İçeriğe geç

İHTİRAS

Bölüm 5 · 13 dk okuma

İHTİRAS

Bölüm 5

Beşinci Bölüm

Hayatımda ilk defa bir şeyler için hevesleniyordum. Yıllarca kendime ördüğüm duvarlar birer birer çatlamıştı sanki. Beni seven, koruyan, arkamda duran insanlar vardı artık. Ya da öyle düşünüyordum bilmiyorum. Tek bildiğim şey şu an gerçekten iyi hissettiğimdi. "Gelmemişler daha." Dedim etrafa bakarken. Hava kararmaya başlıyordu. Ceketimi biraz daha üstüme çektim. Hafif serinlik vardı. Pars bagajdan eşyaları çıkartıyordu. Yanına gittim. Okul forması dışında giydiği siyah polo tişört üstüne çok yakışmıştı. Kasları göz kırpıyordu. Deniz kenarındaydık ve bizden başka kimse yoktu. Beyza kıyafeti dert etmemem gerektiğini ve bana bir şeyler getireceğini söylemişti. "Çadırı mı kuracaksın?" Diye sordum. Bagajın kapısını kapattı. "Geç olmadan kurayım." Deyip bana döndü. Çadır ekipmanları elindeydi. Çadır ekipmanlarını yere bıraktı, ayaklarıyla kuma biraz yer açtı. Ben hâlâ yerimden kıpırdamamıştım. Gözüm onda, rüzgarın saçlarını nasıl dağıttığını izliyordum. Elleri, alışkın bir ustalıkla çadır direklerini ayırıyordu. Bense, içimde büyüyen o tuhaf sıcaklığı bastıramadan, sessizce izliyordum onu. Bu durum yine beni rahatsız etti. Anlamsız sıcaklık sinirlerimi bozmaya başladı. Ne yapıyordum ben? Neyin içindeydim? "Yardım edeyim mi?" Diye sordum. Pars'ın bir şey demesini beklemeden yanına ilerledim. Her zamanki gibi umursamaz görünüyordu. Bir direği yerleştirirken bana baktı, "ipleri çöz." Dedi. Yerdeki ipi alıp çözmeye başladım. Birbirine dolanmıştı. "Ne zaman gelirler?" Diye sordum. "Gelirler birazdan." Kafasını kurcalayan bir şeyler var gibiydi. Dün beni eve bıraktıktan sonra gitmiş birkaç saat sonra dönmüştü. Döndükten sonra aşırı sessiz ve soğuktu. Normalde de pek sıcak ve samimi değildi evet fakat kendimi çok uzak hissediyordum. İplerin kördüğüm olmuş haliyle uğraşırken bir arabanın yaklaştığını fark ettiğimde gülümsedim. Beyza'lar gelmişti. Araba Pars'ın arabasının yanında durduğunda Beyza hızla arabadan inip bana doğru koşar adım yaklaştı. "Ay selam!" Deyip boynuma atladığında sarılmasına karşılık verdim. Batuhan da inmiş eşyaları çıkartmaya başladı. Beyza geri çekilip Pars'a elini salladı. "Sen de mi burdaydın?" Gözlerini devirip güldü. "Çok konuşmada yardım et." Dedi Pars. Beyza dilini çıkarıp elimdeki ipi alıp Pars'a fırlattı. "Siz çalışacaksınız biz dinleneceğiz." Pars şaşkın bir şekilde Beyza'ya bakarken, Beyza Batuhan'ın çıkarttığı alkol şişesini alıp elimden tutup denize doğru sürüklemeye başladı. Kenara kadar geldiğimizde yerde bağdaş kurup oturup benide aşağı doğru çekti. Zorlamadan oturup onun gibi bağdaş kurdum. "Herkesten uzak olmak çok keyifli." Dedi neşeli bir sesle. Denizi izliyordum. Alkol şişesinin kapağını ağzıyla açıp şişeyi kafasına dikti. İki yudum alıp bana uzattı. Şişeyi elinden alıp büyük bir yudum alıp ortamıza koydum. "İlk defa bu kadar huzurlu hissediyorum ve bu beni çok rahatsız ediyor." Dedim dürüstçe. "Neden rahatsız ediyor?" Diye sordu merakla. İkimizinde bakışları denizdeydi. "Yani," derin bir nefes aldım. "Bilmiyorum bu bana o kadar uzak bir tanımki.." "Bundan