Bana baktıkça baktı. İkimizde hiç konuşmadık. Sadece bakıştık. Bir süre sonra sonunda aramızdaki sessizliği Soren bozdu. "Geciktin" sesi uykusundan yeni kalktığı için sessizdi
"Uyuya kalmıştım. Özür dilerim" dedim mahcup bir sesle. Soren yattığı yerden doğruldu ve bana doğru baktı. Bakışı öyle şeyler anlatıyordu ki hepsi gayet net ve açıktı. Geç kaldığım için bana çok sinirliydi
"Neyse konumuz bu değil. Senin ejderhan..." dedi ve benim tamamlamamı istiyormuş gibi bana baktı.
"Aurax" dedim. Soren ise sanki aklında bir şeyler yanmış gibi davrandı. "Aurax'ı oradan kurtaralım."
"Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun Prenses Liora. Ejderhayı sadece insanların sığabileceği bir kapıdan çıkarmayı mı düşünüyorsun?" Sertçe ve suçlayıcı bir şekildesöze başladı "O ejderhanın oraya nasıl girdiğini bilmiyorum. Ama o odada bir kapı ve tavana doğru olan üç beş meşale dışında hiçbir şey yoktu. Şuan ki planımız odayı araştırmak. Onu çıkarabileceğimiz bir kapı elbette vardır. Fakat bunun için bakınmamız lazım. Anladın mı?"
Başımı evet anlamında salladım. Bir lider gibi davranıyordu fakat fikirleri gayet mantıklıydı. Orada, o odada ejderhanın geçebileceği bir kapı olmalıydı. Aksi takdirde o ejderhayı asla içeri sokamazlardı. Peki ya biz o odaya girdiğimizde neden oda görmedik. Gerçi ben sadece Aurax'a odaklandım. Fakar Soren elbet odayı incelemiş olmalıydı
"Şimdi ne yapacağız? Saray şuan çok sessiz. En küçük ses bile duyuluyo"
"Bu yüzden mi ayakkabılarını çıkardın? O yüksek topuklular çok mu sesliydi?" Dedi alaycı bir sesle
"Bu ayakkabıları öyle büyük topuğu yok şuna bak" diyerek ayakkabının topuğunu ona gösterdim. "Baksana küçücük. Tıpkı senin çükün gibi"
Bunu dediğimde Soren'in suratı alaycı ifadeden şaşkınlığa dönmüştü. Bir prensesin cinsel şaka yapması hiç alışıldık bir şey değildi. Bende çok sevmiyordum. Ama eğer bu çocuğu sinirlendirebilceksem süşaka yapmaya değerdi.
"Prenseslerin bir prens ile nasıl konuşulacağına dair ders aldığını sanıyordum" ahh evet şu aptal ders. Prenseslerin prenslerin yanında düzgün ve adaplı konuşmasını öğreten ders. O dersten nefret ediyordum. Çünkü prensler prenseslerin yanında istediğini yapabiliyordu, ama prensesler preslerin yanında herşeyi yapamıyorlardı. Mesela prensesler prenslerin ses tonundan daha yüksek ses tonu ile konuşamaz. Prensesler prenslerin sözünü kesemez ama prens prensesin sözünü kesebilir... Bu aptal kuralları hayatıma koyacağımı zanneden hocamada çok teşekkürler. Hiçbirini hayatıma geçirmedim
"Sence benim gibi birisi o şaçma kurallara uyucağını mı zannediyorsun? O dersi hiçbir prenses sevmez. Bunu demiş miydim? Tabi Orynthia'da konuştuğun tek prenses ben olmalıyım değil mi?" Diyerek yavaşça onun üzerine doğru yürüdüm.
"Tamam, tamam özür dilerim. O dersi hiç görmedim. Nereden bileyim ben kuralları?" Diyerek hafif pişman dolu bir sesle söyledi.
"Neyse şimdi konumuza geri dönelim" dedim. "Şimdiki planımız ne? Ne yapmayı planlıyoruz?"
"Yarın Daxer Zeryntia'ya gidecek. O gittiğinde belki o odayı araştırabiliriz. Sabah Daxer gider gitmez o odanın önüne gel" dedi kararlı bir ses tonu ile. Normalde ona asla uymak istemiyordum ama bu durumda ona uymak dışında yapabileceğim hiç birşey yoktu. Mecbur onun dediklerini yapacaktım
"Tamamdır"
"Bu sefer geç kalma. Yine seni beklemem" dedi alaycı bir şekilde ve bana hafifçe güldü. Benimle alay etmesi egomu sarsıyordu. Çünkü küçüklüğümden beri abim ve bu Soren dışında kimse benimle dalaga geçmemişti
Ona gözlerimi devirip uzaklaştım. "Başka bir şey yoksa gideceğim" dedim. Soren kafasını tamam anlamında salladı. Onayımı aldıktan sonra sesizce saraya giren kapıya yöneldim. Soren hala ağacın altındaydı. Oradan kalkmayı düşünmüyordu galiba. Kapıyı sessizce açmayı denedim ama o gıcırtı sesi tekrar çıktı. Ve şuandan itibaren benim yarışmam başlamıştı. Kimseyi uyandırmadan odama gitmek.
Saraya girdim ve sessizce kapıyı kapattım. Parmak uçlarımda merdivenlere yöneldim ve aşıtı yavaş bir şekilde merdivenlerden çıktım. Sonunda üst kata vardığımda uzun bir koridor beni bekliyordu. Derin bir nefes aldım ve adımlarımı korkarcasına attım. Neyseki kimseye yakalanmadan odama ulaşabildim. Odamın kapısını kapattım ve üzerimdeki elbiseyi çıkardım. Onun yerine sade ve beyaz bir gecelik giydim.
