İçeriğe geç

İHTİRAS

Bölüm 4 · 8 dk okuma

İHTİRAS

Bölüm 4

Dördüncü Bölüm

Rüya olduğunu bilmiyordum önce. Her şey o kadar gerçek gibiydi ki... Ay ışığı, denizin yüzeyine gümüş gibi düşüyordu. Hafif bir meltem vardı, saçlarımı dalgalandıran... Ve ben, beyaz bir elbisenin içinde, ayaklarım çıplak, sahilde yürüyordum. Sonra onu gördüm. Pars. Ay ışığı omuzlarına vuruyordu. Gülümseyerek bana yaklaştı, gözleri yalnızca bana bakıyordu. İçimde tarifsiz bir dinginlik oluştu. O an, dünya durmuş gibiydi. "Sen hep böyle güzel misin rüyalarda?" dedi. Sesi yumuşak, kalbime dokunan bir tonda. "Sen hep böyle uzağımda mısın gerçeklerde?" dedim ben de, istemsizce. O an hiçbir kırgınlık, hiçbir geçmiş yoktu aramızda. Sadece ikimiz vardık. Elimi tuttu. Parmakları, parmaklarımın arasına oturdu. Teninin sıcaklığını hissettim. "Keşke uyanmasak," dedim fısıltıyla. "Ben de hep buradayım Esila," dedi, başını eğerek alnıma dokundu. "Gözlerini kapatınca bile..." Denizin sesi, kalp atışlarımıza karıştı. Sonsuzmuş gibi hissettiren bir sessizlik sardı etrafımızı. Sonra... uyanmadım hemen. Kalbim, onunla rüyada biraz daha kalmak için sanki zamanı tuttu. Ama sabah, güneşin ışığıyla gözlerimi açtığımda bile gülümsüyordum. Çünkü ilk defa, bir rüyada bu kadar gerçek sevildiğimi hissetmiştim. Pars sırtı bana dönük bir şekilde uyuyordu. Gülümseme solarken kaşlarımı çattım. İlk defa bu kadar uzun uyumuştum. Rüyanın etkisinden dolayı hala derin nefesler alıyordum. "Pars?" Diye fısıldadım. Bir süre ses gelmedi. "Hımm?" Kalbim teklerken içimden lanetler okudum. Bu çok yanlıştı. Sesi uykulu olmasına rağmen çok çekiciydi. Üstüne bir şey örtmeden uyumuştu. Pars yavaşça döndü. Ne söyleyeceğimizi bilememekten gelen bu dilsizlik... Derin bir nefes aldım. Gözleri hala kapalıydı. "Özür dilerim uyandırmak istememiştim." "Nasıl hissediyorsun?" Diye sordu gözlerini açıp gözlerimin içine bakarak. "Dürüst mü olayım yoksa.." "Dürüst ol." Dedi gözlerini kısarak. "Son dört yıldır ilk defa böyle güzel uyudum." Dedim dürüst bir şekilde. "Ama çok fazla kabus gördüm." "Biliyorum." Deyip tekrar gözlerini kapattı. Alaylı bir şekilde gülümsedi. "Az önce beni gördüğünüde biliyorum." Ağzım şaşkınlıkla açıldı. "Ne?" Diye yükseldim bir anda. Gülümsemesi büyürken tekrar sırtını döndü. "Seni sahilde falan görmedim ben." "Ha gördün yani kabul ediyorsun?" Gülerken kaşlarımı çattım. Alayla devam etti, "sen hep uzağımda mısın gerçeklerde? Sevdim bunu." "Seni görmedim!" İtiraz etsemde boşunaydı. "Esila..." Deyip bana döndü. Ciddiyetle bana bakarken kaşlarımı çattım. "Aşağıda bir külah var. Rüyanda beni görmediğini ona anlatabilirsin." Gözlerimi devirirken gülümsedim. Güldürmeye çalışıyordu. Gece anımsadığım kadarıyla kabuslardan her uyandığımda beni sakinleştirmeye çalışmıştı. Bir an bile gitmemişti. "Görmedim diyorum ya!" Benim yüzümden uyumamış olması vicdanımın sızlamasına neden oldu. Yatakta oturup sırtımı başlığa yasladım. "Neden ikinci ismimi kullanıyorsun?" Diye sordu birden. "Kullanmayayım mı?" "Soruma soruyla cevap verme." Deyip o da doğrulup oturdu. "Bence Pars daha güzel." Bakışlarını kaçırdı. "Rahatsız oluyorsan eğer..." "Olmuyorum." İç çekip ayağa kalktı. "Okula gitmek istemezsen eğer..." "Gidelim." Dedim sözünü