İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 22 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 22

Dağıtım Hanesi

Zeliha’nın atölyesinde Rıza’nın parmağı, erişim kaydındaki boş ad hanesinde duruyor. Çarşıdan gelen çekiç sesleri bile bu boşluğu doldurmuyor. Tezgâhın üstündeki kâğıda bakıyorum; hanenin çizgisi yerinde, yazılması gereken ad yok.

“Kim okuyabiliyor?” diye soruyorum.

Rıza, dizinin üstündeki yetki işaretini gösteriyor.

“Süreyya, vakıf yöneticisi sıfatıyla açabiliyor. Bir de eski vakıf mührüne bağlı arşiv yetkisi var. İkinci açma o yetkiyle yapılıyor. Kullanan kişinin adı sisteme düşmüyor.”

Miran tezgâhın karşısında duruyor. “O mühür hâlâ geçerli mi?”

“Vakıf kaydında geçerli görünüyor. Kimin elinde olduğunu bu kayıt söylemiyor.”

İçimden Süreyya’nın adını geçiriyorum; ardından kendimi durduruyorum. Bir belgeyi açabilmek, onu açmış olmak demek değil. Üstelik Miran’ın tel kutumun yerini meclise taşıyan başvurusu ortada. İyi niyet, bir kez paylaşılan bilgiyi geri alamıyor. Boş haneye yeniden bakıyorum. Orada bir ad görmeyi istemekle birini suçlamak arasındaki farkı kendime hatırlatıyorum.

“Bu yetkiyi kim denetliyor?” diye soruyorum.

Rıza dizinin üstündeki kaydı kapatmıyor. “Meclise ayrı bir inceleme talebi gerekiyor.”

“Öyleyse bunu da yazın.”

Tam o sırada Baran ile Eren atölyenin kapısından giriyor. Baran’ın elindeki çarşı torbası boş; almaya çıktıkları ekmek yanlarında yok.

“Geçitte bekliyorlar,” diyor Baran.

“Kim?”

“İki adam. Birini borç tahsildarlarının arasında tanıyorum.”

Eren, kapıya sırtını veriyor. “Önümüzü kesiyorlar. ‘Nereye gittiğinizi söyleyin, geçin,’ diyorlar. Biz de geri dönüyoruz.”

Zeliha tezgâhın altından iş önlüğünü çıkarıp Eren’e uzatıyor. “Burada oturun. Kapı çarşıya açık, kimse saklanmıyor; ama kimse de size hesap soramıyor.”

Baran önlüğe değil, Rıza’nın defterine bakıyor. “Yazılı güvence bu geçit için değil mi?”

“Evet,” diyorum.

Miran, Rıza’ya dönüyor. “Yerlerini sormak da kapsamın içinde mi?”

Rıza defterini kolunun altına alıyor. “O sözü kayda, söylendiği yerde geçiriyorum.”

Atölyede kalırlarsa kardeşlerim güvende sayılıyor. Dışarı çıkarlarsa kendilerini açıklamaları isteniyor. Kâğıttaki korumayla çarşının taşları birbirine uymuyor. Eren’in sırtını dayadığı kapıdan geçide kadar olan yolu düşünüyorum; ekmek almak için bile hesap vermeleri bekleniyor.

Geçide birlikte yürüyoruz. Baran ile Eren önümde; Miran ve Rıza arkamda. Zeliha atölyenin kapısında kalıyor. Dar sokakta iki kişi yan yana güçlükle ilerliyor; geçidin kemerine gelince yol iyice sıkışıyor. Çarşıya mal taşıyanların da başka bir çıkışı yok. Kemerin altı sokaktan daha gölgeli; ileride duran iki kişiyi buradan seçebiliyorum.

Adamlar orada. Biri kemerin altında, öteki taş basamağın yanında duruyor. Baran yavaşlıyor.

“Şu,” diyor alçak sesle. “Sağdaki.”

Adam Baran’ı duyuyor. “Yol açık. Neden duruyorsunuz?”

“Az önce yolumuzu siz kesiyorsunuz,” diyor Eren.

“Konuşmak da mı yasak?”

“Geçmelerini nerede kaldıklarını öğrenmeye bağlamak yasak,” diyor Rıza. Defterini çıkarıp bir sayfa açıyor. “Söylediğinizi burada tekrar eder misiniz?”

Adamın yüzü değişmiyor. “Ben kimseye dokunmuyorum.”

Bu doğru. Dokunmuyor. Eren yine de ekmek almadan dönüyor. Adamın söylediğiyle kardeşimin boş elleri yan yana duruyor; hangisine inanacağımı düşünmem gerekmiyor.

Gümüş tel yok; parmağımı dolayacak bir şey ararken bunu fark ediyorum. Elimi açıyorum.

