Gerçektende Aurax yoktu. Farklı siyah bir ejderha vardı. Ama Aurax lacivertti. Soren'e baktım. O da pek anlayamamıştı. Boğazımdaki kesikten ağrı hissediyordum. Ama göğüsümde daha çok ağrı vardı. Aurax'a daha yeni kavuşmuştum. Nereye gitmişti hemen?
"Soren... ne yapacağız?" Dedim. Fakat bu soruya Soren bile cevap veremedi. Belli ki onunda aklı karışmıştı. Fakat bir şey yapmalıydık.
Yavaş ve dikkatli adımlarla merdiveni indim. Arkamdan Soren geliyordu. Tam zavallı ejderhaya yaklaşırken Soren beni tuttu ve arkama çevirdi. Arkada kocaman bir kapı vardı. Bir ejderhanın sığabileceği kadar... Soren'e baktım. Soren'in gözlerinden ne kadar oraya girmek istediği belliydi. Ejderhaya tekrar baktım. Sadece bana zavallı gözlerle bakıyordu. Eğer onların getilirdiği o yeri bulabilirsem belki onu özgürlüğüne kavuşturabilirdim.
Soren'le birlikte kapıya gittik. Soren kapının kulpunu çevirdi. Kapı kilitli değildi. Kapı açılır açılmaz uzun bir koridor bizi karşıladı. Koridorun sonunda karanlık bir gökyüzü vardı. İşte bu. Ejderhaları buradan getiriyorlardı.
"Koridorun sonunda birileri olabilir. Onlara bakacağım. Sende Ejderhanın Zincirlerini çözmeye çalış. Hemen bakıp geleceğim. Çok ses yapmamaya çalış burada neler olduğunu bilmiyoruz" dedi Soren. Gerçekten kraliyet askeri olduğu belli oluyordu. Ama benim aklımda Aurax vardı. Canım benim neredeydi?
Soren koridorda çıkışa doğru ilerlerken bende arkamı dönüp ejderhaya yakınlaştım "Sonunda burada kurtulacaksın" dedim sessizce. İlk önce ejderhanın boynundaki zincire yakınlaştım. Ejderha tam saldıracak gibi oldu ama son anda vazgeçti. Zincirler çok sıkıydı. Bunları çıkarmak için birşey lazımdı. Zincirler büyük bir taşla rahatça kırılırdı. Ama odada hiç kaya parçası yoktu. Koridorun sonunda dışarıyı kontrol eden Soren'e baktım. O çocuk herşey bulurdu.
Koşarak onun yanına gittim. Ayakkabılarımı çok sesli bir şekilde yere bastığım için biraz ses çıkmıştı. Soren'e yaklaştığımda onunda arkasındaki sese bakmak için arkasını döndüğünü fark ettim. Bana kızarmışcasına bakıyordu. Ses yaptığıma kızmıştı muhtemelen.
"Soren... zincirleri kırmak için büyük bir taşa ihtiyacımız var" dedim koşmaktan nefes nefese kalmış bir şekilde.
"Sana yoktan taş mı yaratayım?" Diye benimle dalga geçmişti. Bu çocuk bir kerede benimle dalga geçmese ya da benimle alay etmese şaşardım.
"Soren sen aptal falan mısın? Taş bul bana. Yarat demedim. Ayrıca burası ormanlık gibi bir yer elbet taş bulursun"
Soren biraz durakladı. "Burası küçüklüğümdeki bir yere çok benziyo. Bir adam ile burada ejderhaları gezdiriyorduk. Fakat her gün farklı bir ejderhaydı. Ve ejderhaları gezdirdikten sonra onları salıyorduk..."
"Yani?" Dediğimden Soren bana baktı. İçinden çokça küfür ettiğini duyabiliyordum. Soren yerde elden biraz daha büyük bir taş aldı ve bana uzattı. Tam taşın küçük olduğundan dolayı şikayet edecektim ki taşın bir zinciri kıracak kadar güçlü ve sivri olduğunu fark ettim. Soren'in uzattığı taşı aldım ve arkamı dönüp uzaklaştım. Ejderhanın yanına geldiğimde Soren hala ormanlık alana bakıyordu. Ormanın en sonunda halk köylerinden biri vardı. Acaba Soren'in o köyle ilgili bir anısı mı vardı?
Zincirin orta kısmını yere bastırdım. Var gücümle zincire taşla vurdum. Zincir kalın olduğu için kırılmamıştı ama büyük bir şekilde zinciri yamultmuştum. Birkaç güçlü vuruşla zincir kırıldı. Çabuçak Ejderhanın kafasındaki zinciri çözmeye çalıştım. Ve en sonunda başardım. Ejderha boynundaki o kısıtlayıcı zinciri artık oratada olmadığı için çok rahatlamışa benziyordu. Sıra ellerine gelmişti elinin yanındaki zinciri kırmaya çalışırken Soren yanıma geldi. Elinde farklı bir taş vardı. Ve o taşla Soren ejderhanın diğer elindeki zinciri kırmaya çalışıyordu
Aramızda zincir sesi dışında hiç bir ses yoktu. Tamamen zincirleri söktüğümüzde güneş doğmaya başlamıştı. Hızl olmalıydık. Ejderhanın kalkması için onu ikna ettik ve onu koridorun sonuna kadar götürdük. Ejderha dışarıyı görünce kükredi. Fakat bu olsukça sesli bir kükremeydi. Ejderha birkaç dakika boyunca olduğu yerde durdu ve göklere baktı. Soren ve ben ejderhaya uçması ve kaçması gerektiğini söylesekte yerinden bir santim bile kıpırdamadı.