bölerek. "Kafam dağılmış olur." Kafasını sallayıp odadan çıktı. Çok fazla garip hissediyordum. Pars'ın yanında bu kadar güvende hissetmemeliydim. Diğer hissettiklerimi tanımlayamıyorum bile. Yataktan çıkıp ayağa kalktım. İkinci ismini evde ilk kez duyduğunda da donup kalmıştı. Bir şeyler olduğu ortadaydı. Koltuğun üstüne koyduğum çantamı açtım. Kıyafet getireceğim diye ders eşyalarımı getirmemiştim. Okul kıyafetimi çıkartıp hızlıca giydim. Saçımdaki tokayı çıkartıp güzel bir at kuyruğu yaptıktan sonra tekrar geçirdim. Çantamın ön gözüne koyduğum kapatıcı, dudak nemlendiricisini ve maskaramı aldım. O telaşla bile bunları düşünebildiğime inanamıyordum. Aynanın önüne geçip göz altlarıma dudağımdaki yaranın üstüne kaşımın üstüne ve boynuma kapatıcı sürüp dağıttım. Dudaklarımı nemlendirip maskarayı çektim. Elimdekileri komodinin üzerine koyup merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden inip aşağı geldiğimde Pars kahvaltıyı kuruyordu. Gözlerim etrafta gezindi. Amerikan mutfak kullanıyordu. Bunları boşverip başımın çaresine bakıp bir şeyler yapmalıydım fakat hep burada kalmak istiyordum. Sahiden ne yapacaktım ben? O eve dönmek istemiyordum. Ve eminimki babam ya da dedem bugün okula gelecekti. Kaçışım yoktu. Huzurlu bir gece geçirmiş olsamda dönüp gideceğim yer yine o ev olacaktı. Hiçbir yere ait hissetmiyordum. "Ne düşünüyorsun?" Diye sordu yumurtayı tavaya kırarken. "Zehirlenir miyim diye..." Mırıldandığımda yüksek bir kahkaha atınca gülümsedim. Gözlerim dolabın üstündeki fotoğrafa kaydı. Bir kadın ve küçük bir erkek çocuğuydu. Muhtemelen annesi ve kendisiydi. "Kardeşin var mı?" Diye sordum. Sırtı bana dönüktü. "Kan bağı olarak mı soruyorsun? Eğer öyleyse yok fakat sınıftaki herkes kardeşim gibi diyebilirim." Beni dahil etmediğini biliyordum. Hepsi çocukluktan tanışmışlardı. Bu yüzden kardeş gibi büyümüşlerdi. "Sizin aranıza böyle katılmak çok garip. Ama sanırım babam artık paramı ödemez." "Senelik ödeniyor paralar." Deyip omzunun üstünden bana baktı. "O yüzden dert edilecek bir şey yok." Sandalyeye oturduğumda önümde bir sürü güzel şey vardı. Tekrar önüne dönüp yumurtayı karıştırdı. "Amcanın sadece okulu mu var?" Diye sordum merakla. Yumurtayı önüme koyup tam karşıma oturdu. İkimizin önünde de kahve vardı fakat ben kahve sevmezdim. "Hayır şirketleri de var." "Orada mı çalışacaksın sen?" Kızartılmış ekmeğimin üstüne süt reçelini sürdüm. En sevdiğim şey süt reçeliydi. "O da nereden çıktı?" O da benim gibi kahvaltısını yapmaya başladı. "Ben babamın işlerinin başına geçerim herhalde." Sesi düşünceliydi. "Ayrıca baban ceo falanda değil neden yalan söyledinki?" Kaşlarımı çatıp ağzımdaki lokmayı yuttum. "Ceo yalanına inanan maldır." "Susar mısın? Kahvaltı yapıyorum." Dedim ters bir şekilde. Yalanımı anlaması utanmama neden oldu. Yarım ağız güldü. "Beyza ve Batuhan ile daha yakınsın." "Hadi canım." Tiye alınca gözlerimi devirdim. "Bunu çözen ilk kişi sensin." "Bını çızın ilk kişi sinsin." Dedim taklit ederek. "Ciddi bir şey söyledim ben. Ayrıca neden ikisi?" "Dördümüz beraber büyüdük. Doğduğumuz günden itibaren." Gözlerini kaçırdı. "Dördünüz mü?" Diye sordum. Sorduğum soruyu cevaplamadı. "Melina diye bir arkadaşımız vardı." Tekrar gözlerini gözüme