İçeriğe geç

İKİ AŞK BİR KALP Görev ve kalp arasında sıkışanlar

Bölüm 1 · 3 dk okuma

İKİ AŞK BİR KALP Görev ve kalp arasında sıkışanlar

Bölüm 1

İlk Çarpışma

Saat gece 03.00’tü. Karabayır’ın ayazı, boğazı kesen bir soğuk gibi her yeri kaplamıştı. Sis çökmüş, sokak lambalarının ışığı sisin içinde sönük birer gölgeye dönüşmüştü. Alex’in peşindeydik. Bu kez gerçekten köşeye sıkışmıştı; kaçacak yer bile bırakmamıştık. Evin etrafını tamamen sardık. Ben karanlığın içinde hareket eden gölgeleri kontrol ederken Yiğit ile Erdem içeri sızmak için hazır bekliyordu. “Girin içeri. Sessiz ve hızlı.” Yiğit ve Erdem eve adım attığı an… Bir anda yer gök sallandı. Duvarlar titredi, camlar patladı, içeriden alev ve toz bulutu fırladı. Alex yine kaçmıştı. Ama daha önemlisi… Yiğit ve Erdem içerideyken patlamıştı. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. “Yiğit! Duyuyor musun beni?! İyi misiniz? Cevap ver!” “İyiyiz komutanım. Ama Alex şerefsizi yine kaçtı…” “Allah kahretsin!” Öfke… Yine kabarıyordu. Sanki içimdeki tüm duvarları yıkıp dışarı çıkmak isteyen bir volkan gibi. Zaten öfke problemim yüzünden iki kez ceza almıştım. Operasyonlara katılmam bile bir ara durdurulmuştu. Tam karargâhtaki odama geçmiş düşünüyordum ki kapı tıklandı. Bir asker başını uzattı. “Teğmenim, Aslan Yarbay sizi odasına çağırıyor.” “Tamam koçum. Beş dakikaya geliyorum.” Yarbay’ın odasına girdiğimde yüzündeki ciddiyetten ne söyleyeceğini anlamıştım. “Gel otur aslanım, seninle konuşmam gereken bir şey var.” “Emredersiniz komutanım.” “Bak oğlum… çok iyisin, yeteneklisin. Ama şu öfke problemimizi çözmemiz gerek.” “Ben iyiyim komutanım.” “Asker, bu bir emir. Tedavi oluyorsun. Üç aylık süreç hazırladık. Seninle Doktor Eylül ilgilenecek. Askerî ve sivil uzman. Anlaşıldı mı?” “…Emredersiniz komutanım.” Odasından çıktığımda Yiğit’le Erdem beni karşıladı. “Yiğit, iyi misin kardeşim?” “İyiyim abi merak etme. Hazırlan hastaneye gidiyoruz.” “Off… Komutan emir vermese adım atmam o yere.” Yiğit’le dostluğumuz Kara Harp Okulu’ndan beri sürerdi. Kardeşten öteydik. --- HASTANE – EYLÜL BÖLÜMÜ Hastanenin beyaz floresan ışıkları koridoru buz gibi gösteriyordu. Eylül, yoğunluktan bunalmış halde masasındaki kağıtları karıştırıyordu. Eylül içinden: “Off ya bugün çok yoğunum. Bir de son dakika asker çıktı başıma. Kafayı yiyeceğim. Şeyda’ya gideyim bari, kantine ineriz.” --- Yiğit: “Abi, Alex’i ne yapacağız? Herif yine kaçtı.” Atlas sinirlenince çenesinin kenarındaki çizgiler belirginleşirdi; yüzü sertleşirdi. Tam o hâle bürünmüştü. “Yiğit, en iyisi kantine geçelim kardeşim. Bir şey alır kafamızı dağıtırız.” --- Eylül ise Şeyda ile konuşmaya o kadar dalmıştı ki koridorda yürürken hiçbir şeyi görmüyordu. Elinde sıcak kahvesi vardı. Ve bir anda sert bir gövdeye çarptı. Kahve yere şap diye döküldü. Eylül: “Ya öküz müsün sen?! Geri zekâlı!” Atlas: “Kızım iyi misin? Asıl önüne sen baksaydın!” Atlas (öfkeyle): “Sanki hiç işim yokmuş gibi bir de başıma bu ruh hastası çıktı…” Eylül: “Pardon?! Sinir hastası falan mısınız?! Kahvesi dökülen benim ama çıkıp gitmeyen sensin! Terbiyesiz!” Atlas: “Ben terbiyeyi senden alacak değilim!” Eylül: “Doğru… annen baban vermemiş ki alasın!” Atlas bir adım yaklaştı; sesi buz gibiydi. Atlas: “Bana bak kızım… onlar hakkında düzgün konuş. Özellikle ANNEM hakkında.” Yiğit hemen Atlas’ın koluna asıldı. Şeyda ise Eylül’ü kendine çekti. Şeyda: “Eylül yeter kızım! Hadi yukarı çık.” Eylül: “Haksız mıyım ama ya?! Allah Allah!” Şeyda kıkırdadı: Şeyda: “Senin şu asker hastanın adı neydi?” Eylül: “Atlas Altay. 27 yaşında, tim komutanı, üsteğmen.” Şeyda: “Kızım kaptın ha askeri!” Eylül: “Saçmalama Şeyda! İşim bu. O benim hastam.” Eylül kapıya doğru yürüdü: “İşim var müsaadenle.” Şeyda: “İyi tamam be gidiyorum…” Eylül odasına girer girmez kendi kendine: “Offf… Sakinim. Sakinim… Ohh…” Tam derin nefes almıştı ki… Kapı öyle sert açıldı ki Eylül yerinden sıçradı. Eylül: “Ne oluyor ya?! Öyle kapı mı açılır?! Allah’ım… hayır lütfen! Üç ay ben bununla nasıl uğraşacağım?! Sanki sana çok meraklıydım ruh hastası! Allah’ım bana sabır ver… Öküz müsün sen?!” Atlas: “Aynen öyleyim, doktor hanım.” Atlas içeri girdi. Çenesini düzeltip sanki hiçbir olay olmamış gibi durdu. Atlas: “Doktor hanım, kusura bakma. Güzel bir tanışma olmadı ama…” (başını hafif eğip gözlerine bakar) “…Gözleriniz çok güzelmiş.” Eylül: “Hı?! Şaka mı yapıyorsun?” Atlas gülümser: “Aynen öyle. Gül diye.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.