Rıza’nın sesi servis geçidinde, Miran’ın telefonundan duyuluyor.
“Gelir hesabında çocukların payı azalıyor. Süreyya’nın imzası olmadan o kaleme dokunamıyorum.”
Miran, sürgünün önüne çektiği demir engeli yerinde bırakıyor.
“Geçit kapalı kalıyor,” diyor. “Hesabı ayrı tutuyoruz.”
Baran, Eren’i dar yolun ağzından geriye alıyor. İki kardeşimin ardından geçide giren adamların kim olduğunu hâlâ bilmiyorum. Taş duvarların arkasında biri duruyor mu, onu bile seçemiyorum.
“Süreyya’yı arayın,” diyorum Miran’a. “Kesintiyi başkasının adına kabul etmeyelim.”
Miran telefonu açıyor. Cemal ile Sait’in gördüğü iki kişiyi, kapattığı geçidi, ana yoldan taşımanın bedelini anlatıyor.
Süreyya’nın sesi hoparlöre geliyor.
“Çocukların gelirinden kesintiye onay vermiyorum.”
“O zaman güvenlik giderini işletmeye yazıyorum,” diyor Miran.
“Çocukların hesabına dolanan bir işletme gideri de istemiyorum. Ayrı kalem açılıyor. Geçidin güvenliği ve ana yoldaki ek taşıma, sizin işletmeci payınızdan karşılanıyor. Gider odasında yazılı karar hazırlıyorum.”
Miran demir engele bakıyor.
“Önce hesabı görüyorum,” diyor Süreyya. “Sonra karar yürürlüğe giriyor. Bu arada çocukların çizelgesi değişmiyor.”
Geçit kapalı kalıyor; bedeli çocukların payına yüklenmiyor. Süreyya’ya teşekkür etmek istiyorum. Fakat onun da kendi çocuklarını bir hesap satırından korumak zorunda kalmasına sevinecek hâlim yok.
“Gider odasına geliyorum,” diyorum.
“Gelin. Hesabı birlikte okuyalım.”
Telefon kapanıyor. Eren, bağların arasından ana yola uzanan dolambaçlı hattı gösteriyor.
“Bizi yine oradan mı götürüyorsun?”
“Önce ikinizi Zeliha’nın atölyesine bırakıyorum. Kapıda kalmayın.”
Miran, Cemal’i arayıp geçidin kapalı olduğunu bildiriyor; ana yol için araç hesabını istiyor. Kardeşlerimle yürürken kestirmenin ağzı arkamızda kalıyor. Eren iki kez dönüp kontrol ediyor. İkincisinde ben de duruyorum; yol boş, ama bu, gördükleri iki kişinin ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor.
Kardeşlerimi atölyeye bırakıp konaktaki gider odasına geçiyorum. Süreyya, çocukların gelir dosyasını vakıf defterinin yanına koyuyor. Üç çocuk üst katta; kapıyı kapatırken sesini alçaltıyor.
Miran, Cemal’den gelen taşıma hesabını telefonda gösteriyor. Süreyya rakamları gider fişleriyle karşılaştırıyor.
“Bu ücret günlük,” diyor. “Geçit açılmadan her gün yeniden doğuyor. Açılma kararını da incelemeye bağlayın.”
“Tanıklı yerinde inceleme olmadan engel kalkmıyor,” diyor Miran.
Süreyya yeni bir sayfa alıyor. Güvenlik gözetimini ve ana yolun ek taşıma bedelini ayrı işletme gideri olarak yazıyor. Çocukların gelirine aktarılmayacağı satırının altını çiziyor; Miran’ın işletmeci payından karşılanacak üst sınırı hesabın yanına geçiriyor.
“Bu sınır yetmiyor,” diyorum. “Takip sürerse?”
“Yeni gider için yeni karar gerekiyor. Çocukların payına sessizce geçmiyor.”
Kalemi Miran’a uzatıyor. Miran rakamları okuyup kendi payına ilişkin satırı imzalıyor. Süreyya da kararı imzalıyor; aslını işletme giderlerinin önüne koyup bir görüntüsünü Rıza’ya iletiyor. Çocukların dosyası açık duruyor, ama içindeki rakamlara dokunulmuyor.
