İçeriğe geç

İki Beden Bir Ruh

Bölüm 2 · 10 dk okuma

İki Beden Bir Ruh

Bölüm 2

1. Bölüm

"Enes"

Sesim çok ağladığımdan dolayı fısıltı gibi çıkmıştı dudaklarımın arasından. Karşımda duran mezar taşına bakıp yere çöktüm, "Enes Kurtuluş" yazıyordu orada. Ben dün sevgilimi kaybetmiştim. Hem de sırf lanet olası bir trafik kazası ve dikkatsiz bir şoför yüzünden!

Amacımız sadece alışveriş merkezine gitmekti. Gidip birlikte eğlenmek ve neşemize neşe katmak istemiştik sadece. Ama sonra ne oldu? Alkolik bir araba sürücüsünün kırmızı ışıkta geçmesi yüzünden biz kaza yaptık. Onu gömeli sadece iki saat olmuştu ve mezarlıkta neredeyse benden başka kimse yoktu, tabutunun üzerine yeni atılmış toprak yığınının yanına oturdum. "Enes" Toprağı okşadım. Belki de adını söylersem gelirdi yanıma, ya da ben giderdim belki onun yanına...

"Gökçe?"Arkamdan gelen ses ile irkildim.

"Hadi kızım, gel artık eve gidelim. Yarın yine gelirsin." Babamın söylediklerine aldırış etmedim ve gözlerimi sevgilimin adı yazan toprağın üzerine dikilmiş olan tahta çubuktan ayırmayarak konuşmaya başladım.

Konuşmaktan kastım daha çok gözlerimin dolması olmuştu, çünkü söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Onu nasıl olurda yalnız bırakabilirdim?

"Baba," dedim sesimin titremesine engel olamayarak.

"İki gün sonra onun doğum günüydü, on dokuz yaşına girecekti!" Gözyaşlarım tekrardan akmaya başladı, yüreğim paramparça oluyordu onu düşündükçe, ve de toprağın üzerine çakılmış tahta çubukta adını okudukça... Asla hak etmiyordu o bu soğuk toprağın altında yatmayı.

Açık kumral saçları ve gökyüzü mavisi gözleriyle tanıdığım en iyi kalpli insandı o benim. O, benim Gökyüzü’mdü bir kere… Zaten bir şey olacaksa hep en iyilere olmaz mıydıi? Tıpkı bir sürü çiçeğin arasından en güzelini bulup kopardığımız gibi. Hani biz papatyanın yapraklarını kopartıyoruz ya seviyor mu sevmiyor mu diye; hayatta aynısını bize yapıyor işte, dayanabilecek mi dayanamayacak mı diye. Peki ben... Ben dayanabilecek miydim? Her gün yanımda olmayışına ve bir daha elimi tutamayacak oluşuna, alışabilecek miydim?

"Enes yalnız kalmaktan korkar," Gözyaşları arasında kurabildiğim tek cümle bu olmuştu. Babam beni kolları arasına alıp sımsıkı sarıldı, hıçkırıklarımın mezarlıkta yankılanmasını umursamadan ağladım.

"Baba ben Enessiz ne yapacağım? O bensiz ne yapacak? Ben şimdiden onu çok özledim!" Saçlarımı okşadı. Ancak o da diyecek bir şey bulamadı, zaten nasıl teselli verebilirdi ki aşkını kaybetmiş olan birisine? 'Geçecek, her şey yoluna girecek.' demesini beklemedim. O da ölen biri için ağlayan insana kurulan klasik cümle gibi "Bak ağlama, o senin üzüldüğünü görürse daha çok üzülür. Onu üzmek istemezsin, değil mi?" dedi.

Başımı olumlu anlamda sallayıp ona baktım, "Bu gece burada kalabilir miyim, lütfen? Enes'i yalnız bırakmak istemiyorum." Babam olumsuz anlamda kafasını salladı, "Gecenin bir vakti tek başına burada kalmana izin veremem, şimdi gide-"Lafını böldüm.

