Atlas: “Etrafta bir sürü esmer, kızıl kız var… seni ne yapayım?” Atlas bunu söylerken dudak kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. Gözleri hafif kısılmıştı, sinir bozucu bir özgüvenle bakıyordu. Eylül: “Biliyorsun değil mi? Çok kaba, egoist ve gıcıksın.” Eylül’ün alnındaki kaşları çatılmıştı. Kahverengi gözleri sinirden büyümüş, elindeki kalem sıkılmaktan neredeyse kırılacak hâle gelmişti. Atlas: “Aynen katılıyorum, sen de haklısın. Sen nasıl psikolog oldun ki? Önce kendini tedavi etmen gerekmiyor mu?” Atlas sandalyesine yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi. Sanki az önce patlayan bombadan çıkan o karanlık adam değilmiş gibi rahat bir tavırla konuşuyordu. Eylül: “Allah’ım ya… Neyse, tedavi sürecine geçelim. Bugün sadece birkaç soru soracağım.” Eylül gözlerini devirdi, saçlarını kulağının arkasına attı. Sinirini gizlemeye çalışsa da yanakları kızarmıştı. Atlas: “Tabi, sor.” Bakışlarını bir an bile Eylül’den ayırmadı. --- Zaman geçer… Atlas: “Bugün bana gelsene, oyun falan oynarız. Zaten iki gün izinliyiz.” Atlas konuşurken anahtarlığını çeviriyor, sabırsız sabırsız adımlarını yere vuruyordu. Yiğit: “Olur abi, kafa dağıtırız. Benim bir işim var, sen geç, ben sonra gelirim.” Atlas: “Tamam o zaman, ben eve geçiyorum aslanım.” --- Zaman geçer… Şeyda’nın gözünden Odama doğru yürürken kantinde dün gördüğüm çocuğu tekrar gördüm. Işık yüzüne vurmuştu; esmer teni, hafif sakalı ve ela gözleri daha belirgin görünüyordu. Şeyda: “Selam, nasılsın?” Yiğit: “İyiyim, sen nasılsın?” Şeyda: “Sağ ol, ben de iyiyim. Arkadaşını mı bekliyorsun?” Yiğit: “Evet, burada. Ben Yiğit.” Şeyda: “Memnun oldum, ben Şeyda.” Yiğit içinden geçeni belli etmese de, gözleri az önceki kızıl saçlı kıza takılı kalmıştı. Kızın bal rengi gözleri ışıkta parlıyordu. --- Eylül’ün gözünden Hastaneden çıkıyordum. O sırada Kaan’ı gördüm. Kaan her zamanki gibi temiz giyimliydi; saçları geriye taranmış, yüzünde hafif bir parfüm kokusu vardı. Kaan: “Selam Eylülcüğüm, nasılsın?” Eylül: “İyiyim, sen nasılsın?” Kaan: “Ben de iyiyim. İşin yoksa bu akşam yemeğe gidelim diyorum.” Eylül: “Tamam, olur. Gidelim.” İçimde hafif bir sıkıntı vardı. Bu davetin annem tarafından ayarlandığını biliyordum. --- Eve gidip hazırlandım. Kısa, fıstık yeşili bir elbise giydim. Etek kısmındaki fırfırlar her adımımda hafifçe sallanıyordu. Saçlarımı maşaladım; omuzlarıma dökülen dalgalar daha bir belirgin duruyordu. Yeşil topukluları alınca kombin tamamlanmıştı. Kapıdan çıkacakken Atlas’la karşılaştım. Eylül: “Atlas, burada ne işin var?” Atlas: “Evim burada. Senin ne işin var?” Eylül: “Benim de evim burada.” Atlas: “Ne güzel, altlı üstlü komşu olduk… He?” Eylül: “Evet…” Atlas: “Neyse, iyi akşamlar.” Eylül: “Sana da.” Tam dönerken Atlas’ın bakışları bir an üzerimde dolaştı. Öyle bir bakıştı ki insanın içini karıştırırdı ama belli etmedim. Arabaya geçtiğimde Kaan kapıyı açtı. O sırada balkonda sigara içen Atlas gözüme çarptı. Loş ışık yüzünü yarım aydınlatıyordu. Gülümsedi. Yavaşça el salladı. Ben de hafifçe gülümsedim, arabaya bindim. --- Mekana vardığımızda salon tamamen güllerle doluydu. Kırmızı, beyaz ve pembe güller… Masanın ortasında mum yanıyordu. Hafif bir müzik çalıyordu. Yemeği bitirdik, konuşmalar bitti… Kaan bir anda sandalyeden kalkıp yere çöktü. Tam o anda telefonum titredi. Annemden mesajdı: “O teklifi kabul edeceksin. O senin için en iyisi. Aksi takdirde ne olacağını biliyorsun kızım.”
Bölüm 2
Tehdit Altındaki Aşk
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.