“Şunu yazın,” diyorum Rıza’ya. “Güvence kapsamındaki geçitte Baran ile Eren’in yolu kesiliyor. Geçişleri, nerede kalacaklarını söylemelerine bağlanıyor.”

Rıza cümleyi defterine geçiriyor, kardeşlerime okutuyor. Eren başını sallıyor. Baran adamı işaret ederek tanıdığı kişiyi ayrıca tarif ediyor; adını bilmediği için kayda ad yazılmıyor.

“Bir şey daha var.” Rıza kalemini kaldırınca devam ediyorum. “Kardeşlerimin bulunduğu yerin meclise bildirilmesine izin vermiyorum. Güvenlik için gerekli bir düzen varsa kendileriyle doğrudan, bizim onayımızla konuşulsun. Yer bilgisi borç takibiyle uğraşanlara açılmasın.”

Rıza bu kez bana bakıyor. “Meclis, güvenceyi uygulamak için konum isteyebilir.”

“İsteyebilir. Ben de vermeyebilirim. Bu düzen, bizi arayanların eline adres geçirsin diye konmuyor.”

Miran araya girmiyor. Bir an onun konuşmasını istiyorum; sonra bunu da istemiyorum. Yanımda durması başka, benim yerime karar vermesi başka.

Rıza yeni sınırı yazıp sayfayı bana çeviriyor. Metni okuyup bir sözcüğü düzelttiriyorum: “saklandıkları” değil, “bulundukları”. Kardeşlerim suç işlemiyor. Rıza sözcüğü değiştirmeden önce Eren de sayfaya eğiliyor; onun da bunu görmesini istiyorum.

Adamlar kemerden çekiliyor. Yol açılıyor ama Eren o yoldan geçmek istemiyor. Birlikte geçitten uzaklaşıyoruz. Rıza ihlal kaydını meclise iletmek üzere ayrılıyor; Baran ile Eren, Zeliha’nın açık tuttuğu atölyeye dönüyor. Miran’la konağa yöneliyorum.

Konağın gider odasına vardığımızda Süreyya, çocukların gelir hesabı dosyasının başında. Masadaki fişleri kenara itmeden bize yer açıyor. Miran kapının yanında kalıyor; ben Süreyya’nın karşısına oturuyorum. Dosya aramızda duruyor, fakat söze çarşıdan başlıyorum.

“Çarşı geçidindeki güvence işlemiyor,” diyorum. “Kardeşlerimin nerede olduğunu söylemeleri isteniyor.”

Süreyya dosyanın kapağını örtüyor. “Kim istiyor?”

“Baran’ın eski tahsildarlar arasında tanıdığı biri. Rıza ihlali yazıyor. Ben de yer bilgisinin meclise verilmesine karşı çıkıyorum.”

“Bu, güvenceden vazgeçmek değil,” diyor Süreyya.

“Değil. Korumanın kime hizmet ettiğini sormak.”

Miran, gizli başvurunun ikinci açma kaydını anlatıyor. Eski vakıf mührüne bağlı yetkiden söz edince Süreyya’nın eli dosyanın üzerinde duruyor.

“Vakıf yöneticisi olarak o başvuruyu açabiliyor musunuz?” diye soruyorum.

“Evet,” diyor. “Ama bugün açmıyorum. Benim yetkimle o eski arşiv yetkisi ayrı. Bu ayrımı inceleme talebine yazdırın.”

Kesin konuşuyor; kendisini aklamamı istemiyor. Ben de bunu istemiyorum. Kaydı istiyorum.

Kapıdan Hamza sesleniyor. Rıza’dan bir kâğıt getiriyor; meclisin cevap hanesi henüz boş. İhlal kaydı ve bilgi paylaşımına koyduğum sınır alınmış, karar verilmemiş. Altında, mevcut güvence usulünün karar çıkana kadar süreceği yazıyor.

“Mevcut usulde kimler bilgi alıyor?” diye soruyor Süreyya.

Hamza bilmiyor. Kâğıdı getirmekle görevli olduğunu söylüyor.

Miran kâğıda uzanmıyor. “Sizin onayınız olmadan kardeşlerinizin yerini ben bildirmiyorum,” diyor bana.

“Sizin başvurunuzdan sonra buna inanmak kolay değil.”

“Biliyorum.”

Bu kısa cevap beni hazırlıksız yakalıyor. Onu bağışlamıyorum; yine de ilk kez kendini savunmak için sözlerimi eğip bükmüyor.

Kâğıdı çeviriyorum. Arka yüzünde mevcut usule ait dağıtım hanesi var. İki satırın üstü çizili. Üçüncü satır, yer bilgisi eklenirse kime gönderileceğini gösteriyor.

Parmağımı satırın üzerine koyuyorum.

“Alıcı: borç takip heyeti.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.