"Yalnız değilim ki baba, annemde burada yatıyor." dedim elimle aşağıdaki mezarlıklardan birisini göstererek. Sonra da gösterdiğim o parmağımı nedenini hala çözemesemde ısırdım. Bu arada annemi hiç görmemiştim ben, beni doğururken ölmüş. Onun yokluğu bana, hayatta bir sürü şeyi boşluktaymışım ve kaybolmuşum gibi hissetmeme neden oluyordu. Babam ve benden iki yaş büyük ablam ise asla onun yerini dolduramıyordu. Bir nevi annemin yokluğu bana baya koyuyordu.

Babam ne halde olduğumu ve içimdeki ruh halini biliyordu ancak ısrarla tekrardan eve gidip dinlenmem gerektiğini söylüyordu. En sonunda pes edip kabul ettim ve arabaya binip eve gittik, bizi ablam karşıladı.

Hiçbir şey söylemeden içeriye girdim, ağır adımlarla yürüyerek uzun koridordan geçtim ve odama gittim. Kıyafetlerimi çıkartmadan usulca yatağıma uzandım, gözyaşlarım kendiliğinden boşalmaya başlamıştı ve ağlamam kısa süre içerisinde kendiliğinden hıçkırıklara dönüştü.

Kapım tıklanmış ancak ben duymamıştım, içeriye giren ablam ile fark ettim bunu. İçeriye girip yatağıma oturdu.

"Gökçe" diye fısıldadı odanın içerisinde, kendi sesimden dolayı zor anlamıştım onu.

"Abla!" diye haykırdım ve oturduğu yatağımda yanına oturdum, ona sarılıp başımı da omzuna gömdüm.

"Öldü abla, Enes öldü ya!" dedim, sesim zorlukla çıkmıştı. Çok ağladığımdan dolayı boğazım ağrımaya başlamıştı.

"Her şey geçecek ablacığım." Oysa o da biliyordu geçmeyeceğini, onsuzluğa alışamayacağımı o da çok iyi biliyordu.

Enes benim nefesim, yaşama sebebimdi. İnsan nefes almadan yaşayabilir miydi? Ben ondan önce yoktum, onunla birlikte var oldum. Peki ya şimdi nasıl devam ettirecektim hayatımı?

"Enes!" diye bağırdım. Ne ablam, ne de babam umurumdaydı.

Elime geçen bir kaç kitabı alarak hırsla yere fırlattım, oysa ben kitaplara herkesten daha çok değer veren birisiydim.

Bir taraftan da duvarı yumruklayarak kaza yapmamıza neden olan o adama küfürler savurup beddualar ediyordum, o hayattaydı. Evet, o hayattaydı. Kavuşabilecekti sevdiklerine... Ama ya ben? Ben darmadağındım, hiç beklemediğim bir zamanda birkaç sene sonra evlenme hayalleri kurduğum adamın selası okunmuştu bugün. Bedeni hiç hak etmediği halde toprağın altına girmişti.

"Gökçe sakin ol!" Ablam beni kollarımdan tutup kendisine çekti ve sımsıkı sarıldı, hiç konuşmadan öyle kaldık.

"Abla neden her sevdiğim insan ölüyor? Neden yıllarca çabaladığımız bu dünyada bir anda ölüm gelip alıyor bizi? Neden ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz? Ben bilseydim, son bir kez daha, daha sıkı sarılırdım ona. Daha çok doldururdum ciğerlerimi kokusuyla!" Hıçkırıklarımın arasından zorlukla konuşuyordum, ama söylüyordum içimden nasıl geliyorsa.

"Abla joker hakkımı kullanmak istiyorum, lütfen son bir kez ona 'seni seviyorum' deyip sımsıkı sarılayım. Sadece son bir kez sarılayım, inan başka bir şey istemiyorum!" Çenemden tutup kendisine bakmamı sağladı.

"Her şey düzelecek. Senin hislerin değişmeyecek ama alışacaksın. Söz veriyorum sana alışacaksın ve ben hep senin yanında olacağım." Başımı omzuna yaslayıp birkaç saniye sadece nefes alıp verdim.

