İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 36 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 36

Anahtar Kaydı

Hamza kalemini indirmiyor. Ucu, notun üzerindeki son kelimede bekliyor. Kâğıt önünde açık; söyleyeceğimiz her şeyin oraya geçmesini bekliyorum.

“Yetkiniz neden var?” diye soruyorum Miran’a.

“Bağ gelirinden karşılanan giderleri denetliyorum. Paylarına yazılan sevkiyat ve bakım masrafları da buna giriyor. Bu yapıya erişimim o yüzden önceden tanımlı.”

Süreyya kapının yanından ayrılıyor.

“Bu yetki benim tuttuğum hesapların yerine geçmiyor,” diyor. “Yalnızca gider dayanağını görmenize izin veriyor.”

“Biliyorum.”

“Ben bilmiyorum,” diyorum. “Kayıp gönderinin gününde sizin adınızın listede olduğunu bugün öğreniyorum.”

Miran, solmuş boya çizgisine bakıyor. “Bunu daha önce söylemem şart.”

“Evet, şart.”

Hamza notun altına yeni bir satır açıyor. Miran ona dönüyor.

“Şunu da yazın: Yetki, o gün buraya girdiğimin kanıtı değil. O güne ait kapı kullanımım ayrıca araştırılsın.”

Hamza yazdıklarını yüksek sesle okuyor: “Erişim yetkisi ile fiilî kullanım ayrı kayıtlardır. Miran adına o güne ait kapı kullanımı, anahtar teslimi ve iadesi sorulacaktır.”

“Benim önümde de sorulsun,” diyorum. “Cevabı önce size göndermesinler.”

Hamza bunu da ekliyor. Kâğıdı bize doğru çeviriyor; satırları bir kez daha okuyup altındaki boşluğa imzamı atıyorum. Miran da imzalıyor.

İmzasının yanında benimki duruyor. Bundan güven doğmuyor. Yalnızca inkâr edemeyeceği bir soru doğuyor.

“Kapı çizelgesi alt kapıda,” diyor Hamza. “Anahtar kaydı başka yerde tutuluyor. İkisini birlikte istemeden kimsenin burada bulunduğunu söyleyemeyiz.”

“Ya çizelgede adınız çıkarsa?” diye soruyorum.

“Size açıklamak zorunda kalırım.”

“Zaten zorundasınız.”

Miran karşılık vermiyor. Bebeğimin ardından bana dayatılan hiçbir açıklama onu geri getirmiyor; birinin neyi saklayabildiğini bilmek ise hâlâ elimde. İki parmağımı avucuma bastırıyorum. Gümüş telim yanımda değil. Avucumda yalnızca parmaklarımın baskısını duyuyorum.

Süreyya, Hamza’nın notuna işaret ediyor. “Giderleri gerekçe gösteren bütün yetkileri görmek istiyorum. Yalnız Miran’ınkini değil.”

Miran başıyla kabul ediyor. İlk kez, sorunun yalnızca onun adı olmadığını düşünüyorum. Bir hesabın üstüne yazılan izinler, o hesaptan geçinenlerin önüne hiç konmuyor. Süreyya’nın sesi sakin; yine de Hamza’nın kaleminin altında bu kez onun sorusu da yer buluyor.

Yapının dış kapısından bağ evinin avlusuna geçiyoruz. Hamza notu elinde taşıyor; Süreyya, taş oluğun başında durup gider çizelgesindeki bir ayrıntıyı soruyor. Miran’la avlunun öbür ucunda kalıyorum. İkimiz de onların duyabileceği yerdeyiz. Sesimi alçaltsam bile Süreyya’nın söylediklerimi işitebileceğini biliyorum.

“Bana o gün buraya girip girmediğinizi şimdi söyleyin,” diyorum.

“Hatırladığıma dayanarak kesin bir cevap vermeyeceğim. Kapı kaydı bunun için var.”

“Yoksa kayda dayanabileceğiniz bir gün seçmiyorsunuz.”

“Öyle düşünmenize sebep veriyorum.”

Bu kez sözü düzeltmeye çalışmıyor. Öfkemin birazı tam da buna takılıyor. Savunmasını parçalamak daha kolay geliyor; kabulünü nereye koyacağımı bilmiyorum.

“Beni korumak için sustuğunuzu söylemeyin,” diyorum.

“Söylemiyorum.”

