İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 21 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 21

Boş Hane

Talebin son satırında tezgâhımın altındaki tel kutu tarif ediliyor. Kutunun içinde ne bulunduğu yazmıyor; buna rağmen birinin evimin içini meclise anlattığını bilmek yetiyor. Satırı bir kez daha okuyorum. Tezgâhın altına eğilmeden, kapalı kutuyu tarif edecek kadar ayrıntı var orada.

“Numaraya bakın,” diyorum Rıza’ya. “Kaynağı kapalı diye soruyu da mı kapatıyorsunuz?”

Zeliha kapıya gidip sokağı yokluyor. Baran, Eren’i tezgâhın yanına çekiyor; ikisi de konuşmuyor. Rıza çantasından küçük kayıt dizinini çıkarıyor. Sayfaları çevirirken elimdeki talep suretinden numarayı okuyorum.

“Bu, inceleme talebinin numarası değil,” diyor. “Dayanak kaydının numarası.”

Parmağını satırın üstünde tutuyor. Yazıyı ben de görüyorum: Miran Sancaktar. Ev içindeki tel kutunun konumu, izinsiz girişe karşı önlem isteğinin gerekçesi olarak işleniyor.

“Miran mı söylüyor?”

“Başvuruyu kendisi veriyor. Sizden izin alındığına dair bir satır görünmüyor.”

Bir an senedin değil, evimin kapısının bulunduğu sokağı düşünüyorum. Kardeşlerim oraya uğruyor. Onların izlediği yollar da böyle bir satıra dönüşebiliyor mu? Dışarıdan geçen biri, o satırın kimler için tehlike taşıdığını görebiliyor mu?

“Güvenceye bakın,” diyorum. “Baran’la Eren’in geçişi hâlâ karar kapsamında mı?”

Rıza başka bir sayfayı açıyor. Baran öne eğiliyor; Eren olduğu yerde kalıyor.

“Çarşı geçidi kapsamda,” diyor Rıza. “Karar değişmiyor. Fakat uygulama için görevlilere yol bilgisinin ne kadarının verildiğini buradan göremiyorum.”

“Yani yazılı güvence var, ama kimlerin hangi adresi bildiğini bilmiyoruz.”

Rıza buna itiraz etmiyor. Zeliha çekmecesini açıp son siparişten kalan kısa şerit örneklerini çıkarıyor. Birini parmaklarının arasında tutuyor.

“İki deliği olan şeridi kim gördüyse bu talebi de görmüş saymayalım,” diyor. “Aynı şey değiller.”

Haklı. Siyah ip işaretiyle uğraşırken her izi tek ele bağlamak kolay geliyor. Kolay olan, doğru olmuyor. Zeliha şeridi tezgâha bırakıyor; gözümü yeniden Rıza’nın açık tuttuğu sayfaya çeviriyorum.

“Bu başvurunun okunma kaydı var mı?” diye soruyorum.

“Kapalı kayıtlarda erişim çizelgesi tutuluyor.”

“Onu da isteyin. Önce Miran buraya gelsin.”

Rıza telefonunu çıkarıyor. Ben gümüş teli parmağıma doluyorum. Tel derime değince duruyorum; kutu evimde, senet hâlâ onun içinde. Şimdilik onu bilenlerin sayısı benden habersiz artıyor.

Atölyenin önündeki sokağa çıkıyorum. Zeliha içeride kardeşlerimle kalıyor; Rıza kapının yanında, elinde dizinle bekliyor. Yukarı mahalleden inen eşeğin yükü yüzünden yol daralıyor. Taş duvara yanaşınca geçenler birbirini görmeden ilerleyemiyor. Evime giden sokak da böyle. Oraya kim giriyorsa bir komşunun önünden geçiyor; yine de kimsenin tanıklığı yazılı bir kayıt kadar korunmuyor.

Miran köşeden görünüyor. Konağın gider odasındaki Süreyya’yı buraya çağırmıyor; çocukların payından çıkan tutarları incelemek onun işi, evimle ilgili bilgiyi kimin paylaştığını sormak benim.

“Rıza ne buluyor?” diyor Miran.

“Gizli başvurunuz, kutumun yerini meclise taşıyor.”

“Evinize gönderilmeleri ihtimaline karşı önlem alınmasını istiyorum.”

“Benden izin istemiyorsunuz.”

“Yerini söylerseniz senedi almak için—”

“Senedin nerede olduğunu size ben söylüyorum. Bu, başkalarına söyleme hakkı vermiyor.”