Bir kaç dakika sonra yukarıda bir tane daha ejderha belirdi. Bir an onun Aurax olduğunu sanmıştım ama yere inince Aurax'a benzeyen farklı bir dişi ejderha olduğunu anladım. İki ejderha alınlarını birleştirdiler ve sonra kurtardığımız ejderha bize baktı. Kısa bir buluşma anından sonra ikiside uçup gitti. Biz ise Soren'le tek kalmıştık. Sanırım az önce dediğim yüzünden bana sinirliydi.
Koridorda ilerlerken egomu bir kenara bırakıp "Özür dilerim" dedim. Hayqtımda çok özür dileyen bir insan değildim. Ama sanırım Soren'i bugün kırmıştım.
"Ne için?"
"Az önce küçüklüğünde yaşadığın şeyi anlatırken sana bu kadar umursamazca cevap verdiğim için. O esnada tek düşündüğüm pek sana odaklanamadım. Seni kırdıysam özür dilerim"
"Kırılmadım" dedi soğuk sesle. Yine mi eski Soren haline geri dönüyordu. "Fakat sinirlendim. Ama madem özür diliyorsun o zaman bana sadece affetmek kalır" dedi ve bana baktı. Hafifçe sırıtmıştı. Onu ilk defa gülerken görmüştüm. Yani bu artık arkadaş olduğumuz olduğu anlamına mı geliyordu bilmiyordum. Kabalık olmasın diye bende ona sırıttım.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sabah
Sabah olduğunda dün geceki olaylar yüzünden hiç uyuyamamıştım. Aklımda çok şey vardı. Aurax neredeydi? Onları kim orada hapis etti? Bu saraydakilere özellikle nişanlıma nasıl eskisi gibi davranacaktım. Şuanda evliliği iptal edip kendi topraklarıma dönmek istiyordum. Daha dün görmüş olsam bile babamı özlüyordum. Şuanda büyük ihtimalle babam kendi sarayına ulaşmıştı. Eskisi gibi Lucian ile birlikte sabahlara kadar konuşmak istiyordum. Lucian benim en iyi arkadaşımdı -tabi Aurax'tan sonra- o benim çokça sırrımı biliyordu bende onun. Daxer'la ilişkimize başladığımızdan beri görüşemiyorduk. Ama yakın zamanda ona sürpriz yapıp yanına gideceğim.
Yatakta doğruldu ve hemen ayağa kalktım. Boynumdaki çizik çokda dikkat çekmiyordu. Hemen geceliğimi çıkarıp bugünkğ elbisemi seçmeye koyuldum. Kırmızı ve siyah renklerine elbisemi yoksa pembe beyaz tüllü bir elbise mi giysem diye kararsız kalmıştım. Kırmızı ve siyah çok karanlık renkler olduğu için pembe elbiseyi giydim. Aslında bu tarz elbiseleleri çok sevmesemde annemin hediyesi olduğu için her dakika giyesim geliyordu. Ayakkabımıda giydikten sonra kahvaltı salonuna gitmek için odadan çıkmıştım. Tam giderken koridorda çok yakışıklı giyinmiş Daxer ile karşılaştım.
"Sevgilim, bende seni uyandırmaya geliyordum." Diyip yanağıma bir öpücük kondurdu. Daxer hem böyle birşey yapmatacak kadar saf hem de böyle bir şey yapacak kadar sinsiydi. "Günaydın sevgilim. Umarım iyi uyumuşsundur" tabi. Mükemmel bir uykuydu
"Evet. Gayet iyi uyudum" diyerek yalan söyledim "Sana da günaydın. Hadi kahvaltı salonuna gidelim."
El ele kahvaltı salonuna gittik. Çok güzel yemekler karşımızda duruyordu. Daxer centilmence sandalyemi çekti. Bende gülümseyerek sandalyeye oturdum. Birlikte kahvaltı yaparken içeri tanımadığım bir muhafız geldi.
"Efendim" dedi gür sesle muhafız. Fakat beni görünce biraz durakladı "Size ihtiyacımız var"
Daxer'a baktım. Daxer muhafızın ne dediğini anlamış gibiydi. Ve hemen ayağı kalktı. "Hemen geri dönerim sevgilim"
"Ne oluyo?" Dedim ve hemen gitmemesi için Daxer'ı kolundan tuttum.
"Büyük ihtimalle küçük bir sorundur. Gelince anlatırım sana olur mu? Yemeğini ye" dedi ve beni kocaman kahvaltı salonunda yalnız bırakıp gitti. Sonra bir anda aklıma o kurtardığımız ejderha geldi. Acaba onu öğrenmiş midir? Bekle o ejderhayı biliyorsa onun içinde Daxer'da var demekti bu. Yani ejderhaları o mu kaçırmıştı. Bu sarayda başka ne sorun olabilirdiki. O ejderhalar hakkında hiçbir şey bilmiyordum ama onları kaçıran kişilerden birisinin Daxer olduğuna artık emindim
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1075 kelime
Selammm. Bu hikaye aklımdaki gibi gitmesede umarım okurken beğenmişsinizdir