İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 19 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 19

Eski Kayıt

Yükleme avlusunda bildirimin üzerindeki adı bir daha okuyorum. Miran kâğıdı elimden almıyor; taş masanın karşı yanında duruyor.

“Alıcı sizsiniz. Bu kılıf kayıp paketin kayıtlarında neden yok?”

“Çünkü paketle çıkmıyor,” diyor. “Numune kasası sevkiyat defterine giriyor. Mühürlü evrak kılıfı, bağ evinin yanındaki yapının teslim gözüne bırakılıyor. Ayrı işlem.”

“Bunu nereden biliyorsunuz?”

“Bildirim bana da geliyor. ‘Elden teslim’ yazan bir kılıfı beklemem isteniyor.”

“İçinde ne var?”

“Bilmiyorum. Bana ulaşmıyor.”

Kısa şeridin delikleri gözümün önüne geliyor. Bir kılıfın oraya sığması kolay; bir adın kayıtlardan silinmesi daha da kolay görünüyor.

“Ulaşmadığını kime söylüyorsunuz?”

Miran taş masadaki bildirim ekini işaret ediyor. “Bu ek, cevap yerine konuyor. Teslim gözünden alındığı varsayılıyor.”

“Kim tarafından?”

“Ad yazmıyor.”

Avlunun üstündeki kemerli geçitte bir araba gıcırdıyor. Bu kadar yükün arasında kâğıt kadar hafif bir şey için ayrı yol açılıyor. Eşimin kazasından önce kaybolan numune paketi bir tarafta, Miran’a gelen kılıf başka tarafta. İkisi aynı adrese gidiyor; hiçbir kayıt onları yan yana koymuyor.

“Size bildirilen kılıfın bu olduğundan emin misiniz?”

“Hayır,” diyor Miran. “Yalnızca adımı görüyorum.”

Bu cevabı beklemiyorum. Kolay bir inkâr değil; üstünü örtebileceği boşluğu açık bırakıyor.

“Öyleyse teslim gözünün kendi kaydını bulmamız gerekiyor.”

“Konağın gider işleri onarımın hesabını tutuyor. Kullanımı da oradan izleyebiliriz.”

“Birlikte mi?”

“Siz isterseniz.”

Kardeşlerimin güvenliği hâlâ bir meclis kâğıdına bağlı. Babamın borcu da yerinde duruyor. Buna rağmen, evrakın peşine kiminle gideceğime burada kendim karar veriyorum.

“Gider odasına geçelim,” diyorum. “Ama kayıtları ben de okuyacağım.”

“Önce siz.”

Kâğıdı masada bırakıp yürümeye başlıyorum. Miran eki katlamadan masadan alıyor; avludan çıkarken bana gösterip cebine koyuyor.

Konağın gider odasına vardığımızda Süreyya kapıyı açık tutuyor. Odada Tahir İpek ile Meryem Ergin de var; ikisi vakfın gider işleriyle ilgileniyor. Duvarın önündeki alçak masada ödeme fişleri iki ayrı sıraya diziliyor.

“Kardeş,” diyor Süreyya bana, “onarım gideri için ödeme emri başka yerde. Burada fiilî harcamayı karşılaştırıyorum.”

Meryem bir fişi kaldırıyor. “İşçilik bedeli yapı giderine yazılıyor. Ama görevli ücretleri üç çocuğun gelir payından karşılanıyor.”

Miran eşikte duruyor. “Bu nasıl geçiyor?”

“Henüz bunun cevabını arıyorum,” diyor Süreyya. “Paylarından çıkan her tutarı ayırıp geri koyacağım. Bu, konağın borcuna razı olduğum anlamına gelmiyor.”

Sözü kime söylediği belli: odadaki herkese. Beni konağa getiren düzeni savunmuyor; kendi yerini ve çocuklarının hakkını da başkasının insafına bırakmıyor.

Tahir görev çizelgesini masaya yayıyor. “Kapı anahtarını kullananlar için açma saatleri var. Onarımdan önceki ve sonraki giriş sayıları yakın. Değişen, dışarıdan bırakılanların sayısı.”

“Nasıl biliyorsunuz?” diye soruyorum.

“Temizlik nöbetinden.” Meryem kâğıdın kenarındaki küçük çizikleri gösteriyor. “Gözü açan kişi, boşalttığı kılıfları ve sarılı evrakı sayıyor. Bunlar ana yapıya girilmeden bırakılıyor.”

“İçlerini açıyor mu?”

“Hayır. Yalnızca göz dolunca konağa haber veriyor.”

Süreyya iki fişi yan yana sürüyor. “Onarımdan önce haftada bir bırakma var, bazen hiç yok. Onarımdan sonra aynı haftada dört bırakma var. Oysa anahtarla giriş artmıyor.”

