Okul bahçesindeki kıskançlık krizinin ve Rüzgar-Melis defterinin kapanmasının ardından Luster Bar’da işler birkaç günlüğüne de olsa sakindi. Ancak Karanlık Kız ve Gölge için huzur, fırtınadan önceki o birkaç saniyelik sessizlikten ibaretti.
Siyah Mühürlü Zarf
Öğleden sonra saat 15.00 civarında, Luster Bar’ın VIP salonundaki maun masada oturuyorlardı. Gölge önündeki kahvesini yudumlarken, Karanlık Kız okuldan yeni gelmiş, çantasını bir kenara fırlatıp masadaki şifreli dizüstü bilgisayardan veri akışını kontrol ediyordu.
O sırada mekanın güvenlik müdürü Koruma Hüseyin kapıyı çalıp içeri girdi. Elinde siyah, ağır bir zarf vardı.
"Patron," dedi Hüseyin, zarfı masaya bırakırken. "Bunu aşağıya kurye bıraktı. Üzerinde isim yok, sadece Luster Bar yazıyor."
Gölge dikkatle zarfa uzandı. Zarfın üzerinde kırmızı balmumundan basılmış bir mühür vardı: Bir akrep simgesi.
Karanlık Kız’ın gözleri anında kısıldı. "Akrepsiz Hamdi..." diye fısıldadı. "Şehirden kaçmamış. Arkasına yeni bir güç alıp geri dönmüş."
Gölge zarfı açıp içindeki siyah kartı çıkardı. Kartta altın sarısı harflerle tek bir cümle yazıyordu:
“Kraliçe ve Koruyucusu... Bu gece saat 00.00’da Luster Bar’ın arka sokağındaki depoda, şehrin eski patronlarıyla masaya oturacaksınız. Ya mekanı devredersiniz ya da bu gece barla birlikte küle dönersiniz.”
Korku Yok, Strateji Var
Gölge kartı masaya fırlattı, yüzünde sert bir ifade belirdi. Silahını kontrol ederken, "Hamdi tek başına bu cesareti gösteremez. Şehrin diğer yeraltı liderlerini to toplamış," dedi. "Hüseyin, adamlara haber ver. Geceye hazır olsunlar."
"Dur Gölge," dedi Karanlık Kız, buz gibi bir sakinlikle. "Silahla girersek tam onların istediği tuzağa düşeriz. Hamdi ve o eski kafalı adamlar hâlâ 90'ların mafya usulüyle hareket ediyor. Ama onlar benim elimdeki teknolojinin ve bilginin gücünü bilmiyorlar."
Gölge kıza baktı. "Ne planlıyorsun?"
Karanlık Kız dudaklarında o meşhur, kendinden emin tebessümüyle arkasına yaslandı. "Bize bir mühlet verdiler. Ama bilmedikleri şey, o depodaki tüm güvenlik kameralarına, ışık sistemine ve hatta telefon hatlarına ben çoktan sızdım. Onlar bizi kumpasa düşüreceklerini sanırken, biz onlara unutamayacakları bir ders vereceğiz."
Gece Yarısı Randevusu
Saat tam 23.55’ti. Arka sokaktaki terk edilmiş devasa depoda loş ışıklar yanıyordu. Ortadaki büyük yuvarlak masada Akrepsiz Hamdi ve şehrin en tehlikeli beş yeraltı patronu oturuyordu. Etrafları silahlı adamlarla sarılıydı.
Saat 00.00'ı vurduğunda deponun paslı demir kapısı gıcırtıyla açıldı.
İçeriye ilk olarak şık takımı ve kendinden emin adımlarıyla Gölge girdi. Tam yanında ise, yine o meşhur siyah ceketini giymiş, elinde vişne suyu kutusuyla Karanlık Kız yürüyordu. İkisi de zerre kadar korku belirtisi göstermiyordu.
Hamdi masadan kalkıp kahkahayı bastı. "Ooo! Bizim küçük kraliçe ve koruması ayağımıza gelmiş! Ne oldu, mekanın devir evraklarını getirdiniz mi?"
Gölge adımını öne attı. "Evrak getirmedik Hamdi. Sana son bir şans vermeye geldik."
Masadaki diğer patronlar gülüşmeye başladı. Patronlardan biri, "Gölge bey, yanındaki çocukla burayı yöneteceğini mi sandın? Burası çocuk bahçesi değil!" dedi.
Şah-Mat
Karanlık Kız vişne suyundan son yudumu alıp kutuyu yere fırlattı. Ciddileşen ses tonu deponun yüksek tavanında yankılandı.
"Çocuk bahçesi olmadığını ben de biliyorum," dedi Karanlık Kız, cebinden küçük bir kumanda çıkararak. "Mesela solundaki Patron Ahmet... İki gün önce İsviçre bankasındaki gizli hesabından çekilen 3 milyon doların nereye gittiğini biliyor musun? Hamdi o parayla sizin hepinizi satmak için yeni bir kaçış planı hazırladı."
Masadaki patronlar bir anda duraksadı. Ahmet Bey dehşetle Hamdi’ye döndü. "Ne diyor bu kız?"
"Yalan söylüyor! Dinlemeyin bu veleti!" diye bağırdı Hamdi, silahına davranarak.
Karanlık Kız kumandanın düğmesine bastı. Depodaki dev projektör bir anda duvara canlı bir banka dökümü ve Hamdi’nin ses kayıtlarını yansıttı. Depoda bir anda silah sesleri değil, patronların birbirine girmesiyle oluşan büyük bir arbede koptu.
Gölge Karanlık Kız’ın önüne geçerek kalkan oldu, ancak kimse onlara saldırmıyordu. Patronlar kendi aralarında Hamdi’nin üzerine yürümeye başlamıştı bile.
Karanlık Kız Gölge’nin ceketinin kolunu hafifçe çekti. "Oyun bitti Gölge. Kendilerini yesinler, biz gidelim."
Zafer Dönüşü
Depodan çıkıp gecenin serinliğinde Luster Bar’a doğru yürürken Gölge kıza dönüp başını salladı.
"Tek bir mermi bile sıkmadan koca masayı birbirine düşürdün... Bazen senden gerçekten korkuyorum Kraliçe."
Karanlık Kız gülümsedi, ellerini ceplerine soktu. "Zekâ, kurşundan her zaman daha hızlıdır Gölge. Bunu unutma."
Luster Bar’ın kapısına geldiklerinde Gölge kıza baktı. "Şimdi üst kata çıkıp ödevlerini yapıyorsun. Yarın okul var."
Karanlık Kız gözlerini devirdi: "Aman Gölge, mafya patronluğunu tam yakalamışken hemen modumu bozmasan olmaz değil mi?"
İkisi de gecenin karanlığında birbirlerine bakıp gülerken, şehirde artık tek bir kuralın geçerli olduğunu biliyorlardı: Karanlık Kız ve Gölge’ye karşı oyun oynanmazdı.