çevirdi. "Sonra o gitti tabii." "Nasıl yani? Hiç ulaşamadınız mı?" Kafasını olumsuz anlamda salladı. "Neden gittiki?" "Ona sormak lazım." Dedi buruk bir tebessümle. "Neyse... Boşver bunları sen. Kahvaltını yapta gidelim." Kafamı sallayıp kahvaltımı yapmaya devam ettim. *** Yol boyunca ikimizde konuşmadık. Okula yaklaşmıştık. "Tamam ben burada ineyim." Dedim aniden. Bana bakmadan hızı arttırınca şaşkınlıkla ona döndüm. "Saçma sapan konuşma." Okula sadece iki sokak kalmıştı. Kemerimi çözüp aşağı doğru eğildim. Pars bana şaşkınlıkla bakarken aklıma başka bir şey gelmemişti. "Sus." Dedim sadece. Bakışlarını tekrar yola çevirdi. Çoktan ders başlamış olmalıydı. Okulun bahçesine girdik. Pars arabayı park ederken burada sıkışmıştım. "Biri var mı?" "Ebem var Esila." Dedi ters bir şekilde. Neye sinirlenmiştiki? "Ya cevap versene!" Kafamı camdan dışarıya doğru çevirdiğimde kapı birden açıldı. Batuhan'la göz göze geldik. Gözlerim kocaman açılırken onunda benden farkı yoktu. "Lan!" Gözlerini Pars'a çevirip tekrar bana çevirdi. "Lan ne alaka?" "Günaydın." Diye mırıldandım. Sesimi ben bile zor duymuştum. "Lan bu hal ne?" Batuhan şaşkınlıkla bi bana bi Pars'a bakıyordu. "Okuldakilerden saklanıyor." Diyen Pars'a kaşlarımı çatıp baktım. "Neden saklanayım ne alaka? Sanki bir şey yapmışız gibi." Kaşları havalanırken eğildiğim yerden çıkıp normal bir şekilde oturdum. "Bir şeyim düşmüştü ona bakıyordum." Dedim Batuhan'a doğru. "Nasıl aramaysa o artık..." Batuhan'ın imalı sesiyle Pars güldü. "Neredesin sen iki gündür?" Sonra gözlerini kocaman açtı. "Yoksa siz..." "Saçmalama!" Dedim koluna vururken. Acımış gibi yüzünü buruşturup kolunu tuttu. "Yoldan geçerken gördü gel bırakayım seni, dedi." "Sen ne ara böyle iyilik meleği oldun?" Sorusu Pars'aydı. İmalı bir şekilde ikimize baktığında derin bir nefes aldım. Batuhan'a anlatmak istemiyordum. Batuhan'ı itip arabadan inerken Pars'ta peşimden indi. Batuhan yüksek bir kahkaha atarken okula doğru ilerledim. Arkamdan geliyorlardı. "Oğlum bir cimcikle." "Batu sus artık bi." Okula girip merdivenleri çıktık. Sınıfımıza geldiğimizde kapıyı iki kez tıklatıp açtım. Bütün gözler bize dönerken kimseye bakmadan içeri girdim. Öğretmen bize gülümserken bir şey demeden sırama yöneldim. "Günaydın hocaların en güzeli." Dedi Batuhan. Bu hocayı tanımıyordum. Sırama otururken Pars yanıma Batuhan ön sıraya oturmuştu. "Günaydın canım." Dedi hoca. Tahtadan anladığım kadarıyla ders kimyaydı. "Üçünüz beraber mi geldiniz?" "Yok hocam ya." Dedi Batuhan gülerek. Nefesimi tuttum. "Esila'yla aşağıda karşılaştık." "Merhaba Esila." Dedi hoca. "Ben Şebnem, kimya öğretmeninizim." "Merhaba." Dedim. Der demez zil çalmıştı. Sanırım bir tık erken gelmiştik... Her an gelebilirlerdi. Ne yapacaktım? Hoca bana gülümseyip sınıftan çıkarken dört kişi hariç herkes çıkmıştı. Ben, Batuhan, Pars ve Beyza kalmıştık. Beyza sırasından kalkıp Batuhan'ın yanına oturdu. Bana gözlerini çevirdiğinde kırgın bakıyordu. Omuzlarım çöktü. "Beyza sonra." Dedi Pars. Beyza kaşlarını çattı. Modum düşmüştü. İki saniyelik mutluluğu bile kendime çok görüyordum. "Özür dilerim." Dedim Beyza'ya bakarken. "Öyle sert çıkışmak istememiştim." "Önemli değil." Sesi içtendi. "Neyin var?" Üçüde bana