İçeriğe geç

İkinci Gelin

Bölüm 18 · 4 dk okuma

İkinci Gelin

Bölüm 18

Ayrı Kesim

Eren’in güvenlik mesajını avucumda tutuyorum. Arkasındaki sokak adı hâlâ parlak; mürekkep kâğıdın liflerine tam işlemiyor.

“Bunu Eren yazmıyor,” diyorum.

Miran dış kapının kanadını açık tutuyor. “Kim yazıyor?”

“Eren’in cebine uzanan kişi kimse, ona soracağız.”

Avludan ayak sesleri geliyor. Eren, Hamza’nın yanında eşikte beliriyor. Mesajı gösterince yazıya değil, altındaki mor lekeye eğiliyor.

“Bu mürekkep avludaki görevli Kemal’in kaleminden,” diyor. “Az önce su testisini kaldırırken dirseği cebime değiyor.”

Hamza başını çeviriyor. “Kemal! Buraya gel.”

Kemal Uçar, elinde aynı mor mürekkepli kalemle beliriyor. Eren’in cebini sorunca karşı çıkmıyor.

“Sokağın adını ben yazıyorum,” diyor. “Bana verilen kâğıtta, güvenlik mesajının arkasına geçirmem isteniyor.”

“Kim veriyor o kâğıdı?”

“Dış kapıya gelen bir adam. Adını söylemiyor.”

“Sen de kardeşimin cebindeki kâğıda onun sözünü yazıyorsun.”

Kemal kalemin kapağıyla uğraşıyor. “Mesajı su testisinin yanına bırakıyor. Güvenli yol değişiyor sanıyorum.”

Miran, görevlinin önüne geçmiyor; dışarıya uzanan yolu da kapatmıyor. “O kâğıt nerede?”

“Avlu ocağında. Yakmak için bırakıyorum, henüz ateş yanmıyor.”

Hamza kâğıdı almaya gidiyor. Ben elimdeki notu katlamadan tutuyorum. Atölye sokağını bilen biri, güvenlik haberimizin nerede durduğunu da biliyor. Bu, yanlış bir yol tarifinden fazlası.

“Eren, Baran’ın yanına git,” diyorum. “İkiniz de atölyeden çıkmayın. Zeliha sizi yalnız bırakmasın. Yeni güzergâhı ben görmeden kimseye inanmayın.”

Miran, Hamza’ya dönüyor. “Kemal’in anlattığını, kâğıdı da ekleyerek Rıza’ya yazılı bildir. Kardeşler için ayrı bir geçiş hazırlanana kadar atölyeye kimse gönderilmiyor.”

“Bunu siz söyleyince mi güvende oluyorlar?” diye soruyorum.

“Hayır.” Miran eşikten çekiliyor. “Güvenlik koşullarını yazılı olarak görmeyi ve sizin onayınızı bekliyorum.”

Eren elimdeki notun kendisine ait olduğunu görünce başıyla selam veriyor, dar sokağa dönüyor. Onu taşların arasında gözden kaybedene kadar izlemiyorum; bir daha arkamdan hangi elin uzanacağını düşünmek istemiyorum. Miran bağ işletmesinin yükleme alanına gidiyor. Ben atölyeye yürüyorum.

Zeliha örnekleri tezgâhın üstüne yan yana diziyor. Pencerenin altından çarşıya inen basamaklarda insanlar akıyor; burada bir haberin öteki sokağa varması için ulak gerekmiyor. Kardeşlerim arka bölümde, kepengi kapalı dükkân tarafında kalıyor. Baran içeriden “Buradayız,” diye sesleniyor. Eren’e bir şey sormuyorum. Aynı korkuyu ikinci kez anlatarak azaltamıyoruz.

“Kısa olanı ayır,” diyor Zeliha.

Şeridi gümüş işlerken kullandığım ince uçlu ölçünün yanına yatırıyorum. Son siparişten kalan uzun örneklerde delikler kesim çizgisinden önce açılıyor; kenardaki yarım iz bunu gösteriyor. Kısa olanın son deliğiyse tam bir daire. Üstelik kesilen ucun ardından açılıyor. Lifler deliğin çevresinde dışa doğru kıvrılıyor.

“Bunu büyük rulodan koparıp kasaya bağlamıyorlar,” diyorum.

Zeliha çırakların malzeme kestiği düz tablayı çıkarıyor. “Bir de şu uca bak.”

