayı da gündeme alıyor.”
Geçidin karşısındaki sokağı düşünüyorum. Baran’la Eren’in kullanacağı yolu bir çizgiyle daraltmak kolay; o çizginin dışında onları kimin beklediğini kâğıt söylemiyor.
“Hangi kapsam?” diyorum.
“Güvenli güzergâhın yeniden belirlenmesi isteniyor. Görüşme çarşı geçidinde yapılıyor.”
Miran dosyaya el uzatmıyor. “İnceleme benim payımdan ödeniyor. Bunun kardeşlerinin güvencesiyle bağı nedir?”
Rıza, “Öneriyi ben hazırlamıyorum,” diyor.
“Öyleyse hazırlayan açıklıyor,” diyorum. “Yazılı güvence yürürlükteyken iki kardeşimi bir ölçüm için pazarlık masasına koymuyorum.”
Miran başıyla onaylıyor. Süreyya ise Rıza’nın elindeki ikinci sayfaya bakıyor.
“Yazman,” diyor, “altındaki maddeyi de okuyun.”
Rıza sayfayı çeviriyor. Parmakları bir satırda duruyor. “Aynı gündemde, evlilik sözleşmesine eklenen ayrılma şartının yeniden oylanması öneriliyor.”
“Benim yazılı onayım olmadan mı?”
Rıza cevap vermeden sayfayı bana uzatıyor. Gündem teklifinde adımın karşısında bir imza yeri var. Altında küçük harflerle şu cümle duruyor: “Hazır bulunmaması itiraz sayılmaz.”
Kâğıdı geri itmiyorum. “Bunu kim ekliyor?”
Rıza sayfanın üst köşesini gösteriyor.
Teklifin sahibi Miran.