rahatsız olmamalısın." Bakışları bana dönünce şişeyi alıp kafama diktim. Üç yudum alıp aramıza koydum. Çok sık içen biri değildim. "Baban yüzünden resmen hayatının içine sıçmışsın." "Bunu bile isteye yapmıyorum." Bakışlarımı ona çevirdim. Dikkatle bana bakıyordu. "Ortaokulda öğretmenler bile beni umursamıyordu. Her gün kerelerce yalvarıyordum babamdan kurtarmaları için. İşin sonunda hep dedem devreye girip hallediyor." Omuz silktim. "Ben buna alıştım. Bu yüzden bu durumunda fazla sürmeyeceğini düşünüyorum. En fazla iki güne dedem ne yapıp edip alacak beni." "Buna müsade etmem. Dedenin eli kolu uzunsa benim babamında uzun. Çok güvenmesin kendine." Dedi sinirle. Neşeden uzak bir şekilde güldüm. "Pars..." Dedim birden. "Pars dediğimde neden şaşırdınız?" Birkaç saniye düşündü. "Genelde başkasının Pars demesinden hoşlanmaz. Biz veya amcası bile demez yani..." İmalı bir şekilde gülümsedi. "Yoksa siz çıkıyor musunuz?" "Hayır!" Dedim yüksek bir sesle. Gözlerini kocaman açıp kahkaha attı. "Gerçekten öyle bir şey yok." "Ama bu olmayacağı anlamına gelmez." "Bu olacağı anlamına da gelmez." Ben gözlerimi devirirken o kahkaha attı. "Tamam," imalı gülümsemesi hala yüzündeydi. "Yakışıklı olduğunu inkar etmezsin herhalde?" İstem dışı gülümsedim. Bunu inkar edemezdim. "Beyza lütfen sus." "Ya!" Deyip tekrar güldü. "Hımm..." Düşünüyormuş gibi bir bana bir Pars'a baktı. Bende arkamı dönüp onlara baktığımda Pars ve Batuhan'ın çadır için didiştiğini fark ettim. "Zaman çöpçatanlık zamanıdır." "Of saçmalama!" Dedim önüme dönerken. Beyza da önüne dönüp şişeden birkaç yudum aldı. "Yakıştınız yakıştınız. Hem bence onunda ilgisi var." Şaşkınlıkla Beyza'ya döndüm. "Yani... Öylesine birini neden evine alsın? Ya da Pars demenden rahatsız olmaması..." "Hayır. Sadece yardımcı olmak istiyor." Dedim inkar ederek. Bu düşünce bile heveslenmeme neden olmuştu. Beyza kaşlarını kaldırıp yüzüme baktı. İçimdeki karmaşayı bastırmak istercesine ekledim: "Muhtemelen bana acıdı." Ellerimi yumruk yaptım. Gözlerimi kaçırırken yine derin bir nefes almıştım. İnsanların acıma dolu bakışlarına alışmıştım fakat kurduğum cümle kalbimi kırdı. "Bu yüzden yapıyordur ne yapıyorsa." "Saçmalıyorsun sadece." Dedi Beyza içten bir sesle. "Acıdığını düşünüyorsan eğer acınacak bir sürü kişi var emin ol. Ulaş acıdığı birini evine de almaz." "İlgisi falan yok sadece kafada kuruyorsun." Dedim. Beyza'ya mı dedim kendime mi şüpheliydi. "Ben böyle şeylere inanmam. Aşk, hoşlantı ya da sevgi her ne zıkkımsa umurumda değil." Beyza gülümsedi. "İnkar etmek bir yere kadar korur. Eninde sonunda ya o duvarların yıkılacak, ya da sen içinde boğulacaksın." Kelimelerini sindirmeye çalıştım. "Sanmıyorum." "Sana bir sır vereyim." Gözlerim gözlerindeydi. "O gün Ulaş evinin önündeydi ve beni Beyza gönderdi, dedi değil mi?" Onaylarcasına kafamı salladım. "Ben evine gelmesini falan istemedim. Bunu neden yaptığını bende bilmiyorum..." "Yemek..." Dedim aniden. "Yemekhanede zehirlenme olduğunda yiyip zehirlenmeye tek kişi bendim." Sorgularcasına Beyza'ya bakarken kaşlarını çattı. "İnkar etmişti ama içinde bir şey olduğuna eminim. Belkide bu yüzden evimin önündeydi?" "Sana