Taş yapının onarımı artık yalnızca erken verilmiş bir ödeme emri değil. Biri dar bir deliği düzenli kullanılan bir geçide çeviriyor. Mardin’de bir sokaktan ötekine geçmek için merdiven saymak gerekiyor; o göz, konağa uğramadan bağ evine haber taşıyan kısa bir yol oluyor.

“Görevlilerin adları?” diye soruyorum.

Tahir saatlerin yanını gösteriyor. Adlar var. Dışarıdan bırakanların yerindeyse yalnızca dört çizik.

Süreyya çiziklere parmağını yaklaştırıyor, kâğıda değmiyor. “Ben ücretleri soruştururken bunu görüyorum. Çocukların payı olmasa bu fişleri önümde bulamıyorum.”

“Sizin itirazınız giderlerin ötesine geçiyor,” diyor Miran.

“Giderlerin nereye gittiğini öğrenmeden itirazımı geri çekmiyorum.”

Meryem’e dönüyorum. “Gözden alınanların nereye götürüldüğü yazıyor mu?”

“Bırakma sayısı kadar boşaltma var. Sonrasını alan kişi kaydediyor.”

O kişinin adı çizelgede bulunmuyor. Süreyya boş satırı gördüğümü anlıyor.

“Bunu da yazılı isteyeceğim,” diyor. “Benim gerekçem sizinkinden ayrı. Ama aynı boşluğa bakıyoruz.”

Kimse ona minnet bekleyen bir yer açmıyor; o da istemiyor.

Süreyya gider odasının dar kapısını kapatmıyor. Koridordan gelen ayak sesleri kesilince Meryem alt raftan ince bir çizelge çıkarıyor.

“Bırakma saatlerinin yanında yön bilgisi var,” diyor. “Görevli, göze yaklaşanın hangi sokak ağzından geldiğini görebiliyor. Yüzünü değil.”

Kâğıda eğiliyorum. Bir satırda bağ yolu işaretli. İkisinde taş merdiven yönü var. Sonuncunun karşısına yalnızca “çarşı” yazılıyor.

“Telkâri çarşısı mı?” diye soruyorum.

“Çarşı tarafından çıkan dar sokak,” diyor Tahir. “İki merdiven sonra teslim gözüne varılıyor. Ana kapıyı görmeden.”

Son siparişten kalan kısa şeritler Zeliha’nın tezgâhında duruyor. Eşimin gümüş tedariki için kullandığı yol da o çarşıdan geçiyor. Bunlar evrakı kimin taşıdığını söylemiyor. Yine de çarşı kelimesi, üstündeki öbür işaretlerden daha fazla yer kaplıyor içimde.

Miran baktığım satıra yaklaşmıyor. “Saatleri sevkiyat çıkışıyla karşılaştırabiliriz.”

“Sadece sevkiyatla değil,” diyorum. “Onarımın ardından gelen bütün kılıflarla. Öncesini de bırakmayalım.”

Süreyya başını çeviriyor. “Neden?”

“Teslim gözü onarımdan önce de kullanılıyor. Kayıp evrakı taşıyan şeyin mutlaka kayıp paketle aynı gün geldiğini bilmiyoruz.”

Meryem çizelgeyi çeviriyor. Arka yüzde daha eski çizikler beliriyor; seyrek, birbirinden uzak. Birinin karşısında çarşı yönü yazıyor.

Miran masanın öbür ucunda duruyor. Aramızda fişler, çizelgeler ve onun cebindeki bildirim var. Az önce avluda verdiği cevabı değiştirmiyor. Ben de ondan yeni bir cevap istemeden kayıtları okuyabiliyorum. Böyle kalmasını istiyorum; şimdilik.

“Bu çizelgenin suretini alabilir miyim?” diye Süreyya’ya soruyorum.

“Gider incelemesine ekleyerek,” diyor. “Aslı burada kalıyor. Kimse tek başına götürmüyor.”

“Haklısınız.”

Meryem boş bir kâğıda eski ve yeni bırakmaları sıralamaya başlıyor. Teslim alan sütunu hâlâ boş. Ben saatlere bakıyorum, Miran yönlere. Süreyya her satırın yanına hangi paydan ücret kesildiğini işliyor.

Dört yeni bırakmanın içinde Miran’a ayrılan kılıf hangisi, belli değil. Eski çiziklerden birinin alıcı hanesinde de silik bir yazı görünüyor.

Meryem kalemini durduruyor. “Burada yazı silik.”

Kâğıdı pencere ışığına çeviriyorum. Harfleri seçtiğimde Miran’a bakıyorum.

“Eski kayıtta da adınız var.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.