O günün üstünden bir hafta geçmişti. Bu bir haftada yaralarımın iyileşmeyi bırak, yanına yenileri eklenmişti. Normal şartlarda dün okula gitmem gerekiyordu fakat gitmeme izin vermemişti tıpkı bugün vermediği gibi. Aklınca beni cezalandırıyordu. Aşağıdan yine sesleri geliyordu. İçmişti, bağırıyor, küfür ediyordu. "Zaten azıcık şansım olsa senin gibi bir kızla uğraşmak zorunda kalmazdım." Gözlerimi yumdum. Hava karanlıktı. Defalarca kaçmayı denedim. Fakat hepsinde bir şekilde beni buldu ya da sıyrıldı. Polise bile gittim fakat dedemin elinin uzunluğundan dolayı hiçbir şekilde kurtulamadım. Dedem babamın aksine bana karşı iyiydi fakat oğlunun adı söz konusu olduğunda sessizleşiyordu. En azından onun yanında kalmayı çok isterdim. Oğlu tek kalır diye hiçbir şekilde yanında kalmama izin vermiyordu. Babam gözümün önünde çok kere intihar girişiminde bulundu. Mutlu bir adam değildi. Dedemin anlattığına göre anneme olan aşkından dolayı böyle yapıyordu. Annemin bizi terk etme sebebi ona göre bendim. Aslında babam bunu hiç yüzüme vurmamıştı. Dedeme göre babamın bana öfkeli olma sebebi buydu. Yüzüne baba bile diyemiyordum. Ne anne sevgisi ne de baba sevgisi görebilmiştim. Mutlu bir çocukluk da geçirdiğim söylenemezdi. Tek huzurlu hissettiğim yer annemin mezarıydı. Yani öyleydi. Değişik bir biçimde Beyza'nın yanında çok huzurlu hissetmiştim o gün. Huzurlu hissetmem bile rahatsız hissetmeme neden olmuştu. Pars... Onunda garip bir enerjisi vardı. Anlayamadığım, tanımlayamadığım bir enerji. Bu bir haftada o gün için fazlasıyla senaryo kurmuştum. Benim için yapılan bir oyun olduğunu bile düşünmüştüm fakat sonrasında o kadarda önemli biri olmadığımı söyleyip bu düşünceyi kafamdan kovmuştum. "Sana diyorum!" Diye bağırınca irkilerek gözlerimi açtım. Ellerimi farkında olmadan yumruk yapmıştım. "Alo!" İster istemez titremeye başladım. Ona baş kaldırabiliyordum fakat titrememi engelleyemiyordum. Odamdan çıktım. "Orospuluk yapmaya özeniyorsan bu kadar verelim seni doya doya tadını çıkar." Merdivenleri inmeye başladım. "Hem para getirirsin hemde orospuluğunu yaparsın." "Saçmalama artık." Dedim oturma odasına girdiğimde. Sesim vücudumun aksine sakin çıkmıştı. "Sana elli defa onların arkadaşım olduğunu söyledim." "Sen bana saçmalama mı dedin?" Kelimeler dudağından çıkarken zorlanıyordu. "Sen kimsinde bana cevap verebiliyorsun?" "Sen bana nasıl ağır şeyler söyleyebiliyorsan bence bende bir şeyler söyleyebilirim." Ondan korkmuyordum. Gerçekten korkmuyordum, şiddetine alışmıştım. Sadece göremediğim o baba sevgisi kalbimi kırıyordu. "Seni gebertirim!" Diye bağırdı. Elindeki alkol şişesini yere fırlatınca şişe kırılıp etrafa saçıldı. Refleksle arkaya bir adım atarken ayağa kalktı. "Ben seni orospuluk yap diye büyütmedim!" Bana doğru iki adım atıp saçımdan tutup aşağıya doğru çekmeye başladı. Acıyla inleyip elinden kurtulmaya çalıştım. "Yeter artık!" Diye bağırdım bende. Acıdan gözlerim doldu. Daha çok