nasıl bir şey olmadı?" Diye sordu. "Bende bilmiyorum. Belkide benim tavuğumda bir şey yoktu?" Boş bir şekilde bana baktı. "Bilmiyorum... Bununla alakası falanda yoktur. Bana kafada kurma diyorsun kendin kuruyorsun." Dalga geçince gözlerimi devirdim. Pars'a bu kadar yakınken onu satmazdı. "Pars..." dedim usulca, sesimi zor çıkararak. "Of kafam çok karışık!" Ellerimle saçlarımı geriye doğru ittim, başımı iki elimin arasına alıp yere baktım. İçimde bir yer sanki bağıra bağıra bir şeyleri söylemek istiyor ama ben hâlâ susmayı tercih ediyordum. Belki de korktuğum şey, onun ne hissettiği değildi. Korktuğum şey, kendimde böyle bir şeyi hissediyor olmamdı. Beyza sessizdi. Yargılamıyordu, yorum da yapmıyordu. Sadece yanımda oturuyordu ve bu, garip şekilde yetiyordu. "Birinin sana iyi davranması ne zamandan beri bu kadar garip geliyor?" diye sordu sonra, yumuşak bir sesle. Gözlerim doldu. Gözyaşı değildi bu tam olarak... ama içimde bir şey ağırlaştı. "Bu zamana kadar karşılıksız iyi davranan biri olmadı. Babam bile iyi davranmıyorken başkasının böyle iyi davranması.." "Ulaş başkası değil." Dedi boş bulunarak. "Yani... Bence artık değil."  Gözlerimi ona çevirdim. "Ne?" Anlamaz gözlerle bakıyordum. İrkilip gözlerini kaçırdı. "Sadece... Hissettiğim bu. Genelde hislerim yanıltmaz" Ama hayır. Bir şey vardı orada. O cümlenin ardında başka bir şey yatıyordu. Yalan söylediği aşikardı fakat üstüne gitmedim. Denize doğru çevirdim başımı tekrar. Dalgaların kıyıya her vuruşu, içimdeki suskunluğa çarpıp yankılanıyordu. Sessizlik büyüdü aramızda ama rahatsız edici değildi. Aksine, koruyucuydu belki de. Bazı kelimeler söylenmedikçe daha güvenli hissediliyordu. Pars aniden yanı başıma oturdu. Sessizdi. Her zaman olduğu gibi. Ama o sessizlik, Beyza'nınkinden farklıydı. Beyza'nın suskunluğu yumuşaktı, onunki keskin. Soğuk ama tanıdık bir sertlik. Kalbim, göz göze gelişimizin ardından bir anlığına ritmini şaşırdı. Elindeki şişeyi kafasına dikerken, gözlerimi kaçırdım. Onun yanımda olması beni tedirgin ediyordu; çünkü farkında olmadan ne zaman onunla yakınlaşsam, içimdeki duvarlarda bir çatlak daha oluşuyordu. Batuhan, Beyza'ya bir şeyler fısıldadı ve ikisi birden gülüştü. "Of salak!" Dedi Beyza. "Gerçekten arkadaşım olduğun için iğreniyorum senden." Beyza bakışlarını bize çevirdi. Aniden ayağa kalkıp arabaların olduğu tarafa koştuğunda arkasından baktım. Tekrar önüme döndüm. Bir süre kimseden ses çıkmazken uzaktan şarkı sesi gelmeye başladı. Ve gittikçe yaklaşıyordu. Arkama döndüğümde Beyza elindeki mini hoparlörle bize doğru roman havası oynayarak geliyordu. Gülmeye başlarken Beyza hoparlörü kenara koyup beni ayağa kaldırdı. "Bastır bastır bastır bastır!" Deyip şarkıya eşlik etti. Elimi bırakırken ileri geri kıvrak hareketler ediyordu. Adımlarım istemsizce ona ayak uydururken Batuhan kocaman bir kahkaha attı. "Kaç para bu beygir be?" Deyip beni gösterdi. Sz önceki kasvetli hava tamamen dağılmıştı. Arada bir tökezlesemde onunla uyumlu olmaya çalışıyordum. "Çık gözüm çık." Dedi Batuhan. Beyza ona dil çıkarıp kıvırtmaya devam etti. Beyza daha da ileri giderek, dansını daha hızlı hale