“Süreyya, desteğinizi kabul ediyorum,” diyorum. “Geçidin kapanması kardeşlerim için önemli.”
“Ben de çocukların hesabını koruyorum. Bunlar birbirine karşı olmak zorunda değil.”
“Değil. Meclis ikimizi de kendi payımız için kapı kapı dolaştırıyor. Buna birlikte karşı çıkmamız gerekiyor.” Masadaki iki ayrı dosyayı gösteriyorum. “Ama birlikte hareket etmemiz, aynı evdeki yerlerimizi eşit yapmıyor. Sizin bu konakta kurduğunuz hayatla benim ikinci gelin diye getirildiğim yer aynı değil.”
Süreyya kalemi bırakıyor.
“Bunu unutmanızı istemiyorum,” diyor. “Ben de çocuklarımın hakkını size karşı kullanmak istemiyorum.”
Miran araya girmiyor. Bu kez sessizliği işime yarıyor. Kararda bana açılmış bir yer yok; yine de kardeşlerimin yolunu korumaya yarıyor.
“Rıza’dan kayda geçtiği haberini alıyorum,” diyor Süreyya. “Çocukların hesabında kesinti görünürse ilk itirazı da ben yazıyorum.”
Konaktan çıkıp Zeliha’nın atölyesine dönüyorum. Baran ile Eren içeride oturuyor. Zeliha gümüş teli küçük bir çerçeveye sabitliyor; çalışırken beni dinliyor.
“Süreyya kesintiyi reddediyor,” diyorum. “Güvenlik gideri ayrı kalıyor.”
Baran, “Geçit?” diye soruyor.
“Kapalı.”
Eren kapıya yöneliyor. “O iki adamı bulmadan açmayın.”
“Bulmadan açmıyoruz. Cemal ile Sait’in gördüklerini de usulüne uygun kayda geçiriyoruz.”
Zeliha teli bana uzatıyor. Ucunu eğri duran yuvaya yerleştiriyorum. Parmaklarım iş yapınca düşüncelerim dağılmak yerine sıraya giriyor. Ön tezgâhtaki fişte yazan ölçü, servis geçidinin sürgü yuvasına uyuyor; arka tezgâhtaki denemenin izi ise o ölçüye uymuyor. Aynı sipariş iki ayrı işe mi yarıyor? Bunu kimin istediğini henüz bilmiyorum.
Miran atölyeye geliyor. Telefonunu cebine koyarken ona dönüyorum.
“Erişim yetkiniz ile o gün fiilen içeri girmeniz aynı şey değil. Giriş kaydını görmeden ikisini bir tutmuyorum.”
“Ben de tutmanızı istemiyorum.”
Siyah ipli gönderinin eski sevkiyat defterindeki kaydı aklıma geliyor. Kayıt orada duruyor, eksik sayfa ise hâlâ yok. Bu kez giriş sayfasını yerinde görmek istiyorum.
Miran, Rıza’yı arıyor. Kendi yetkisine bağlı fiilî giriş kaydının nasıl incelendiğini soruyor. Rıza’nın önünde ciltler çevriliyor; kâğıt sesi telefondan atölyeye kadar geliyor.
“Yetki çizelgesi bende,” diyor Rıza. “Ama fiilî giriş sayfası ayrı saklanıyor.”
“İnceleme talebimiz var,” diyorum. “Yazılı sınırın dışına çıkmıyoruz.”
“Onu görüyorum. Sorun sınırınız değil.”
Miran telefonu ön tezgâha koyuyor. Zeliha telin ucunu tutuyor; ben çerçeveyi sabitliyorum. Rıza’nın çevirdiği son sayfa duyuluyor.
“Bu kaydın açılması için meclis gözetimi şart,” diyor.
Miran’ın adı o sayfada var mı, hâlâ bilmiyorum. Bildiğim tek şey, kardeşlerimin güvencesini tartışan meclisin şimdi bu kaydın da başında durduğu.
Yine meclis.