bakıyordu. Kısa bir süre düşündüm. Anlatmalı mıydım? Beyza'ya anlatmayı deli gibi istiyordum. Onda beni çeken bir şeyler vardı. "Beni merak edip Pars'ı göndermişsin. Bunun içinde teşekkür ederim." Dedim sorusunu havada bırakarak. Batuhan ve Beyza'nın bakışları Pars'a döndü. Pars onlara bakmıyordu. "İyi misin?" Diye sordu tekrar bakışlarını bana çevirirken. Batuhan'ın bakışları da bana döndü. "İyiyim sadece..." Ellerim tekrar titremeye başladı. Avuç içlerimi dizlerime bastırdım. Pars bunu gördü. "Babam beni öldürecekken Pars yetişti." İkisininde gözleri Pars dememle büyüdü. Bu isimde bir şey vardı. "Ne?" Diye sordu birden ikiside. Pars arkasına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. "Nasıl yani?" Diye sordu Beyza. "Sen şiddet mi görüyorsun?" Kafamı olumlu anlamda salladım. Tek dileğim anlattığıma pişman olmamamdı. "Ve o adam hala yaşıyor mu?" Yine kafamı salladım. "Muhtemelen bugün buraya gelirler." Diye mırıldandım. "Gelemezler, korkma." Bakışlarımı Pars'a çevirdim. "Gelseler bile amcam içeri aldırmayacak. Reşit olduğun içinde sıkıntı çıkmaz." "Gelsinlerde bir güzel dayak manyağı yapayım onları." Dedi Batuhan. Beyza ayağa kalktı. "Kalk şurdan." Dedi Pars'a doğru. Pars ikiletmeden ayağa kalkınca Beyza yanıma oturup sımsıkı sarıldı. Şaşkınlıkla elim havada kalırken Pars'la bakıştık. Kalbim sıkışırken elimi beline yerleştirdim. Gözlerim doldu. "Ne olursa olsun ben varım artık. Tamam mı?" Beyza'nın sesi titreyince ister istemez yaşlar yanağıma süzüldü. Onun neden sesi titremişti bilmiyordum fakat neden ağladığımı biliyordum. Başka birinin bana böyle şefkatli, korumacı yaklaşması kalbimi kırdı. Bu zamana kadar hep sorunun bende olduğunu düşünürdüm. Öyle değilmiş. Gözlerimi kapadım. İçeriye giren birini Batuhan kibar bir dille kovdu. "O adamıda doğduğuna pişman etmezsem bende Beyza değilim." Daha sıkı sarıldı. Hep kendimi dizginlemiştim. Hep soğuk davranmıştım etrafıma. Sevgiye ihtiyacım yok derdim hep. En çokta benim sevgiye ihtiyacım varmış. Soğuk falanda değilmişim. Sadece kimse bana yaklaşmak istememiş. Beyza geri çekip ellerini yanağıma yerleştirdi. Gözlerimi açtım. Yanağımı silip öptüğünde dudaklarım titredi. "Teşekkür ederim." Dedim sessizce. "Teşekkürü gerektirecek bir şey yapabilseydim keşke." Gözleri dolmuştu. "Emin ol sarılman bile benim için öyle büyük bir şeyki." Dedim itiraf ederek. "Yeter lan duygusallık bende ağlayacağım şimdi." Dedi Batuhan. Ortamdaki kötü enerjiyi dağıtmaya çalışıyordu. Yanaklarımdaki ıslaklığı sildim. Beyza göz devirip güldü. "Bak ne diyeceğim," deyip elimi tuttu. Gülümsedim bende. "Acaba dördümüz kamp mı yapsak? Hem biraz dinlenmiş olursun. Normalde Mert'in de gelmesini isterdim ama bu hafta çok işi var." Ne diyeceğimi bilmeyerek gözlerine baktım. "Gidelim bencede ya. Sıkıldım bu zırtoyla kamp yapmaktan." Pars, Batuhan'a göz devirip ensesine bir tane vurdu. "O zaman gidiyoruz!" Dedi Beyza neşeyle ayağa kalkarken. Pars yerine geri oturdu. "Yarın akşam görüşürüz beybiler." Güldüm. "Ben tamam demedim yalnız?" Beyza, Pars'a kaşlarını çattı. "Gelmeyenin çocuğu gay olsun." Dedi Batuhan. "Hadi bakalım gelmede göreyim seni." Sessizlik oluştuğunda bu sanırım evet demekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.