getirdi. Ellerini havaya kaldırarak vücudunu döndürdü. Bir an için Batuhan ve ben birbirimize bakıp sadece gülümsedik. Beyza, her anı sanki sonmuş gibi yaşıyordu. O kadar samimi, o kadar içten bir şekilde eğleniyordu ki, etrafındaki her şey kaybolmuş gibiydi. Ben de ona katıldım, adımlarımın hızını artırarak onunla uyum sağlamaya çalıştım. "Beyza dur, başım döndü," dedim, ama o hala dönüyor, kıvrak hareketler yapıyordu. "Ne durması ayol? Yeni başladık!" Pars'ın ufak kahkahası kulağıma dolduğunda yanaklarımın yandığını hissettim. Beyza, kalçasını ritme göre savurdu. Göz ucuyla Pars'a baktım. Dirseğini dizine dayamış bizi izliyordu. Hafifçe gülümsüyor, gözleri tam anlamıyla beni takip ediyordu. Göz göze gelir gelmez gözlerimi kaçırdım. Beyza omzuma dokunup beni tekrar çekiştirdi. "Hadi, hadi! Sende kıvırmayı öğren artık. Ankaralısın diye kasılmak yok!" Gülerek başımı iki yana salladım, ama yine de ayaklarım onu takip etti. Pars'ın kahkahası hâlâ kulaklarımdaydı. Gülüşünün içimde bıraktığı etkiyi bastırmak için daha da hızlı hareket ettim, sanki ritme uyarsam, kalp atışlarımı da saklayabilirmişim gibi.  "Ulan aç şurdan horon oynayalım." Dedi Batuhan birden. "Ay yine başladık." Dedi Beyza gözlerini devire devire. Dudağının kenarında silik bir gülümseme vardı. Adımlarım dururken Beyza da durdu. Cebinden telefonunu çıkarıp şarkıyı değiştirir değiştirmez Batuhan ayağa kalktı. "Allaaah!" diye bağırdı Batuhan coşkuyla, ayaklarını yere vurarak kendi ekseninde döndü. Elini Beyza'ya uzattı. Beyza gülerek tuttu elini ve ikisi birden horona girişti. Beyza birden elimden tutup çekince refleksle geri adım attım. "Ben bilmiyorum oynamayı!" Dedim yüksek bir sesle. İtirazım ciddiydi fakat yüzümdeki gülümseme bunu baltalıyordu. "Öğrenirsin öğrenirsin!" Dedi Beyza gülerken. Elimi bırakmayıp daha sıkı tuttu. "Ulan bizde anamızın karnında öğrenmedik ya!" Dedi Batuhan. Batuhan ellerini çırparak ritmi tutmaya başlamıştı bile. Pars ise yerinden kalkmadan izliyordu ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. İçimde minik bir utançla karışık heyecan dolandı. Adımlarım tökezliyordu ama Beyza yanımdaydı, Batuhan çığlık çığlığa tempoyu bağırıyordu ve müzik... müzik insanı içine çekiyordu. İstemeden de olsa ben de horona karışmıştım. Gülümsüyordum. Gerçekten, uzun zamandır ilk kez bu kadar içten gülümsüyordum. Tam "Ben bilmiyorum!" diye çırpınırken, bir el bileğimden tuttu. Başımı kaldırdığımda Pars'tı. Gözlerinde hafif bir gülümseme vardı ama yüzü ciddiyetini koruyordu. "Yanlış basıyorsun," dedi alçak sesle. Elim hala onun elindeydi, bu da yetmezmiş gibi diğer eli belime uzanıp hafifçe yönümü düzeltti. "Ayağını şöyle... Evet, aynen öyle." Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Beyza ve Batuhan çoktan coşmuştu bile. "Ha şimdi babaannem olacakti burada." Dedi Batuhan hafif karadeniz ağzıyla. "Seni terlikle kovalardı kesin! Şu oynayışa bak aptal." Dedi Beyza gülerken. Pars'ta gülerken önüme dönüp diğerlerine uyum sağladım. "Sus lan. Horon bir kültürdür." Dedi Batuhan ciddi bir sesle. Beyza deli gibi gülmeye başlarken yere çöktü. "Ağlayacağım şimdi!" Bende gülüyordum fakat gülüşümün altında başka bir şey vardı. Pars'ın dokunuşu hala elimin üstünde yankılanıyordu. Beyza uzanıp hoparlörün tuşuna bastı. "Horon falan oynamam ben!" Dedi gülerken. Ses birden kesilirken adımlarımız durmuştu. "Lan açsana." Dedi Batuhan aynı coşkuyla. "Hevesim kursağımda kaldı." "Of kes be!" Deyip ayağa kalktı Beyza. Pars çoktan elimi bırakmıştı. Elimle dokunduğu tenime dokundum. "Denize girelim!" dedi Beyza aniden, sesi tekrar yükselmiş, gözleri heyecandan parlıyordu. "Ne?" dedim şaşkınca. "Şaka yapıyorsun, değil mi?" "Hayır! Gecenin bu saatinde deniz gibisi yoktur!" diye bağırdı, ayakkabılarını çıkarıp kumların üzerine fırlattı. Batuhan zaten çoktan fırlamıştı. "Delirdiniz siz!" dedim ama dudaklarımda hafif bir gülümseme vardı. İçimde hafif bir huzur, bir de kontrol edemediğim o çocuksu coşku. Pars sessizdi, ama kıyıya doğru yürüyenleri izliyordu. Beyza döndü bana, gözleri kocaman: "Hadi Esila! Hadi! Bu anı kaçırma!" Ayaklarım yerinden kalkmak için sabırsızlanıyordu sanki. Kalbim hızlı, düşüncelerim karışıktı. Ama o an... sadece hissetmek istedim. Ayakkabılarımı çıkartıp üstümdeki ceketi kenara fırlatırken Pars'la göz göze geldim. O da tek hamlede tişörtünü çıkarttı. Kaslarını gözüme sunarken yutkundum. Altında zaten deniz şortu vardı. Gözlerim, Pars'ın vücudundaki her hareketi takip ederken, kalbim hızla çarpmaya başladı. İçimde bir kıpırtı vardı, ama bir türlü ne olduğunu anlayamıyordum. Her şey çok hızlı oluyordu, ve ben buna nasıl tepki vereceğimi bilemiyordum. Beyza'nın bağırarak denize koştuğu anı, sanki başka bir dünyadan geliyormuş gibi hissettim. Batuhan'ın gülüşü de bir yerlerde uzakta kayboldu. Zihnimdeki tek şey Pars'tı. Elim istemsizce tişörtümün etrafında gezindi. Bir an duraksadım, gözlerim tekrar Pars'a kayarken, yüzümdeki ifade ne kadar gizlemeye çalışsam da belli olmuştu. Altımda normal kısa bir şort vardı. Pars'a arkamı dönüp denize ilerledim. O da benimle birlikte ilerledi. "Yüzmeyi biliyor musun?" Diye sordu bir anda. "Hayır." Diye mırıldandım. Kafasını umutsuz bir şekilde iki yana sallarken bir anda elimi tuttu. Şaşkınlıkla ona bakarken denize doğru koşup benide arkasından çekiştirdi. Soğuk su vücuduma değer değmez ufak bir çığlık atıp güldüm. "Pars!" Pars bir anda elimi bırakıp belimden tutup sürüklemeye başladı. Vücudumuz birbirine değerken koala gibi sarıldım. "Kaplumbağa hızında hareket etmene göz yumamazdım." Dedi eğlenceli bir tınıyla. Gözlerinde ışıltı beni daha çok içine çekiyordu. Su yavaş yavaş yükselirken beni biraz daha havaya kaldırdı. Kollarımı boynuna dolarken Batuhan'ın sesiyle utanç kanıma işlemeye başladı. "Lan aile var!" "Hadi kapattım gözlerimi öpüşün!" Dedi Beyza. Ona baktığımda cidden gözlerini devirmişti. Pars'tan uzaklaşmaya çalıştığımda daha sıkı sarıldı. Şaşkınlıkla nefesimi tuttum. "Yüzmeyi bilmiyormuş lan!" Dedi Pars sesinde eğlenceyi hissettirerek. "Yüzme öğreteceğiz herhalde." Gözlerim Batuhan'a kayarken, kulaklarımla gülüşler yankılandı. Beyza'nın sesindeki ciddiyetsiz ton, utancımı daha da derinleştiriyordu. "Lan burası sığ göt kafalı!" Dedi Batuhan gülerek. "Alayım kızı derine gideyimde boğayım, Batu. Aynen kardeşim." Beyza