çekti. "Seni öldürürüm, Esila!" Daha çok bağırdı. Komşular duyarsızdı. Çünkü dedem hepsini yediriyordu. Onlarda parayı görüp görmezden geliyordu. "Bırak n'olur!" Dedim yaşlar yanağımdan süzülürken. Bir eli kolumu sıkmaya başladı. Elini saçımdan çekip sert bir tokat attı. Yüzüm yana dönerken elim yanağıma gitti. "Sen benim kim olduğumu unutuyorsun bence!" Gözlerimi yumdum. "Bana cevap veremezsin! Bana karşı gelemezsin! Duydun mu beni?" Çenemden tutup kendine doğru çevirdi. Parmakları çenemi sıkıyordu. Zil çaldı. "Benim evimde benim istediğim şekilde yaşamak zorundasın." Zili umursamadı. Kapının zili çalmaya devam ederken yine tokat attı. Uzaklaşıp mutfağa ilerledi. Doğrulup elimin tersiyle yanaklarımı silerken yaşlar hala akmaya devam ediyordu. Elinde bıçakla içeriye girdiğinde gözlerim dehşetle açıldı. Kapı zorlanmaya başlanmıştı. "Çok bile yaşadın." Diye bağırıp üzerime yürümeye başladı. Gözleri dönmüştü. "Yardım edin!" Diye bağırdım korkuyla. Parmakları bıçağı öyle bir sıkı tutuyorduki gözleri öyle kararlı bakıyorduki... Kalbim korkuyla atarken geriye kaçtım. "Bırak bıçağı n'olur!" "Hani dik başlı kızdın sen? Hani susmuyordun?" Sesindeki alay ve öfke kanımın çekilmesine neden oldu. Öldürecekti. Kafasına koymuştu. Kapı zorlanmayı bıraktı. Sırtım duvara çarptığında kafamı iki yana yasladım. Yavaş adımlarla bana yaklaşıyordu. "Senin kızınım ben!" Dedim ağlayarak. "Sen benim kızım falan değilsin! Sen orospunun tekisin!" Kalbim öyle bir atıyorduki sanki göğüs kafesimin arasından yere düşecekti. "Ben bir şey yapmadım." Dedim çaresizce. O sırada yüksek bir camın kırılma sesi geldi. Refleksle yüzümü kapatıp yere düştüm. "Sen?" Diye bağırdı. Oturma odasından bahçeye çıkan cam kapı kırılmıştı. "Ne oluyor?" Babamın sesinde şaşkınlık ve endişe vardı. Bakacak cesaretim yoktu. Gelen ya amcamdı ya da dedem. "Ebeninki oluyor." Diyen sesle elimi yüzümden çektim. Pars gelmişti. Elindeki yangın tüpünü kenara fırlattı. Babam elindeki bıçağı Pars'a doğru sallayınca elimi kalbimin üstüne koydum. "Defol git evimden. Bu aile meselesi." Babam az öncenin aksine bağırmıyordu. "Siktirtme aileni." Dedi Pars. Gözleri anlık bana kaydı. Burada ne işi vardı? Babam alayla güldü. Gözleri tekrar babama döndü. "Senin gibi bir serseri beni korkutamaz." Deyip elindeki bıçakla Pars'ın üstüne yürüdü. Şaşkınlıktan konuşamıyordum. Kelimeler ağzımdan çıkmıyordu. Gözleri alev gibiydi. Yüzü öfkeyle gerilmişti. Babamın adımları sarsaktı ama kararlıydı. Bıçağı Pars'a doğru savurduğunda gözlerimi tekrar kapadım. Deli gibi titriyor ve ağlıyordum. Babam acı içinde bağırmaya başladı. "Bırak kolumu orospu çocuğu!" İnleme sesleri kulağımı doldururken yumruk sesleri geldi. "Şimdi o bıçakla her yerini delsem haklı mıyım haksız mıyım?" Pars'ın sesi hem sakin hem öfkeliydi. "Cevap ver!" Diye bağırdı bir anda. "Evimden siktir olup git!" Bıçağın yere düşme sesi geldi. Ardından dev bir gürültü sesi çıktığında gözlerimi açtım. Acıyla haykıran