Cevabı hemen gelmiyor. Konağın vakıf odasında bıraktığı tespihini hatırlıyorum. Karar anında onu elinden bırakıyor; şimdi iki eli de boş. Sözünü tamamlamasını beklemiyorum. Senedi almak için ne yapılacağını değil, söylediği bilginin nereye ulaştığını öğrenmek istiyorum.

“Talebi yalnız koruma kaydında tutacaklarını düşünüyorum,” diyor.

“Düşünceniz kapıyı kilitlemiyor.”

Miran, sokağın yukarısına bakıyor. Atölyenin içinde Baran’ın sesini duyuyorum; Eren’e güvence suretinin hangi cebinde olduğunu soruyor. Bu ikisi için yazdırdığım şartların bir yabancının merhametine bağlı kalmasını istemiyorum.

“Bundan sonra evime, kardeşlerime ya da elimdeki belgeye dair hiçbir bilgiyi benim adıma vermiyorsunuz,” diyorum. “Açık onayım olmadan güvenlik gerekçesiyle de vermiyorsunuz. Bunu Rıza’nın önünde kayda geçiriyorum.”

“Geçirin. Ben de verdiğim bilginin kimlere açıldığını soruyorum.”

İçimdeki öfke bunu kolay bir özre çevirmeme izin vermiyor. “Önce kendi başvurunuzun sınırını kabul ediyorsunuz.”

“Kabul ediyorum.”

Gönlümden geçen, söylediklerime yetişmiyor. Sesindeki sakinliğe güvenmek istiyorum; aynı ses az önce benden izin istemeyi gereksiz buluyor. Onu sevip sevmediğimi kendime sormuyorum. Şu anda daha önemli soru, bir sonraki kapıyı kimin açabildiği.

“Gelin,” diyorum. “Bu kez aynı sayfayı okuyalım.”

Atölyeye döndüğümüzde Zeliha kapının sürgüsünü çekmiyor. Açık bırakıyor; çarşıdan dönen bir tanık gerektiğinde buraya ulaşabilsin istiyor. Baran ile Eren güvence suretinin kenarına geçit adını yazıyor. İkisi birlikte gitmeye hazırlanıyor, fakat çıkmadan önce Rıza’nın cevabını bekliyor.

“Güvenliğiniz, ev adresinizi meclise bildirerek sağlanmıyor,” diyorum onlara. “Geçit için verilen yazılı güvence yürürlükte. Yolunuz kesilirse orada tartışmaya girmiyorsunuz; buraya dönüyorsunuz.”

“Sen de peşimizden gelmiyorsun,” diyor Baran.

“Hayır. Sizin güzergâhınızı bir başvuruya daha yazdırmıyorum.”

Rıza önündeki deftere itirazımı geçiriyor: Evimin konumu ve kardeşlerimin güzergâhı hakkında benim açık onayım olmadan yeni paylaşım yapılmıyor; mevcut gizli başvurunun erişim çizelgesi isteniyor. Sözcükleri okurken durdurup bir ek yaptırıyorum.

“Önceki paylaşımı da onaylamadığım yazsın. Susmam, geriye dönük izin sayılmasın.”

Miran, Rıza’nın uzattığı satırı okuyor. “Benim koruma isteğim de duruyor,” diyor. “Ama evine girilmesine veya senede el uzatılmasına izin anlamına gelmiyor.”

“Bunu benim adıma değil, kendi adınıza yazın.”

Kalemi alıp ayrı satıra imzasını atıyor. Süreyya’nın çocukların gelir hesabından yapılan ödemelere ilişkin itirazı gibi, bu kaydın da bir nüshası gerekiyor. Rıza nüshamı bana veriyor. Çantamdaki meclis güvencesinin yanına koyuyorum; senedin bulunduğu kutuya değil.

Zeliha, tezgâhtan ince bir gümüş tel alıp yamuk ucunu düzeltiyor. “Sıradaki işiniz?” diye soruyor.

“Erişim çizelgesi,” diyorum.

Rıza dizinin arka kapağındaki ek satırlara dönüyor. Kapalı başvuruya ait mühürleri karşılaştırırken kaşı çatılıyor.

“Başvuruyu Miran veriyor,” diyor. “Ama ona ayrılan okuma kaydı tek değil.”

Miran sayfaya yaklaşmıyor. Ben yaklaşıyorum. İlk satırda onun adı var. İkinci satırda bugünün tarihi ve açma mührü duruyor; adı yazması gereken yer boş.

“Bunu kim açıyor?” diye soruyorum.

Rıza parmağını boş haneden çekiyor.

“Bilmiyorum.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.