İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 38 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 38

Servis Geçidi

“Fişteki ölçü teslim gözüne ait değil,” diyor Zeliha. “Bu şerit başka bir geçit için kesiliyor.”

Son sipariş fişini ön tezgâhtan alıp arka tezgâha getiriyor. Elindeki deneme şeridini kâğıdın üzerine koyuyor; sürtünme izi, çizili ölçünün çok gerisinde kalıyor. İkisine sırayla bakıyorum. Aradaki farkı görmek için cetvele ihtiyacım yok. Zeliha çekmeceden ince bir kalıp çıkarıyor.

“Bunu Cemal getiriyor. Bağdaki çalışanların kullandığı kestirmenin sürgü yuvasına ait.”

Miran kalıbın yanına eğiliyor. “Servis yolu.”

“Fişteki ölçü buna uyuyor,” diyor Zeliha. “Şerit, o geçidin sürgüsüne ulaşacak uzunlukta kesiliyor. Bizim kullandığımız parçanın izi ise teslim gözündeki kısa mesafeye uyuyor.”

“Demek sipariş fişiyle bulunan şerit aynı işi anlatmıyor.”

“En azından aynı açıklığı anlatmıyor,” diye düzeltiyor beni. “Şeridi kimin nereye koyduğunu hâlâ bilmiyoruz.”

Gümüş teli parmağıma dolamamak için elimi tezgâhın kenarına bastırıyorum. Bağ işçilerinin vakit kazanmak için kullandığı yol, Baran’la Eren’in durdurulduğu ana yoldan ayrı. İki ölçü arasındaki fark şimdi bir güzergâh farkına dönüşüyor. Güvence kâğıtlarım üzerimde; kâğıtlar geçitlerden haberdar değil.

Miran telefonunu çıkarıyor. Cemal’e kapının yerini soruyor, sonra kaşları çatılıyor. Yanıtı beklerken ben de elimdeki teli tezgâha bırakıyorum.

“Baran’la Eren oradan geçiyor,” diyor. “Cemal, arkalarından iki kişinin de kestirmeye girdiğini söylüyor.”

“Cemal onları tanıyor mu?”

“Hayır. Çalışanlardan olmadıklarını söylüyor.”

Zeliha fişi bana uzatmıyor; ön tezgâhtaki yerine koyuyor. “Ölçüyü burada karşılaştırıyoruz. Oradaki kapıya bakmadan fazlasını yazmayın.”

“Yazmam,” diyorum. “Ama kardeşlerim orada.”

Miran kapıya yönelirken yolumu kesmiyor. “Arabam dışarıda. İsterseniz birlikte gidiyoruz.”

Bu daveti kabul etmek, ona başka bir hak vermiyor. Bunu biliyor mu, bilmiyorum.

“Gidiyoruz,” diyorum. “Önce onları yoldan çıkarıyoruz.”

Atölyenin dar sokağından arabaya yürürken Nihat’ın bana gösterdiği dükkân geliyor aklıma. Bir adresin yerini bilmek, oradan kimin geçtiğini bilmek anlamına gelmiyor. Bugün bağdaki yolda da aynı yanılgıya yer yok. Adımlarımı hızlandırıyorum; zihnimdeyse Zeliha’nın yan yana koyduğu iki ölçü duruyor.

Bağların arasındaki yola vardığımızda kestirme geçidin bir yanında Baran, öte yanında Eren duruyor. İki adam taş duvar boyunca onlara doğru ilerliyor. Cemal sevkiyat aracının yanında; Sait minibüsünü yolun ağzına çekiyor. Aralarındaki mesafeyi seçebiliyorum ama adamların yüzlerini buradan ayırt edemiyorum.

“Baran! Eren! Ana yola çıkın.”

Baran bana dönüyor. “Geçidi kullanmamızı kim söyledi, öğrenmek istiyorum.”

“Şimdi değil. Eren’i yanına al.”

Eren geri çekiliyor, fakat adamlardan biri yön değiştirip ana yolun ağzına yürüyor. Sait minibüsünden inip kapıyı açık tutuyor. “Buradan geçiyorlar. Araç burada.”

Adam minibüsü görünce duruyor. Diğeri taş merdivenlere sapıyor. İkisi de adlarını söylemeden bağların arasından uzaklaşıyor. Miran peşlerine gitmiyor; telefonuyla geçidin iki yanının görüntüsünü alıyor.

“Onları izletmeyeceğim,” diyor. “Önce burayı güvene alıyorum.”

