İçeriğe geç

İKİ AŞK BİR KALP Görev ve kalp arasında sıkışanlar

Bölüm 3 · 3 dk okuma

İKİ AŞK BİR KALP Görev ve kalp arasında sıkışanlar

Bölüm 3

“Fısıltıların Gölgesinde”

Annemin mesajından sonra artık çok seçeneğim kalmamıştı. Hem de zaten Hazal için kabul etmek zorundaydım. “Evet” dedim; gözümden yaş akmamak için kendimi zor tutuyordum. Zaten ben aşka inanmıyordum ki… Evet dedikten sonra Kaan yerinden kalktı, yüzünde geniş bir gülümsemeyle bana sarıldı ve öptü. Artık sevgiliydik. Ama içimde hiçbir şey yoktu… sadece ağırlık. Şu an en çok Hazal’a ihtiyacım vardı. O ise çok uzaklardaydı; İtalya’da adli tıp okuyordu. Yirmi iki yaşındaydı. Aramızda çok yaş farkı olmadığından hep birbirimize tutunurduk. Biraz daha oturduktan sonra eve geldik. Arabadan iner inmez nefes nefese koşar adımlarla eve girdim. Kapıyı kapatır kapatmaz ayakkabılarımı çıkarıp odama geçtim. Üstümü hızla değiştirdim; yüzümdeki makyajı sildim ve sıcak suyun altına girip bir süre öylece kaldım. Duştan sonra rahat kıyafetler giydim, saçımı tarayacaktım ki telefonum titredi. Annemden mesajdı. “Eylülcüm, bugün malum Kaan’la sevgili oldun. Yakın zamanda evlilik teklifi de gelecek. Bunun için kendine elbise almak üzere İstanbul’a geleceksin. Teklifi kabul etmezsen ne olacağını biliyorsun.” Mesajı okurken nefesim kesildi. Sanki dünya bir anlığına durdu. Annemle aram iyi olmadığı gibi babamla da kopuktu. Bunca zamandır birçok şeyi tehditle yaptırmışlardı. Onca şey arasında en çok içimi acıtan… üst teğmen olamamamdı. Üst teğmen olmayı her şeyden çok istiyordum ama annemlerin “evden atarız” ve babamın “okulu aldırırım” tehditleri bile beni durdurmamıştı. Ama… Hazal’ı kullanmaları tam anlamıyla beni yıkmıştı. Gerçekten yaparlardı. Kendi öz kızlarına zarar verebilirlerdi. Onlar için önemli olan tek şey kendi mutluluklarıydı. Gerisi… ben dahil… önemsizdi. Ben 8-10 yaşlarındayken babam annemi bir sürü kadınla aldatırdı. Annem bunu bilirdi. Ama sırf para için susardı. Babam da sırf ünvanı zarar görmesin diye annemi boşamazdı. Bu mesajdan sonra sinir krizi geçirmiştim. Bütün evi birbirine kattım, eşyalar savruldu, nefesim kesilene kadar ağladım. Şu an en çok sıcak bir sarılmaya ihtiyacım vardı. Yere çöktüm, duvara yaslandım, gözyaşlarım ellerime damlıyordu. O sırada kapı çaldı. Zorlukla ayağa kalkıp açtım. Gelen… Atlas’tı. Atlas: “Eylül, iyi misin? Sesleri duyunca gelmek istedim.” Atlas’ı gördüğüm anda düşünmeden ona sarıldım. Sanki o an dünya sadece onun omuzlarında duruyordu. O da kollarını sarıp beni tuttu. Eylül: “İyi değilim… hiç iyi değilim.” Atlas: “İçeri girebilir miyim?” Eylül: “Hıhı…” Sarılı şekilde eve girdik. Kapıyı kapattı ve beni salona götürdü. Koltuğa oturduk. Atlas’ın eli saçlarıma gitti. Parmaklarının sıcaklığı başımın derisini yakmayacak kadar yumuşaktı. Atlas: “Ama çiş kafan ıslakmış, kurutalım.” Eylül: “Çiş kafam mı?” (gülerek) Atlas: “Evet, saçların sarı ya. O yüzden dedim, güleyim diye.” Eylül: “Hımm… işe yaradı, güldüm.” Atlas: “Güzel. Peki küçük hanım, saç kurutma makinesi nerede?” Eylül: “Banyoda dolapta. Getirir misin?” Atlas: “Getiririm tabii. Ama önce… bana anlatmak ister misin ne olduğunu?” Atlas hiçbir yere gitmedi. Önce yanıma oturdu, gözlerimin içine baktı. Bakışı… yargısız, sakin, koruyan bir bakıştı. Atlas: “Hazır değilsen kurutma işini bekletebiliriz. Önce anlat istersen.” Derin bir nefes aldım. Sesim titreyerek annemin mesajını, baskıyı, korkularımı, geçmişimi, her şeyi anlattım. Atlas tek kelime bile etmeden dinledi. Omzuma koyduğu elinden güç alıyordum. Konuşmam bittiğinde, Atlas yavaşça başımı okşadı. Atlas: “Tamam. Şimdi saçlarını kurutalım. Biraz olsun iyi gelecek.” Bu kez ayağa kalktı, makineyi aldı ve yanıma oturdu. Saç kurutma makinesini açtığında sıcak hava saçlarıma değdi. Odada sadece makinenin uğultusu ve Atlas’ın yavaş, dikkatli hareketleri vardı. Saçlarım kuruyunca makineyi kapattı. Atlas: “Dön arkanı, saçını tarayacağım.” Eylül: “Bir şey soracağım… Senin iyi insan olasın mı tuttu, yoksa bana mı acıdın? Vicdanın mı el vermedi?” Atlas: “Ben de diyordum ki, ne zaman laf sokacaksın. Yardıma ihtiyacın vardı, ben de yardım ediyorum işte. Hadi dön.” Eylül: “Tamam…” Atlas saçımı taradı. Parmakları saç tellerime karışırken hareketleri öyle nazikti ki, içimdeki fırtına yavaş yavaş duruluyordu. Sonra saçımı ince ince ördü. Ben farkında bile olmadan başımı onun göğsüne yaslamışım. Ve böylece… Atlas’ın göğsüne yaslanmış halde, sıcaklığı içime işlerken… uyuyakalmışım. Atlas ise televizyonun altındaki yastığı alıp başımın altına koymuş, üzerime battaniye örtmüş… Ve kapıyı sessizce çekip çıkmış.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.