babama baktım. Az önce kırdığı şişenin parçalarının üstüne düşmüştü. Dudaklarım titredi. "Hayatını sikeceğim!" "O sesini kesmezsen eğer ses tellerini koparırım." Babamın yakasından tutup ayağa kaldırdığında dizlerimin üstünde durdum. "Pars lütfen!" Diye bağırdım aniden. "Lütfen." Bakışları bana dönerken şaşkınlıkla bakıyordu. Babamın yakasını bıraktı. Babam sırt üstü düşerken çoktan sızmıştı. Yüzündeki öfke yok olurken yerini tanımlayamadığım bir boşluk aldı. Gözleri büyüdü. Dudakları hafifçe aralandı ama bir şey demeden kapadı. Sanki nefesi kesilmişti. Sadece bana bakıyordu. Babam inlemeye devam ederken, Pars gözlerini kaçırdı. Derin bir nefes alırken ağlamaya devam ediyordum. Ardından bana doğru adımlar attı. Yüzüme bakmadan elimden tutup ayağa kaldırdı. Eli sıcacıktı. "Nereye?" Diye sordum. "Onu bırakamam." Gözlerini yumdu. "Yukarıdan kendine ne lazımsa al. Burada kalmana izin vermem." Gözlerini açarken elini elimden çekti. Canıma minnetti. Bir şey demeden hızla oradan uzaklaşıp yukarı çıktım. Lazım olan her şeyi alıp çantama sıkıştırdım. Tekrar aşağı indiğimde Pars ayakta öylece durmuş babama bakıyordu. Benim geldiğimi fark ettiğinde kırdığı camdan çıktı. Peşinden ilerlerken elimin tersiyle yanaklarımı silsemde yeni yaşlar yine ıslatıyordu. Beraber arabaya geçtiğimizde aracı çalıştırıp hareket ettirmeye başladı. Soracağım çok fazla soru vardı fakat soracak enerjim yoktu. Camdan dışarı bakarken sokak lambalarının aralıklı ışığı gözlerimde yanıp sönüyordu. Her şey akıyordu: yollar, binalar, insanlar... ama benim içimde bir şey durmuştu sanki. Sadece hislerim değil, zaman da donmuş gibiydi. Kendimi güçlü sanıyordum, her şeyi kontrol edebilirmişim gibi. Ama bu akşam... hiç tanımadığım bir karanlığın içine düştüm. İçimde bir düğüm vardı. Boğazımda değil, kalbimin tam ortasında. Sanki yıllardır orada, usulca büyümüş... ve artık susmamı, görmezden gelmemi reddediyordu. Babam. Onun az önceki hali gözümün önünden gitmiyordu. Ama mesele o an değildi. Mesele, o her an gibi oluşuydu. Yüzümdeki bir ifadeye bile tahammülü olmayan, göz göze gelince bakışlarını kaçıran... bana sadece kendi yaralarını anlatan bir adam. Ben onun için hiçbir zaman bir evlat olmadım. Sadece hayatını mahveden bir hatıra, geçmişinin utançla gizlediği bir hatırlatma gibi davrandı hep. Bazen kendime bakarken yabancılaşıyorum. Aynaya baktığımda gördüğüm kişi gerçekten ben miyim? Yoksa onun sevgisizliğinin şekillendirdiği, eksik büyümüş biri mi? Annemi hatırlamıyorum bile. Ama hep içimde bir cümle dönüyor: "Annem olsaydı, böyle olmazdı." Bu neye çare bilmiyorum. Bir masal mı, bir teselli mi? Belki sadece uydurduğum bir sığınak. Bir anda omzumda el hissettiğimde yerimde sıçrayarak Pars'a doğru döndüm. "Sakin ol. Geldik." Gözlerinde gördüğüm şey acıma mıydı? Gerçekten acınası bir haldeydim. Kafamı aşağı yukarı salladım. Arabanın kapısını açtığımda bir sitede olduğumuzu fark ettim. Ailesi evdeyse eğer ne