Ablam, daha sakin olduğumu fark edince üzerimdeki giysileri çıkartıp duşa soktu. Devamında da üzerime pijamalarımı giymeme yardımcı oldu ve yatağıma yatırdı. Çok yorgundum, göz kapaklarım kendiliğinden kapanıyordu artık. Ama ben uyumak istemiyordum.

Ablam gözlerim kapalı olduğu için benim uyuduğumu zannetmişti ve kapıyı sessizce kapatıp odamdan çıktı. Yatağımda doğrulup sırtımı düz siyah renkte olan ve üzerinde de beyaz taşlar bulunduran yatak başlığına sırtımı yasladım. Bu odadaki çoğu şey siyahtı; çarşaflarım, halı, masam, dolabım... Her şey siyahtı. Bana kalsa duvarları bile siyah ile badana yapardım ancak babam bu kadarının yeterli olduğunu, içimin kararacağını söylemişti. Oysa bilmiyordu ki, Enes'i kaybetmemle dünyam kararmıştı...

Ah, evet Enes! O benim en değerlim, ilk aşkımdı. On yedi yaşımın en güzel anısıydı o benim. Benim doğum günüme daha aylar varken o ise iki gün sonra on dokuz yaşına girecekti. Hayallerimiz vardı bizim, birlikte üniversite okuyup sonra da yuva kuracak, bir aile olacaktık biz. Hani şimdi nerede? Söylesenize nerede benim ilk göz ağrım, nerede sevdiğim adam? Onun ölümü bana imkansız gibi geliyordu, hala inanamıyordum onun öldüğüne. Sanki birazdan telefonum çalacakta 'Hadi gel, Boyner’e gidelim. İstediğin şeyler indirime girmiş, ne istersen sana onu alacağım bir tanem!' diyecek gibi geliyordu bana.

Telefonum çaldı... Arayan o değildi! Oysa arayan Enes olsaydı, cennetten iletişime geçseydi benimle ne kadar da mutlu olurdum.

Ayla arıyordu, o benim sahip olabileceğim en iyi ve tek dostumdu.

İkimizde dokuzuncu sınıfın ilk günü tanışmıştık. Her ne kadar ilk zamanlar birbirimize gıcık olsakta sonradan ayrılmaz ikili olmuştuk.

Enes ile ise, onun on birinci sınıfı iki kere okuması sonucunda tanışmıştık.

Sırf koca sınıfta benim yanım boş diye gelip yanıma oturmuştu. O zamanlar on sekiz yaşında birisinin on ikinci sınıfı okumak varken tekrardan on birinci sınıfı okuması gözüme çok tuhaf gelmişti. Yakışıklı mıydı, fazlasıyla! Ama ben yine de ona gıcık olmuştum. Hiç konuşmuyor, iletişim kurmuyorduk birbirimizle. Oysa bilmiyorduk ki ruhlarımızın birbirine ait olduğunu, gözlerimizin durmadan karşı karşıya geldiğini, kalplerimizi birbirimizden başka kimseye emanet edemeyeceğimizi...

İyi ki notları çok düşükmüşte kalmış on birinci sınıfı, iyi ki tanımışım onu...

Dördüncü kez çalan telefonumu komodinin üzerinden alıp açtım,"Gökçe?"Sesi soru sorar gibi çıkmıştı.

"Efendim?"

"İyi misin?"Onun göremeyeceğini bilsem de başımı olumsuz anlamda iki yana salladım, nasıl iyi olabilirdim ki? Sessizliğimi fırsat bilip konuşmaya başladı.

"Pardon, yanlışlıkla sordum... Şey, sen şimdi evdesin değil mi?"

"Evet, neden?" dedim sesimin soluk çıkmasına engel olamayarak.

"Ben şimdi hazırlanıyorum, yarım saat sonra yanında olurum."

"Saat dokuza geli-" Derken telefonu suratıma kapattı. Ne yapar eder gelirdi şimdi yanıma, varlığı ile iyi hissettirmeye çalışırdı.

O da tanıyordu Enes'i en az benim kadar, onun da ilkiydi; ilk eniştesiydi o...