Baran’ın kolunu tutup ana yola çekiyorum. Eren de geliyor. İkisini yan yana görmeden elim gevşemiyor. Ancak ikisi yanımda durunca Cemal’e dönüyorum.

“Ne görüyorsunuz? Yalnızca kendi gördüğünüzü söyleyin.”

“İki adamın kardeşlerinizin ardından geçide girdiğini görüyorum. Biri sizin sesinizden sonra ana yola yöneliyor. Öncesinde nerede olduklarını bilmiyorum.”

“Sait?”

“Ben yolun ağzına geldiğimde ikisi de geçitte. Minibüsü önüme çekiyorum. Başka bir şey söyleyemem.”

Miran sözlerini telefonuna sesli not olarak kaydedip ikisine dinletiyor. İkisi de kendi anlatımlarını doğruluyor. Notun bir kopyasını bana göndermesini istiyorum; ekranımda dosya belirince cihazı cebime koyuyorum.

Yazılı güvence yürürlükte. Yine de iki adam, işçilerin kullandığı yolu bizim kadar kolay buluyor. Baran’ın yüzündeki öfke bana dönmüyor; önümde duran kâğıt güvencelerin erişemediği taş aralığa dönüyor.

“Bu yol yarın da açık mı?” diye soruyor.

Miran sürgüye bakıyor. Tespihi yanında değil; vakıf odasındaki masada kalıyor. Ellerini boş tutarak konuşuyor.

“İşletme yetkimle kestirmeyi geçici olarak kapatıyorum. Çalışanlar ana servis yolunu kullanıyor. Ek yol süresi çalışma çizelgesine giriyor; kimsenin ücretinden düşmüyor.”

“Meclisten izin beklemiyor musunuz?” diyorum.

“Bağın günlük sevk düzeni için beklemiyorum. Bu kararı yazılı bildiriyorum.”

Kararı bir lütuf gibi sunmaması iyi. Yine de geçidi kapatmak, kardeşlerimi izlemenin nedenini açıklamıyor. Baran’a bakıyorum; yanıt beklediğini biliyorum ama ona verebileceğim bir yanıt yok.

Kapının önünde kalıyoruz. Miran, Cemal’e sürgüyü kilitlememesini, önce çıkması gereken çalışanları ana yola yönlendirmesini söylüyor. Sait minibüsü dönüş noktasına alıyor. Baran’la Eren araca binmek yerine yanımda bekliyor; ikisini göndermeye kalkmıyorum.

Zeliha’nın fişindeki ölçüyü hatırlayıp sürgü yuvasına bakıyorum. Genişliği kâğıttaki çizime benziyor. Dokunmuyorum. Burada yapılacak inceleme için bir tanık ve açık bir kayıt gerekiyor; tezgâh başındaki karşılaştırma tek başına yeterli değil.

“Cemal’in getirdiği kalıp buraya aitse,” diyorum, “siparişin neden teslim gözü işi gibi gösterildiğini de soracağız.”

Miran başını sallıyor. “Önce kapının kullanımını durduruyorum. Ölçü için ayrı kayıt açıyoruz. Sizin inceleme sınırınız değişmiyor.”

Telefonundan Rıza’yı arıyor. İşletme kararını, çalışanların ek yol süresini ve tanık kayıtlarını bildiriyor. Rıza’nın cevabını yalnız Miran duyuyor; yüzündeki çizgi sertleşince telefonu hoparlöre almasını istiyorum. Kabul ediyor.

Rıza’nın sesi geçidin taşlarına yayılıyor. “Kararı işletme olarak alıyorsunuz. Fakat ana yola aktarılan taşımanın bedeli mevcut hesapta bağ gelirinden karşılanıyor.”

“İşletme gideri olarak yazın,” diyor Miran.

“Mevcut dağıtımda o giderin bir bölümü çocukların gelir payını azaltıyor. Bu kalemi onların hesabına işlemek için Süreyya Hanım’ın yazılı onayı gerekiyor.”

Baran bir şey söyleyecek gibi oluyor; elimi kaldırıyorum. Miran’ın yetkisi geçidi kapatmaya yetiyor. Bunun parasını kimin taşıyacağını tek başına belirlemeye yetmiyor.

“Önce hesabı Süreyya’ya gösterin,” diyorum. “Onun yerine cevap vermiyoruz.”

Miran telefonu hoparlörden çıkarıyor. “Gösteriyorum.”

Geçidin önünde hâlâ dört kişiyiz. Kestirme kapanıyor; kararın yükü konağın gider odasına uzanıyor. Rıza’nın son sözü telefondan, bu kez hepimizin duyacağı açıklıkta geliyor:

“Süreyya’nın imzası şart.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.