diyecektim? Bu halimi illaki sorgulayacaklardı. "Annen ve babana ne diyeceğiz?" Diye sordum sessiz bir şekilde. Duyup duymadığından bile emin değildim. "Yalnız yaşıyorum." O da kapısını açıp inerken peşinden inip kapımı kapattım. Gözyaşlarım durmuştu. Burnumu çektim. Beraber sitedeki dubleks bir eve doğru ilerledik. "Teşekkür ederim." Dedim yan yana ilerlerken. "Ve özür dilerim." "Ne için?" Diye sordu. Kaşlarımı çattım. "Beni o evden kurtardığın için teşekkür ederim." Derin bir nefes aldım. "Benimle uğraştığın içinde özür dilerim. En kısa sürede bir çâresine bakacağım." Cevap vermedi. Bir evin önüne geldiğimizde cebinden anahtarı çıkartıp deliğe yerleştirdi. Kapıyı açıp içeri girerken bende peşinden içeriye girdim. Işıkları açıp bana doğru dönerken kapıyı kapattım. "Takip et beni." Deyip tekrar önüne döndü. Beraber merdivenleri çıkar çıkmaz direkt karşımıza kocaman bir yatak odası çıktı. Kapı falan yoktu. Siyah ağırlıklıydı. "Bu gece burada uyursun. Aşağıda olacağım bende." Çantamı kenarda duran koltuğun üstüne koydum. Yatağın üstüne otururken o da yanıma oturdu. Rahatsızlık duymam gerekiyordu fakat duyamadım. Şu an tek düşündüğüm şey o adamdı. Burada da gelip beni bulacaktı. "Ne işin vardı orada?" Diye sordum sormam gereken soruyu sorarak. Kısa bir süre düşünüp yüzümü inceledi. Ardından ayağa kalkıp çekmeceye ilerledi. "İki gündür gelmediğin için Beyza seni merak etti." Sıkıntıyla bir nefes verdi. Çekmeceyi açtı. "Bakmamı istedi." O gün kalbini kırdığım için gözlerim doldu. Beyza istemese belkide şu an ölmüştüm. Çekmeceden ilk yardım kutusunu alıp çekmeceyi kapattı. Tekrar yanıma oturduğunda, "çıkart hırkanı." Dedi. İkiletmeden ceketimi çıkarttığımda karşısında atletle kalmıştım. Gözleri boynuma ve omzuma kaydı. Morlukları görmesiyle kaşlarını çattı. "Onu orada öldürmeliydim." Gözyaşlarım durmak istemez gibi tekrar akmaya başlarken kutudan pamuk ve tentürdiyot çıkarttı. Pamuğa biraz tentürdiyot damlatıp alt dudağıma hafifçe dokundurdu. Acımıyordu. Fiziksel acıya alışmıştım. Fakat bir anda canımın acıdığını düşünüp üflemesi kalbimin teklemesine neden oldu. "Seninde başını belaya soktum." Dedim pamuğu uzaklaştırırken. Cevap vermedi zaten vermesinide beklememiştim. Elindeki pamuğu komodinin üzerine koydu. "Baban..." Sesi düşünceliydi. "Ne zamandan beri böyle?" "Kendimi bildim bileli." Diye mırıldandım. Bakışları bendeydi. "Annemin vefatı onu derinden yaralamış. Öyle diyordu dedem." Kısa bir süre yüzüme baktı. "Dinlen sen." Ayağa kalkacağı sırada bileğinden tuttum. Sonra çok pişman olacaktım, biliyordum. "Ya bulurlarsa burayı?" Diye sordum korkuyla. Kaşlarını çattı. "Dedem beni bulursa geri oraya götürür." "Kimse sana ben varken zarar veremez." Dedi net bir şekilde. Yutkundum. Bileğini bırakmadım. Gözleri hala bendeydi. "Korkuyorum." Dedim fısıldayarak. Pars başını eğip elime baktı. Hala titriyordum. Elimi elinin içine alıp bileğini kurtardı fakat elimi bırakmadı. "Burada kalsan?" Gözleri