Bugün bir sahafa sığındım. Yağmurdan kaçmak değildi amacım, ben hep içeriden ıslaktım zaten. Sadece bir şeyler okumak istedim. Sessiz, eski, kokusu kitap tozu gibi olan bir cümleye sığınmak...
Rafların arasında dolaşırken parmaklarım bir kitaba takıldı. Kapağı tanıdıktı, ismi daha da tanıdık: Atilla İlhan – Üçüncü Şahsın Şiiri.
Kitabı elime aldım. Ne tesadüf… değil. Ben böyle şeylere artık “tesadüf” diyemem.
Tam sayfalarını açarken, biri omzuma çarptı. Hafif, dikkatli… ama bir anda gerçekliğe döndüren bir çarpışma.
“Pardon,” dedi bir ses. Dönüp baktım.
Göz göze geldik. Yabancı. Ama gözleri öyle değildi. Sanki bir şey hatırlamaya çalışıyor gibiydi.
Gözleri kitaba kaydı. Kaşları bir an çatıldı. Hafif bir gülümseme belirdi ama içinde bir gariplik vardı, tanımlayamadım.
“Atilla İlhan…” dedi. "Üçüncü Şahıs... Hımm. İlginç seçim.”
Ses tonu hafif gerilmişti. Yani hoş bir şaka gibi değildi bu. Sanki o da bir an kendi geçmişine çarptı benim kitabımla an içinde bir şey çatladı belki de, tıpkı bende olduğu gibi.
Başımı eğdim. "Sadece... denk geldi,” dedim. Âmâ biliyordum ki yalan söylüyordum.
“Bu kitap bazen rastgele seçilmez,” dedi. Sonra sustu.
Onun bu duraksaması…Benim yarama dokunmadan, aynı yerden acı çektiğini gösteriyordu. Ve ben, ilk defa biriyle suskunluktan konuşabildim.
Adını bile sormadım. Âmâ sormaya ihtiyaç duymadım. Bazen bir isim değil, bir his kalır akılda. Ve bu gece, içimde bir his var.
Huzurlu değil…Ama tanıdık. Ve bu bile uzun zaman sonra iyi hissettiriyor.
------------------------------------------------------------------------------
ᴇᴠᴇ ᴠᴀʀıɴᴄᴀ
“Defterime yazmayalı uzun zaman olmuştu. Ama bugün kalem elimden kendiliğinden aktı sanki. Çünkü biri… Biri bana dokunmadan, içime dokundu. Bugün bana çarpan adamı düşünüyorum. Fiziksel olarak değil... başka bir çarpma bu. Göz göze geldik. Ve ben o anda, birilerinin hâlâ gerçekten bakabildiğini fark ettim. O kitabı elime alırken düşündüğüm tek şey şuydu: Ben hep ikinci plana itildim. Birilerinin hikâyesinde, hep üçüncü kişi oldum. Bir parantezin içi. Cümlenin kıyısı. Şiirin arası. Ama bu akşam… Belki ilk kez biri beni şiirin kendisi gibi gördü. Belki de sadece hayal görüyorum. Bilmiyorum.”
O gün sokakta yürüyorduk.
Yanımdan biri geçti.
Sadece göz ucuyla gördüm.
Bir erkeğe...
İstem dışı.
Ama o gördü.
Eve varınca gözlerinde tanımadığım bir karanlık vardı.
Kapıyı kapattı.
Yüzüme bakmadı.
Sessizlik…
O sessizliği tanıyordum.
Fırtına öncesi.
“Elini sürme,” dedim içimden.
Ama sesim çıkmadı.
İlk kez değildi.
Ama o gece, farklıydı.
Daha öfkeliydi.
Daha plansız.
Daha... hayvansı.
Omzumda izi kaldı.
Günlerce kolumu kıpırdatamadım.
Ama asıl ezilen yerim omzum değildi.
“Beni sevdiğini söylemiştin,” dedim.
“Sana ait olduğunu söyledin,” dedi.
Ve ben…
Kendimi yitirdim o cümlede.
Beni seven biri, bana bunu yapmazdı.
Ama uzun süre buna inandım.
Aşk, acıya benziyorsa aşk sandım.
Acı gerçekti çünkü.
Ve bugün, biri bana baktı.
Nazikçe.
Sormadan.
Zorlamadan.
O yüzden ağladım.
Karanlık hâlâ içimde.
Ama artık biliyorum…
Biri o karanlığa dokunmadan da yanımda durabilir belki...
----------------------------------------------------------
birinci bölüm hakkında düşüncelerinizi alalım yorumlarda
öneri sunabilirsiniz ❤️🪽🍃