kahkaha atarken üstümüze doğru su sıçrattı. Kendimi Pars'tan kurtardım fakat elimi hala bırakmıyordu. "Best çiftimsiniz artık!" Dedi Beyza. Şok içinde ona bakarken Pars gözlerini devirdi. Batuhan birden Beyza'yı omuzlarından tutup suyun içine soktu. Su göğüslerime geliyordu. Beyza'nın sözleri havada asılı kalırken, "ay boğulacak!" Dedim panikle. Batuhan, Pars'a bakıp kafasıyla beni işaret ettiğinde Pars elimi bırakıp birden omuzlarımdan baskı uyguladı. Kafam tamamen suyun içindeyken Pars'ın elini tutup çırpındım. Suyun altında başım dönmeye başlamıştı. Panik içinde nefes almaya çalıştım ama su her an ciğerlerime doluyordu. Tam o sırada Pars belimden tutup beni suyun dışına çekti. Derin bir nefes alırken titredim. Beyza, Batuhan'a vururken Batuhan kocaman bir kahkaha attı. "Şaka lan şaka!" Dedi Batuhan. Elini kaldırarak kendini savunmaya çalıştı. "Köpek! Hayvan! Dana! Domuz!" Beyza bi anlık bana döndü. "Dövsene yanındakini!" Tekrar Batuhan'a dönüp dövmeye devam ederken Pars'ın eli hala belimdeydi. Ufak bir kahkaha attı. "Beyza ne bu sinir kardeşim?" Diye sordu Pars. "Eğleniyoruz şurada." Pars'ı bir anda iteklememle sendeleyip şaşkınlıkla bana baktı. "Bu nasıl yüzme öğretmek?" Diye sordum sitemle karışık neşeli bir sesle. Gülümsüyordum. "Keltoş buraya gel!" Deyip Batuhan'ın peşinden koşturdu Beyza. "Babandır kel!" "Sen az önce beni mi itekledin?" Diye sordu Pars ciddi bir sesle. "Hayal miydi yoksa?" Bir an kanıp şaşkınlıkla baksamda üstüme doğru gelmesiyle çığlık atıp kaçmaya başladım. "Ya!" Diye bağırıp güldüm. "Uzak dur benden!" "Senin baban asıl kel! Benim babam gayet karizmatik." Dedi Beyza. "Görmesek inanacağız." "Gel buraya!" Diye bağırdı Pars'ta. "Lan!" Beyza aniden durup bana baktı. "Aptal Esila senin kovalaman lazımdı!" Umutsuz bir şekilde bana bakarken Batuhan Beyza'yı kollarından tutup yakaladı. "Bırak beni dana!" Bir anda Pars'ın eli karnıma dolandı. Beni kendine doğru çekerken elini iteklemeye çalıştım. "Ya Pars!" Dedim gülerek. Çıplak tenine değmem tenimde kıvılcımların oluşmasına neden oldu. Sırtım göğsüne değiyordu. Bir anlık duraksayıp derin bir nefes aldı. Kollarını çözünce ona doğru döndüm. Gereğinden fazla yakındık. Göz göze geldik. Gözlerindeki pırıltı kalbimin teklemesine neden oldu. Su omuzlarımıza kadar çıkmıştı. Kalbimin sadece göğsümde değil her yerimde attığını hissettim. Bakışları bir anda dudaklarıma kaydığında nefesimi tuttum. Bir şey demek istedim ama dudaklarım kımıldamadı. Zaman sanki bir an durdu. Tam o sırada yakınımızdan gelen ses Pars'ın geriye adım atmasına neden oldu:"Öpüşecekler hissediyorum." Afallamış bir şekilde sesin sahibi olan Beyza'ya çevirdim bakışlarımı. "Sıçtın içine." Dedi Batuhan. Pars bana sırtını dönüp onlara bakarken tuttuğum nefesimi verdim. "Saçma sapan konuşma Beyza." Dedi Pars ters bir şekilde. "Sen neysen Esila da o." Son cümlesi kulaklarımda çınlarken gülümsemem soldu. Beyza'nın bugün bana Pars için kurduğu cümleler zihnime düştü. Pars ismini kullandırtmadığını söylemişti, eve gelmesini ben istemedim demişti... Ulaş Pars Varellon, bana gerçekten acıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.