İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 3 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 3

Yazılı Güvence

Damdan merdivene inerken alt kapının önündeki iki adamı gözden yitirmiyorum. Biri telkâri çarşısına dönük duruyor, öteki bizim mahalleye çıkan basamakları kolluyor. Yanlarına gelen adamı tanıyorum: Çilingir Nihat. Büyük kardeşim Baran’ın çalıştığı dükkânın karşısında tezgâh açıyor. Kolunu kaldırıp gümüşçünün kepengini gösteriyor; ardından parmağıyla bizim yokuşu işaret ediyor. Adamlardan biri ona para uzatıyor. Nihat avucunu kapatırken yüzünü başka yana çeviriyor.

Demek çalıştığı yeri kimin gösterdiğini biliyorum. Adamlarsa yalnızca çarşıyı beklemiyor; bizim yokuşu da gözlüyor. Alt kapıya inersek önlerinden geçmemiz gerekiyor.

Merdivenin son basamağında durup avluya bakıyorum. Baran ile Eren hâlâ evde; beni görünce ikisi de ayağa kalkıyor. Baran’a gördüklerimi anlatıyorum. Pencereye yöneliyor, önüne geçiyorum.

“Oradan bakarsan onlar da seni görüyor. Üst geçitten çıkıyoruz.”

Eren elini cebindeki siyah ipli kâğıdın üzerinde tutuyor. “Nereye?”

“Zeliha Usta’ya. Çarşı yolundan değil.”

Baran başını iki yana sallıyor. “Beni çalıştığım yerden ayırınca dükkân sahibini de sıkıştırırlar.”

“Bugün oraya gidersen seni bekleyen adamlara kendin yol göstermiş olursun.”

Cevap vermiyor. Çenesindeki kasın gerildiğini görüyorum. Haklı olduğu yanı da var; dükkân sahibi onu soranlara ne diyecek? Yine de şimdi aşağı inmesine izin veremem. Tezgâhın yanındaki suyu ince bir bakır tasla taşımasını istiyorum ondan. Damlar arasında yürürken ellerimizin dolu görünmesi, meraklı bir bakışa verebileceğimiz tek sıradan cevap. Ben de üstü örtülü telkâri sepetimi alıyorum. İçindeki yarım bileziklere bakmıyorum; senet şimdi tezgâhın altındaki tel kutuda duruyor, bense kardeşlerimi buradan çıkarmak zorundayım.

Komşu damına açılan ortak geçide çıkıyoruz. Aşağıdaki taş basamaklar alt kapıya inerken biz yamaç boyunca yan yana dizilen teraslara sapıyoruz. Bir evin çatısı ötekinin avlusuna bakıyor; görünen her yol yürünür yol değil. Hangi geçidin çıkmaz olduğunu çarşıya yıllarca taşıdığım gümüş teller öğretiyor bana. Önümdeki dar yerde sepeti göğsüme yaklaştırıyorum. Arkamızdaki örtüyü indirip yürümeye devam ediyorum. Alt kapıdaki adamlar hâlâ aşağıda duruyor; bulundukları yerden bu geçidi görüp görmediklerini kestiremiyorum.

Zeliha Usta’nın avlusuna üst mahalleden giriyoruz. Üzüm asmasının gölgesi kesme taşlara vuruyor. Zeliha Usta ördüğü telleri bırakıp üçümüzü süzüyor. Sepetimi görünce iş sormuyor; yüzümdeki ifadeyi okuyup avluya açılan geçidi kapatıyor. Baran elindeki tası nereye koyacağını bilemeden ayakta bekliyor.

“Ne kadar kalırlar?” diye soruyor.

“Bu geceyi güvenle geçirsinler istiyorum. Sonrasını ben konuşacağım.”

“Burada kalırlar. Ama alt çarşıdan kimseye haber salmam.”

Baran itiraz etmek üzere ağzını açıyor. Zeliha Usta ondan önce davranıyor. “Usta beni dükkânda sorarsa işini bırakıp kaçtığını söylemem. Seni görmediğimi söylerim. Daha fazlasına söz veremem.”

Bu sınırı koyması içimi rahatlatıyor. Yerlerini bilmek başka, onlar adına tehlikeyi üstlenmesini istemek başka. Eren cebindeki siyah ipli kâğıdı çıkaracak gibi oluyor. Başımı sallıyorum; elini indiriyor. İçindekini burada da açmıyoruz. Zeliha Usta avlunun arka tarafındaki odayı gösteriyor, Baran ona teşekkür ediyor. İkisi içeri geçerken asmanın altında duran boş çalışma masasına yöneliyorum.

