Akrepsiz Hamdi’nin şehirden kaçışının ve Luster Bar’ın ortasındaki o duygu dolu sarılmanın üzerinden birkaç gün geçmişti. Aralarındaki o görünmez duvarlar tamamen yıkılmış, ikisi de birbirinin bu hayattaki en güvenli limanı olduğunu kabul etmişti.
Ancak hayat, Karanlık Kız için hiçbir zaman uzun süre sakin kalamazdı.
Sabahın Köründe Teyze Baskını
Saat sabahın 06.30’uydu. Luster Bar’ın üst katındaki dubleks dairenin kapısı adeta bir Koçbaşıyla dövülürcesine güm güm vurulmaya başladı. Gölge, eşofman altını alelacele çekip elinde silahla kapıya koştu. Gözlerini ovuşturarak kapı deliğinden baktı ve silahı arkasına saklayıp kapıyı açtı.
Karşısında, elinde devasa bir börek tepsisi ve pazardan aldığı taze sebze poşetleriyle teyzesi duruyordu.
"Ooo, maşallah maşallah! Öğlen oldu, beyefendiler hâlâ yatıyor!" dedi teyze, Gölge’yi itip içeri girerek. "Karanlık nerede? Yine mi o bilgisayarın başında sabahladı o kız?"
Karanlık Kız, gözlerinde uyku mahmurluğu, üzerinde çizgi film karakterli pijama altı ve büyük gelen siyah tişörtüyle odasından çıktı. Saçları darmadağınıktı. Yeraltı dünyasını dize getiren o korkunç kraliçe, şu an sadece uykusu bölünmüş sinirli bir ortaokul öğrencisiydi.
"Teyze... Sabahın altısında börekle bizi niye basıyorsun?" diye mırıldandı Karanlık Kız, koltuğa kendini atarak.
"Ne demek niye?" dedi teyze, tepsiyi masaya bırakıp ellerini beline koyarak. "Bugün senin okulda 'Kariyer ve Veli Tanıtım Günü' var! Bütün çocukların velileri gelip mesleklerini anlatacakmış. Ben de Gölge’ye en şık takım elbisesini giydirip seni temsil etmesi için okula yolluyorum!"
Gölge ve Karanlık Kız aynı anda birbirine baktı. İkisinin de gözlerinde aynı dehşet vardı.
Kariyer Gününde Bir "İş İnsanı"
Saat 10.00’da okulun konferans salonunda tam bir komedi yaşanıyordu. Sahnede sırayla mimarlar, doktorlar, avukatlar çıkıp mesleklerini anlatıyordu. Sıra Karanlık Kız’ın masasına ve onun "velisi" olarak sahneye çıkan Gölge’ye gelmişti.
Gölge, jilet gibi italyan kesim takımı, pahalı saati ve yapılı saçlarıyla sahnedeki kürsüye geçti. Karanlık Kız en arka sırada oturmuş, "Lütfen saçmalamasın" diye dualar ediyordu.
"Evet Gölge Bey," dedi sınıf öğretmeni gülümseyerek. "Siz Karanlık Kız’ın ağabeyi ve vasisisiniz. Acaba ne iş yapıyorsunuz? Çocuklarımıza ne tavsiye edersiniz?"
Gölge mikrofonu düzeltti, salondaki 14 yaşındaki çocuklara ve velilere baktı. Karanlık Kız’a çaktırmadan bir göz attı ve konuşmaya başladı:
"Ben... Gece hayatı ve risk yönetimi sektöründeyim. Luster adında bir mekân işletiyorum."
Salondaki doktor velilerden biri kaşını kaldırdı. "Yani gece kulübü mü?"
"Biz ona 'stratejik sosyalleşme merkezi' diyoruz," dedi Gölge hiç bozmayarak. "Benim işim kriz yönetimidir. Mesela biri gelip mekânınıza çökmeye çalışırsa, ona hemen veritabanından şantaj dosyalarını... yani hukuki prosedürleri hatırlatırsınız. Rakiplerinizi topla değil, zekayla nakavt edersiniz."
Arka sıradaki Karanlık Kız eliyle yüzünü kapattı. "Tanrım... Biri beni buraya gömsün," diye fısıldadı.
Gölge konuşmasına devam etti: "Kız kardeşime gelince... Kendisi şirketimizin Baş Teknoloji Sorumlusu (CTO). Yaşı küçük olabilir ama bir gecede koca bir çetenin sunucularını çökertip polise ihbar edecek kadar... yetenekli bir öğrencidir. Derslerinize iyi çalışın çocuklar, yoksa büyüyünce bizim mekânda ancak koruma olursunuz."
Salon bir an buz kesti. Öğretmen ne diyeceğini bilemeyerek öksürdü, çocuklar ise "Ohaaaa, adam çok havalı!" diye fısıldaşmaya başladı.
Dönüş Yolu ve Tatlı Bir An
Okul çıkışında Gölge’nin siyah lüks arabasına bindiklerinde Karanlık Kız hırsla emniyet kemerini taktı.
"Sen kafayı mı yedin Gölge?!" dedi gülerek karışık bir kızgınlıkla. "Çocuklara çete yönetimi dersi verdin resmen! Öğretmen az kalsın polisi arayacaktı!"
Gölge arabayı çalıştırıp kıza doğru eğildi. Yüzünde o çok sevdiği içten gülümseme vardı. "Ne yani? Yalan mı söyleseydim? Senin ne kadar özel ve zeki bir kız olduğunu herkes bilsin istedim. Hem bak, bütün okul sana artık gıptayla bakıyor."
Karanlık Kız başını çevirip camdan dışarı baktı ama dudaklarındaki o sıcacık tebessümü gizleyemedi. Uzandı, araba hareket ederken Gölge’nin vitesin üzerindeki elini tuttu. Parmaklarını onun parmaklarına kenetledi.
"Yine de tam bir şovmensen," dedi fısıltıyla.
Gölge elini sıkıca sıktı. "Senin kalkanın ve şovmenin olmaktan gurur duyuyorum Kraliçe. Şimdi yürü, teyzen evde baklava açmış, yakalanmadan bara kaçmamız lazım!"
İkisi de arabanın içinde neşeyle kahramanca bir kahkaha attı. Dışarıdaki dünya ne kadar karanlık olursa olsun, bu arabanın içinde, birbirlerinin ellerini tuttukları sürece her şey mükemmeldi.