Parçanın iki ucu aynı açıyla kesiliyor. Gümüş telde böyle bir eşleşmeyi, parçayı yerine göre hazırlarken yapıyorum; gelişigüzel kesilen malzemede iki taraf birbirini tutmuyor. Boş evrak kılıfını çantamdan çıkarıp masaya koyuyorum. Bu kılıf o gönderinin parçası değil; ölçü için yanımda taşıyorum. Şeridi kulak yerinin üzerinden geçiriyorum. Delikler tam karşısına geliyor.

“Evrak kılıfına takılıyor,” diyorum. “Kasadaki numuneyi tutacak kadar uzun değil.”

“Özel kesim,” diyor Zeliha. “Ama içine ne konuyor, bunu kesim söylemiyor.”

“Söylemediği şeyi ona söyletmeyeceğim.”

Parçayı yeniden örneklerin yanına bırakıyorum. Kılıfı çantama koyarken senedin bulunduğu tel kutuyu düşünüyorum. O evimde duruyor. Bugün burada ortaya çıkan bir ölçü, içindeki belgeyi konağa taşımam için sebep olmuyor.

Kapı pervazına bir taş vuruyor. Baran arka taraftan çıkıp sokağı yokluyor.

“Bir çocuk koşarak geçiyor,” diyor. “Bize bakmıyor.”

“Yine de kepengi açmayın.”

Zeliha kısa parçayı kâğıdın arasına alıp bana uzatıyor; ardından elini geri çekiyor. “Örnekler burada kalsın. İstersen yarın aynı ölçüyü yeniden sınarız.”

“Haklısın. Burada kalsınlar.”

Bağ işletmesinin yükleme avlusuna vardığımda Miran, sevkiyat masasının yanında duruyor. Eski defter yerinde; siyah ipli gönderi şeridi hemen yanında. Yüklü katırların geçişi için açılan taş yol, alt kapıya kadar uzanıyor. Buradan çıkan bir kâğıt, iki kapıyı dolaşmadan teslim gözüne varabiliyor.

Miran, önüne serdiği bildirim çizelgesindeki üç satırı gösteriyor. “Yükleme alanından çıkan sevkiyat haberi yazıhaneye, alt kapıya ve meclis yazmanlığına gidiyor. İsim yazılmıyor; görev yeri yazılıyor.”

“Rıza’nın şeridi nereden aldığını yine öğrenemiyoruz.”

“Hayır. Ama isimsiz çıkış bildirimini görebilecek yerleri biliyoruz.”

Kısa parçada bulduğum kesimi anlatıyorum. “Bir evrak kılıfı için ayrı hazırlanıyor. Numune kasasının bağı değil.”

Miran çizelgeyi kapatmıyor. “Kocanızın ölümüne yaklaşan her izde kardeşlerinizi kapı önüne çıkaramam.”

“Bunu şimdi mi fark ediyorsunuz?”

Sözüm sert geliyor; geri almıyorum. Miran tespihsiz elini masanın boş kenarında tutuyor. Tespihi vakıf odasında duruyor. Burada kararını o alışkanlığın arkasına saklayamıyor.

“Onları korumaya çalışırken sizin adınıza yol seçiyorum,” diyor. “Buna hakkım yok.”

“Ben de sizinle gelirsem kapalı ekleri açacağınıza söz vermiyorum. Önce güzergâhın yazılı güvencesi, sonra kardeşlerimin onayı. Benim bulduğum belgeyi de iznim olmadan kimse görmüyor.”

“Anlaşıyoruz.”

“Bir sınır daha var. Bildiğiniz bir şeyi saklayıp beni yanlış yere gönderemezsiniz.”

Cevabı gecikiyor. Avludan bir yük arabası geçiyor; taşların üstünde tekerlek demiri çınlıyor.

“Size cevap borçluyum,” diyor. “Ama araştırmayı sizin yerinize yönetmeyeceğim.”

Bu, istediğim cevap değil. Yine de çizelgenin öbür ucunu bana çeviriyor; birlikte bakıyoruz. Eski defterde kayıp paketin satırına dönüyorum. Alıcı adı boş, teslim kaydı boş. Yanındaki bildirim çizelgesinde aynı tarihe ait dar bir ek var. Kâğıdın kenarı defterin arasına sıkışıyor; Miran çıkarıp masaya yayıyor.

Ek, teslim gözünden geçen küçük gönderiler için. Bir satırda yalnızca iki kelime okunuyor: “Evrak kılıfı.” Karşısında numune kasasının işareti yok. Kayıp paketin satırında kılıfa dair tek harf bulunmuyor.

“Teslim gözüne gidiyor,” diyorum. “Ama paketin kayıtlarına girmiyor. İçindeki evrak nerede?”

Miran ekin alt satırını işaret ediyor. Bildirimin gönderildiği kişi orada açıkça yazıyor.

Miran.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.