“Bir yaprak verir misin?” diye soruyorum.

Zeliha Usta eski bir sipariş defterinden temiz bir sayfa koparıp önüme bırakıyor. Mürekkep şişesinin tıpasını açarken parmaklarıma gümüş tel dolama isteği geliyor. Bunun yerine kalemi tutuyorum. Söyleyeceklerimi ağzımdan çıktıkları gibi bırakmak istemiyorum. Kardeşlerime yönelen tehdidin durdurulmasını, babamdan kalan borcun onlara karşı bir baskı aracı yapılmamasını yazıyorum. Altına, imzalı güvencenin yalnız Miran’dan değil, bağ ve konakta söz sahibi aile meclisinden de gelmesi gerektiğini ekliyorum.

Baran odanın eşiğinden bakıyor. “Bizi buraya saklayıp kendini onların önüne mi çıkarıyorsun?”

“Hayır,” diyorum. “Beni istiyorlarsa neyi kabul etmek zorunda olduklarını söylüyorum.”

Sayfayı katlamıyorum. Mürekkebin kurumasını beklerken Zeliha Usta üst geçidin konağa yakın meydanlığa çıktığını söylüyor. Baran’a ve Eren’e karanlık basana dek avludan ayrılmamalarını tembihliyorum. İkisinin de buna ne kadar dayanacağını bilmiyorum. Onlar adına bir söz vermiyorum; yalnızca kendiminkini taşıyarak çıkıyorum.

Meydanlığa vardığımda Miran konağa çıkan dar yolun başında duruyor. Elindeki tespihin sesi taş duvarların arasında seçiliyor. Beni görünce ilerlemiyor. Aramızdaki birkaç adımı çarşıdan yukarı taşınan bakır dövme sesi dolduruyor.

“Kardeşleriniz?” diye soruyor.

“Şimdilik güvendeler. Yerlerini söylemeyeceğim.”

“Sormuyorum.”

Yazdığım sayfayı uzatıyorum. Alırken kenarından tutuyor; elimiz birbirine değmiyor. Satırları okuduğu sırada gözlerimi yoldan ayırmıyorum. Konağın yüksek duvarı meydanlığın güneşini erken kesiyor. İçeride Süreyya’nın yönettiği bir ev, çocuklarının düzeni var. Oraya atacağım adımı yalnız benim için verilmiş bir karar gibi gösteremem.

“Bunlar kardeşlerim için,” diyorum. “Konakta nerede yaşayacağım, oradan ayrılma hakkım ve Süreyya’nın evdeki sözünün ne olacağı ayrıca yazılacak. Bunlar konuşulmadan konağa adım atmayacağım.”

Miran satırların sonuna geliyor. Tespihin sesi kesiliyor; onu avucunda tutuyor. “Meclisin imzasını istiyorsunuz.”

“Tehdidi durdurabilecek olanların imzasını istiyorum. Sizin sözünüzü duydum. Yetmediğini de siz söylüyorsunuz.”

Başını kaldırıyor. “Borcu bu metinden çıkarmamı isterler.”

“Çıkardığınız yerde konuşmamız biter.”

Kısa bir sessizlik oluyor. Meydanlığın aşağı ucundan bir adam beliriyor; konağın görevlilerinden olduğunu belindeki anahtar halkasından anlıyorum. Miran’a yaklaşmadan duruyor.

“Meclis bağ evinde toplanıyor,” diyor. “Sizi bekliyorlar.”

Miran sayfayı yeniden açıyor. Katlamadan elinde tutuyor. “Şartlarınızı önlerine koyacağım.”

“Önlerine koymanız yetmiyor,” diyorum. “Ne cevap verdiklerini de yazılı görmek istiyorum.”

Görevli gözlerini sayfaya indirip hemen kaçırıyor. Miran bunu görüyor ama ona dönmüyor. Bağ evine giden yol meydanlıktan ayrılıyor; Miran o yöne bakarken alt çarşıdan gelen bir ses duyuluyor. Bir kepenk sertçe kapanıyor. Ardından konağın görevlisi, Miran’ın yüzüne bakarak konuşuyor:

“Meclis haber yolluyor. Akşam ezanına kadar büyük kardeş dükkâna dönmezse borcu kardeşlerden tahsil etmeye başlıyorlar. Bu şartları şimdi önlerine koyuyor musunuz?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.