Yatağa kendimi attım fakat uyuyamadım. Uykum kaçmıştı. Tam bir saat boyunca bi o tarafa bi bu tarafa dönüp durdum ama bi gram uyku girmedi gözüme. Yatakta doğruldum. Gözlerim odada beni oyalayacak bir şey arıyordu. Kitap okumak? Hayır sıkıcı. Yarına kombin hazırlamak? Zaten her kombinim belliydi. O sırada gözüme uzun zaman antreman yapmadığım kılıcıma gitti. Düğün heyecanından onu tamamen unutmuştum. Ama şuanda ne odamda antreman yapacak alan vardı ne de onu yapacak enerjim vardı.
Tam o anda Aurax aklıma geldi. Onun yanına gitsem ne olurdu ki? Fakat odanın anahtarı Soren'de idi. Fakat Soren'in odasına gizlice girsem... bence olurdu. Geceliğimi hiç çıkarmadan kendimi koridora attım. Soren'in odası Daxer'ın tam yanındaki odaydı. O yüzden çok ama çok dikkatli olmalıydım. Yine aynı şeyleri tekrarlayarak aşağıya vardım. Soren'in odasına doğru yöneldim. Bir bokluk olucağını seziyordum. Daxer'a koridorda karşılaşsam bir sürü bahanem vardı. Seni özledim aşkım, birlikte uyuyalım canım... ama Soren'in odasında yakalansam hiçbir şekilde bahanem yoktu. Bunu bile bile Soren'in kapısını açtım. Soren kocaman yatakta uyuyordu. Daxer ve bizim sarayımızda neden o da kalıyordu bilmiyorum ama büyük ihtimalle Soren bir kraliyet askeri olduğu için kalıyordu.
Şimdi akıllıca düşünüp anahtarın nerede olucağını bulmalıydım. Odaya ilk girdiğimiz zaman anahtarı cebinden çıkarmıştı. Acaba yine cebinde miydi? Sessizce odada ilerleyip Soren'in gardrobuna ulaştım ve ilk kapağı açtığımda bugün giydiği ceketi direktten karşıma çıktı. Ceketi aldım ve ceplerini kontrol ettim. Cepleri kotrol ederken birisinin boynuma bıçak dayadığını hissettim. Ardından Soren'in o buz kadar soğuk sesi geldi
"Sen kimsin ve burada ne yapıyorsun?" Diyerek bıçağı daha çok boynuma bastırdı. Bıçağı bastırdığı yerden bir damla kan boynumdan aşağı aktı ve büyük ihtimalle geceliğimi kirletti
"Soren... benim, Liora. Odana izinsiz girdiğim için özür dilerim. Sadece anahtarları almak istemiştim" bu söylediklerim ardından bıçak boynumdan çekildi. O sırada tuttuğumu bile anlamadığım nefesimi verdim. Ardından Soren beni kendisine çevirdi. Yüzü karanlıktan dolayı gözükmüyordu
"Prenses?"
"Evet benim"
"Neden anahtarları alamaya geldin"
"Çünkü yapacak bir şey bulamadım ve aklıma Aurax geldi. Hem belki kapıyı bulamaya çalışırız" dedim ikna edici bir sesle ama sanırım Soren ikna olmamıştı
"Saray şuan çok sessiz diyen sen değil miydin?" hassiktir. Bunu ben söylemiştim değil mi? Çok unutkan bir insanımdır söylemiş miydim?
"Off... boşver sessiz olmaya çalışırız" avcumu açıp uzattım "hadi ver anahtarı"
"Hayır" sesi öyle netti ki itiraz etmeye güç isterdi insan ama ben burada öylece duramazdım. Uykum kaçmıştı ve ben Aurax'ı görmek istiyordum. Küçüklüğümden beri aklıma bir şeyi koydum mu onu gerçekleştirene kadar kafayı yerdim.
"Soren bak. Seninle uğraşmak istemiyorum. Lütfen verir misin?"
"Birlikte gideceğiz sen her zaman başını derde sokan o kişisin"
"Yalan"
"Gözünü kapa ve odadan çık anahtarı alıcam"
"Pardonda bizim sarayımızın bütün kapışarını açan bir anahtara sahipsin ve onu benden mi saklıyorsun" dedim suçlayıcı bir sesle
"Senden saklamıyorum Liora. Sadece bazı kraliyet politikaları..." normalde çok sinir olsamda bende kraliyet ailesinden olduğum için o politikaların çok saçma olduğunu bende biliyordum ve de Soren'in buna uymak zorundq olduğunu biliyordum. O yüzden hiç sesimi çıkarmak istemedim. Her ne kadar gıcık kapsamda empati yapabiliyordum.
Birşey demeden arkamı dönüp odadan çıktım. Bir dakika sonra Soren'de odadqn çıktı ve bana hiç bakmadan o odaya doğru yürümeye başladı. Aslında oraya oda denemezdi. Bir penceresi bile yoktu. Kapıya ulaştığımızda Soren iki üç anahtar deneyip kapıyı açmayı denedi ve en sonunda açtı fakat içerideki ejderha Aurax değildi. Aurax gitmiş yerine farklı bir ejderha gelmişti...
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1120 kelime
Sonunda birazcık uzun yazmayı başardım. Umarım sevmişsinizdir