Rüzgar kule merdivenlerinin arasından ıslık çalarak esmeye devam ederken, Gölge ceketinin yırtık yerini çekiştirip soğuktan titrememeye çalışıyordu. Dönüp yanındaki 14 yaşındaki kıza baktı. Karanlık Kız, sadece ince takımıyla ıslak taşların üzerinde hiç oralı olmadan oturuyor, sanki hava sıcaklığı sıfırın altına düşmemiş gibi rahat görünüyordu.
Gölge kafasındaki sorulara daha fazla engel olamadı. "Harfiyen soruyorum," dedi merakla eğilerek. "Sen nerede uyuyorsun, ne yiyip ne içiyorsun? Yani bu sokaklarda tek başına nasıl ayakta kalıyorsun? Kızım sen hiç hastalanmıyor musun? Benim bildiğim kızlar... ne bilsin, regl falan olurlar, ayda bir perişan olurlar. Zaten bünyeleri narin olur, en küçük soğukta yatağa düşer, çorba beklerler. Sen mahallede milleti pataklayıp, ıslak ıslak çatılarda gezip nasıl dimdik duruyorsun?"
Karanlık Kız, Gölge’nin bu safça ve acemice yaptığı "kız biyolojisi ve sokak hayatı" analizini dinlerken gözlerini devirdi. Sonra birden dayanamayıp sesli bir kahkaha attı.
"Sen ciddi misin Gölge?" dedi yüzündeki alaycı gülümsemeyle. "Beni pembe odasında dizi izleyip battaniyeye sarınan kızlarla mı kıyaslıyorsun? Evet, regl oluyoruz, evet bazen karnımız sanki içinde matkap çalışıyormuş gibi ağrıyor ama sokak sana 'Ayy karnım ağrıyor bugün ara verelim' deme lüksü vermiyor. Ağrıyı bastırmayı, soğukla pazarlık etmeyi öğreniyorsun. Narinlik dediğin şey, sığınacak bir evin ve koruyacak bir ailen olduğunda ortaya çıkan bir lüks."
Gölge mahcup bir şekilde ensesini kaşıdı. "Iıı... yani ben sadece biyolojik olarak şey ettim... Yanlış bir şey demedim umarım?"
"Saçmalama," dedi Karanlık Kız, sesi biraz daha yumuşayarak. "Soru sormanda sorun yok. Nerede uyuduğuma gelince... Bu kulesinin arkasındaki eski marangoz atölyesinin alt katında küçük bir depo var. Orayı kendime göre ayarladım. Çalıntı değil, eski sahibi dedemin arkadaşıydı, anahtarı bende. En azından başımda bir çatı var, su almıyor. Ağrım olduğunda da bitki çayı demliyorum, devasa bir ağrı kesici yutup yatıyorum. Bitti gitti. Yani anlayacağın, o kadar da çaresiz değilim."
Gölge rahat bir nefes vererek arkasına yaslandı. "İyi bari. Valla bir an tamamen karton kutularda yatıyorsun sanıp vicdan azabı çekecektim. Ama 'matkap çalışıyor' benzetmesi beni biraz korkuttu yalan yok."
"Korkmalısın zaten," dedi Karanlık Kız gülümseyerek. "O zamanlarda bana fazla bulaşmazsan hayatta kalma şansın artar."
Gölge yumruğunu sıktı. "Anlaşıldı. Her ayın belirli günleri Gölge aradan çekilir, görev Karanlık Kız'a çorba ve sıcak su torbası taşımak olur. Anlaşma anlaşmadır. Sonuçta artık ortağız, değil mi?"
Karanlık Kız, gecenin bu saatinde karşısındaki adamın bu absürt ama içten korumacılığına baktı. Artık yalnız değildi; en zayıf, en insani anlarını bile saklamak zorunda olmadığı bir sırdaşı vardı.
"Anlaştık," dedi Karanlık Kız. "Ama çorbayı sen yapacaksan zehirlenmemek için önce sende deneriz."
İki gölge, saat kulesinin altında sabaha karşı yaklaşan soğuk rüzgara rağmen içlerini ısıtan o dostlukla oturmaya devam etti.