Yirmi dakika sonra zil çaldı, gelenin kim olduğunu bildiğim için yerimden kıpırdamadım, sadece salondan gelen sesleri dinlemekle yetindim.

"Hoş geldin Ayla?" dedi ablam ilk baş soru sorar gibi. Anlaşılan onu karşısında görünce şaşırmıştı.

"Hoş buldum Yaren Abla." diye cevapladı Ayla. Sonra sesler kesildi, sadece fısıltılar geldi kulağıma. Benim hakkımda konuşuyorlardı ve bunları duymamı istemiyor gibiydiler. İsteseler neden sessiz konuşsunlar ki?

Konuşmaları çok uzun sürmedi, Ayla bir kaç dakika sonra kapımı çalıp içeriye girdi. Donuk gözlerle ona baktım.

"Başın sağ olsun."

"Sağ ol, seninde."

Aramızda geçen tek konuşma bu olmuştu. O da bilmiyordu bana nasıl yaklaşması gerektiğini. Çünkü biliyordu ki Enes'e benim kadar kimsenin değer vermediğini.

Usulca yanıma oturdu, yatağımda duvara doğru kayıp ona yer açtım.

"Biz..." dedim "Bir kabusun içerisindeyiz değil mi? Birazdan uyanacağız ve her şey yoluna girmiş olacak... Değil mi Ayla?"Bugün gözyaşlarım asla tükenmemişti ve bir daha da tükenir miydi bilmiyordum.

Ayla susma hakkını kullandı, bu da dediğim şeyin doğru olmadığını gösteriyordu."Bu gece yanımda yatar mısın? Ben çok kötü hissediyorum kendimi." Başını olumlu anlamda salladı, "Sen benim en iyi arkadaşımsın, senin için yapamayacağım şey yok." dedi hafifçe tebessüm ederek.

Sımsıkı sarıldım ona, sanki yanımda Enes varmış ta ona sarılıyormuşum gibi hissetmek istedim. Ama biliyordum, bir daha asla ona sarılamayacaktım.

"Hadi canım, yat uyu artık. Bugün çok yoruldun, dinlen ki yarın yine mezarlığa gidebilelim. Tamam mı? Hem Enes'te seni yorgun ve üzgün görürse çok üzülür, onu üzmek istemezsin değil mi?" Sondaki cümle çok tanıdık gelmişti... Tabii ya, akşam mezarlıktayken aynı cümleyi babamda kurmuştu.

"Uyuyabilir miyim bilmiyorum ama deneyeceğim." dedim. Oysa gözlerimi kapatır kapatmaz uyuya kalacağımı biliyordum. Ama keşke hiç uyanmamak üzere uyuyabilsem... O zaman kavuşabilirdim belki de sevdiğime.

Ayla, ışığı kapatıp yanıma yattı. İkimizde birbirimize sımsıkı sarılıp gözlerimizi kapattık. O beni göremiyordu ama ben gözlerim kapalı olsa bile dakikalar boyunca sessizce ağladım.

***

"Enes!"

“Cennet kokulum?"

"Neredesin sevgilim?"

"Sesime gel güzelim, ben buradayım." Bulunduğum simsiyah alanda koşmaya başladım.

"Enes, bir şey söyle?"

"Arkanı dön meleğim."Arkamda duruyordu. Geri dönüp aramızdaki mesafenin az olmasını umursamadan koşmaya başladım.

Hiç uzaklaşmadı benden, ya da zemin kaymadı ayaklarımın altından.

Yanına gidip sımsıkı sarıldım ona, o da bana sarıldı. Ben onun omzuna gömdüm başımı, o da saçlarıma gömdü kafasını.

"Cennet kokulum... Ben buradayım, ölmedim! Sen hiç üzülme olur mu?" diye fısıldadı kulağıma. Hiçbir şey söylemedim, sadece ona sarılıp anın tadını çıkarttım…

***

"Gökçe!"

"Bir daha ayrılmayalım sevgilim."

"Kuzum uyan hadi," Gözlerimi yavaşça araladım.

"Ayla?" dedim sorarcasına "Senin burada ne işin var?"