koyulaşırken kafasını salladı. "Eğer anlatmak istersen, anlatabilirsin. Rahatlarsın." Dedi elindeki kutuyu komodinin üstüne koyarken. Bir şey demeden battaniyeyi kaldırıp altına girdim. O da yanıma uzandı fakat battaniyenin altına girmedi. Ona doğru döndüm. Tavana bakıyordu. Bu güven hissi nereden çıkmıştı? "Beni sevmiyor." Dedim titreyen sesimle. "Küçüklüğümden beri sürekli böyle." "Komşuların sağır mı? Kör mü?" Diye sordu sinirle. "Dedem hepsine para veriyor." Boğazım acımaya başlamıştı. "Polisleri bile susturuyor." "Dedeni de sikeyim o zaman." "Dedeme küfür etme. Sadece oğlunu düşünüyor." Bakışları bana döndü. Kaşları havalandı. "Oğlunu düşünüyorsa eğer ruh hastanesine yatırabilir." Bakışlarını tekrar tavana çevirdi. Gözlerimi kapadım. "Anne ya da baba sevgisi ne demek bilmiyorum. Hoş bunu sana anlattığım için muhtemelen sabah pişman olacağım çünkü günün birinde beni ailemden vuracaksın." İç sesim anlamsız bir şekilde Pars'ın böyle bir şey yapmayacağını söylüyordu. "Mutluluk, sevgi, heyecan gibi şeyler bana çok uzak." "Arkadaşlarını sevmiyor musun?" Diye sordu. "Arkadaşım olmadı hiç." Derin bir nefes aldım. "Yani ben hep uzak durdum. Çünkü ortaokuldayken bir çocuk babam beni dövüyor diye benden kaçmıştı. Bende uzak kalmayı seçtim." "İlkokulda peki?" "Hatırlamıyorum o zamanları." Gözlerimi açar açmaz göz göze geldim. "Ortaokul ve sonrasını hatırlıyorum sadece." Kaşlarını çattı. "Bende bir itiraf yapayım o halde." Merakla gözlerinin içine baktım. "Benimde annem ben küçükken vefat etti." "Gördün mü hiç anneni?" Kafasını olumlu anlamda salladı. "Peki ya baban?" Cevapsız bırakınca yanlış bir şey sorduğumu düşündüm. "Küçükken bütün babaların aynı olduğunu düşünüyordum." Susmam gerekiyordu fakat susmak istemiyordum. "Döverek sevdiklerini falan. Ta ki arkadaşım benden kaçana kadar." "O arkadaşında malmış." Dedi küfreder gibi. İster istemez gülümsememe neden oldu. Gözlerimi yumdum. "Işıklar açık kalsın, olur mu?" Cevap gelmedi. Evde garip bir şekilde yabancı hissetmiyordum. Pars'ın kokusu içime dolarken derin bir nefes aldım. Kaç gece böyle bekledim? Kapı açılsın, biri girsin, beni alsın diye... Bazen hayal ederdim; bir yabancı gelir, elimi tutar ve "Artık geçti," der. Ama hiç kimse gelmedi. O yüzden beklemeyi bıraktım. Sessiz kaldım. Alıştım. Ama şimdi... biri var. Pars. Ne kadar sessiz, ne kadar ketum olursa olsun, varlığı bir duvar gibi. Sanki beni yıllardır savunmasız bırakan dünyanın önüne dikilmişti. Sırtımı dayamak istemiyorum ona. Korkuyorum. Çünkü bir gün o da giderse... bu kez toparlanamam. Kendime kızıyorum. Ona tutunmak istemiyorum. Ama içimde küçücük bir çocuk hâlâ, "Gitme," diye fısıldıyor. Oysa ben yıllarca kimseye bunu dememeye yemin etmiştim. Göz kapaklarım ağırlaştı. Düşünceler bulanıklaştı. Kalbimde tuhaf bir sızı, sessiz bir sığınış vardı. Bu gece... belki ilk defa biraz daha az yalnızdım.
Bölüm 3
Üçüncü Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.