“Çünkü kendi adınızı bir kâğıttan saklamak, benim adıma karar vermek oluyor.”

“Evet.”

Avlunun alçak duvarının ardında bağ sıraları başlıyor. Kuruyan yapraklar rüzgârla oluğun içine doluyor; Süreyya eliyle birini çıkarıp Hamza’nın gösterdiği satıra eğiliyor. Buradaki gelirin çocuklarının mirasına nasıl yazıldığını yıllardır izliyor. Yine de bu kapının kime açık olduğunu benimle aynı anda öğreniyor. Kâğıda eğilmiş hâlini görünce ona söylemediğim sözler de ağırlaşıyor.

“Onun da bilmesi şart,” diyorum.

“Biliyorum.”

“Bilmekle söylemek aynı şey değil.”

Miran taşlara dayadığı elini çekiyor. “Bugün bunu ikinizden de duyuyorum.”

Bir an, yüzündeki yorgunluğa karşı içimde yer açılıyor. İstemiyorum. Ona yakın hissetmek, ona güvenmek zorunda olduğum anlamına gelmiyor; hele burada, başkalarının kurduğu evlilik şartlarının içinde, hiç gelmiyor.

“Miran,” diyor Süreyya, “ayrı ödeme talimatımı anahtar araştırmasına karıştırmayın. Çocukların ulaşımı bekleyemez.”

“Karıştırmıyorum.”

“Öyleyse Hamza önce onu da takip ediyor.”

Hamza başını kaldırıyor. “Rıza’ya giden talimatla bu notu ayrı ayrı soruyorum.”

Süreyya bana dönüyor. “Sizin ortak talebinizin cevabı da arada kaynamıyor.”

“Sağ olun,” diyorum.

Minnetim borç gibi durmuyor. Onun da bu konakta korumaya çalıştığı bir hayat var; benimkiyle aynı değil. Bunu unutmadan yanında durabiliyorum. Yine de ortak talebimizin cevabını duymadan içim rahat etmiyor.

Hamza’yla birlikte yeniden yapının yan tarafına gidiyoruz. Küçük teslim gözü burada, sokağa değil bağdan gelen dar servis yoluna açılıyor. Taşların arasındaki eğim yüzünden yolun başında duran biri gözün önünü göremiyor. Bulunduğum yerden başımı çevirip yolun başlangıcına bakıyorum; taş kıvrımı görüşümü kesiyor. Gönderiyi gözetlemek isteyenin yapıya ya da bu kıvrıma yaklaşması şart.

“Baran’ın anlattığı adam burada duruyorsa,” diyorum, “yoldan geçen onu görmüyor.”

“Eren de göremiyor,” diyor Miran. “İkisi geçidin öbür ucunda durduruluyor.”

Güvence yürürlükteyken kardeşlerimin yolunun kesilmesi, kâğıttaki ihlal hanesine sığıyor. Burada ise taşın kıvrımı kadar gerçek. Servis yolunu kullananları da sormamız şart. Yolun başıyla teslim gözü arasındaki kör noktaya yeniden bakıyorum.

Süreyya gözün altındaki taş pervaza bakıyor. “Önceki denemede boş kılıf kendi kendine yerinde durmuyor. Birinin yapının içinde bulunması şart.”

“Kim olduğunu bilmiyoruz,” diyorum.

Hamza notunu katlayıp cebine koyuyor. “Kapı kaydı da bize yalnız kapıyı kullananı gösteriyor. Gözden bir şey alındığını göstermiyor.”

“Ya o gün kapıdan kimse girmiyorsa?” diye soruyorum.

Hamza küçük gözün bulunduğu taşları inceliyor. Güneş çıkıntıdan çekildikçe dar ağzın içi seçiliyor. Oraya el uzatmıyor. Ben de uzatmıyorum; denemenin sınırı notta açıkça yazıyor. Görmekle dokunmak arasındaki çizgiyi ikimiz de koruyoruz.

“Başka bir yol mu var?” diye soruyor Miran.

“Bilmiyorum,” diyor Hamza. Sonra gözün iç kenarını gösteriyor. “Ama kapı için aradığımız anahtar, bunu açıklamıyor.”

Süreyya ona dönüyor. “Neyi açıklamıyor?”

Hamza parmağını taşın üzerinden çekiyor. “Küçük teslim gözünden evrak alınırken içeride anahtar kullanılmasına gerek yok.”

Anahtar gerekmiyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.