Normalde bugün Yiğit gelecekti ama işi uzadığı için gece üç buçuk gibi geleceğini söyledi.Ben de salondaki koyu mavi ile siyah tonlarının karıştığı geniş koltuğa uzanmış, sevdiğim kızın – Sena’nın – fotoğraflarına bakıyordum.Eskiden aramız çok iyiydi… Sonra bir anda çekip gitti. O günden beri “aşk” kelimesini bile ağzıma almadım.Fotoğraflarına birkaç dakika baktıktan sonra mutfağa gidip kendime atıştırmalık bir şeyler hazırladım. Hem film izleyip hem de yedim.Yeşil-siyah çizgili eşofmanımı giyip yatmak için hazırlanmıştım. Tam rüyanın en güzel yerindeydim ki alt kattan gelen sert bir yıkılma sesi ile irkildim.“Anasını satayım ya…” diye homurdandım. “Tam da rüyanın en güzel yerinde böyle şey mi olur…”Sinirle yataktan kalkıp yüzümü yıkadım. Alt kata gidip uyaracaktım ki o an aklıma dank etti:Aşağıda Eylül oturuyordu.Sinirlerim iyice gerildi. Sanki bilerek yapıyormuş gibi hissettim.Üzerime siyah tişörtümü hızlıca geçirip aşağı indim. Kapıyı yumruklarcasına çalmaya başladım.Kapı açıldığında…Eylül ağlıyordu. Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Atlas: “Eylül… iyi misin? Sesleri duyunca geldim.”Dediğim anda boynuma sarıldı. Normalde biri böyle sarılsa direkt iterdim ama…O kadar kötü durumdaydı ki sarılmasına izin verdim. Resmen nefes alamıyordu.İçeri girdik. Onu sakinleştirmeye çalıştım.Eylül’ün saçları omuzlarından aşağı ıslak ıslak akıyordu; açık sarıydı, ışığın altında neredeyse altın gibi parlıyordu. Dokunup kontrol ettiğimde daha da ıslaktı.Üzerinde kırmızı-siyah çizgili yumuşak bir pijama takımı vardı.Eylül’ün salonu benimkinin aksine çok daha parlaktı.Krem, açık bej ve pastel tonlar hâkimdi.Köşede büyük bir saksı çiçeği vardı. Sandalyelerin yanında gri-duman rengi, gözleri kocaman bir kedisi oturuyordu.Eşyalardan, küçük biblolardan anlaşılıyordu: Eylül evi sıcak göstermeyi seviyordu.Saçını kurutmadan önce bana ailesinin baskılarından bahsetti.Annesinin “İstanbul’a gelip farklı bölüm oku” diye ona ne kadar yüklenmiş olduğunu anlattı.Belli ki bu hâlinin nedeni buydu.Eylül’ün saçlarını görünce aklıma kız kardeşim Yağmur geldi. Dünyada en değer verdiğim varlıktı.Her duş aldığında saçlarını kurutur, tarar, örerdim…Eylüle de aynı şekilde yaptım.O anlatırken bir anda sessizleşti.Sonra başı omzuma düştü ve uyuya kaldı. Uyurken küçücük bir panda yavrusu gibi görünüyordu.Yastığı alıp başının altına koydum, battaniyeyi üstüne örttüm ve sessizce evden çıktım.Tam kapıdan çıkarken Sena’yı gördüm.O an dünya başıma yıkıldı.
Bölüm 4
ATLASIN GÖZÜNDEN
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.