"Geçti bebeğim." dedi bana sarılarak”

"Enes az önce yanımdaydı, nereye gitti şimdi?" diye sordum. Başını aşağı eğip sustu.,

"Ayla, halının desenlerini incelemeyi bırakta sorduğum soruya cevap ver!"Sesimin yüksek çıkması ve sabahın beşi olup başkalarını rahatsız etmem umurumda değildi.

"Öldü o," dedi. Sanki bunu ilk defa duyuyormuşum gibi başımı iki yana salladım.

"Hayır... Biz onunla konuştuk. Beş dakika önce bedenlerimiz birbirine sarılıyordu. Ben eminim, o ölmedi. Hissettim... Dokunuşunu, sesini, kokusunu, tenini, her şeyini!" Sesimin ayarı yok olmuştu, bağırarak konuşuyordum babam ve ablamın uyanmasını umursamadan.

"Gökçe sakin ol!" Ayla'nın söylediği şey umurumda değildi, ancak içinde bulunduğum ruh hali beni yormuştu. Ellerimi saçlarıma götürüp yere çöktüm, hıçkırıklarımın arasında söyleyebildiğim tek şey "Enes ölmedi, ben eminim o yaşıyor!" olmuştu.

Kapı açıldı birden; içeri giren ablam ve babamdı. Ablam yanıma oturup sımsıkı sarıldı bana.

"Abla hissediyorum!" kalbimi gösterdim "Enes yaşıyor, onu buramda hissedebiliyorum!"

"Tamam ablasının gülü, sakin ol." dedi ve nazik bir şekilde açık kumral saçlarımı okşadı. Babamda diğer tarafıma oturdu.

"Daha iyi olacaksan eğer yarın seni psikoloğa götürebilirim." Dediği şeyi duymam ile başımı iki yana sallamam bir oldu, neden bilmiyorum ama psikologlardan korkuyordum. Tanımadığım ve yakın olmadığım insanlarla iletişim kurmak benim asla kabul edemeyeceğim bir şeydi, bundan rahatsızlık duyuyordum.

"İstemiyorum psikolog falan!" dedim içimi çekerken. Bu lanet olası ruh halini nasıl atlatırım, nasıl eski halime dönerim bilmiyorum. Bir daha eskisi gibi hayat dolu ve neşeli olur muyum, bunu da bilmiyorum. Allah kahretsin ki ben hiçbir şey bilmiyorum. Ben onsuz nasıl yaşayacağım şimdi, nasıl alışacağım yokluğuna?

"Hadi bebeğim, gel yatalım biz." Ayla önüme geçip elimi tuttu ve beni ayağa kaldırdı.

"Gökçe sana emanet, bir şey olursa biz yan odadayız." dedi babam ve ablamı da yanına alarak odadan çıktılar. Yatağıma yatıp kendimi duvara doğru çevirdim, bu kişi en yakın arkadaşım, Ayla bile olsa şuan kimse ile konuşmak istemiyordum.

İki üç saat boyunca deliksiz uyudum, rüyamda sürekli Enes'i görmüştüm ve her seferinde onun gerçekten de var olduğunu zannetmiştim.

Sonra sabah saat dokuzda kalktım, kafamın içindeki bitmek tükenmez bilmeyen düşüncelerle…

Kafamın içindeki bir ses durmadan 'ben buradayım' diyordu. İlk başta evde birisinin olduğunu sandım ve bütün evi dolaştım. Ancak yanılmıştım; Ayla benim odamda, ablam ve babam ise kendi odalarında uyuyorlardı.

Kendimi lavaboya soktum ve sesin yok olması için ellerimle kulaklarımı kapattım. Bu ses çok güzel ve huzur vericiydi ama yine de duymak istemiyordum. Çünkü hayal gücümün tekrardan bana oyun oynayıp oynamadığını ve neye inanıp inanmayacağımı hâlâ bilmiyordum. Enes'in sesi durmadan kulaklarımda yankılanıyordu ve bu gerçek miydi ben bilmiyorum...

Bölüm sonu

4 yorum