İçeriğe geç

İHTİRAS

Bölüm 2 · 8 dk okuma

İHTİRAS

Bölüm 2

İkinci Bölüm

Yemekhaneye ağır bir sessizlik çökmüştü. Sadece mide bulandırıcı sesler, devrilmiş tabakların metalik tınısı ve telaşla koşuşturan ayak sesleri yankılanıyordu. Havadaki yoğun kusmuk kokusu, duvarlara bile sinmiş gibiydi. Herkesin yüzü solgun, gözleri boştu. Neredeyse bütün okul aynı anda mideye yumruk yemiş gibi yere yığılmıştı. Pars, masanın köşesinde hâlâ oturuyordu. Önündeki tabağa hiç dokunmamıştı. Soğumuş yemek, plastik bir maske gibi hareketsizce duruyordu önünde. Dışarıdaki kargaşaya rağmen yüzünde en ufak bir endişe belirtisi yoktu. Kollarını göğsünde birleştirmiş, olup biteni sadece izliyordu. Elim istemsiz yanımdaki Beyza'ya gitti. Çok kötü görünüyordu. "Beyza iyi misin?" Diye sordum endişeyle. Biri için endişelenmeyi bırakalı çok uzun zaman olmuştu. Beyza kusmamıştı fakat kötü görünüyordu. Herkes koşturuyordu. Pars bilerek mi yememişti? Böyle bir şey olacağını biliyor muydu? Ama bana bir şey olmamıştı. "Esila," dedi Beyza zorlukla. "Nefes.." Eli boğazına gittiğinde elim titredi. Öğretmenler içeriye doluşmaya başladı. Koştururlarken, "revir!" Diye bağırdı biri. Masadaki herkes kötü haldeydi. Gözlerim Pars'a döndü. "İzleyecek misin öyle?" Diye sordum. Pars dikkatli bir şekilde beni inceleyip ayağa kalktı. O an dikkatimi başka bir şey çekti. Batuhan'a da bir şey olmamıştı ve onunda gözleri bendeydi. Önündeki tabağa baktığımda tavuğa dokunmadığını fark ettim. Batuhan da ayaklanıp Beyza'yı bir anda kucağına aldı. "Astımı var." Diye açıklama yaparken dördümüz dışarıya çıkıyorduk. "İlacı falan yok mu?" Diye sordum. Kimse cevap vermiyordu. Bahçeye çıkana kadar dakikalar saatmiş gibi geldi. Batuhan banka Beyza'yı oturtturup yanına geçti. Beyza kafasını omzuna koyarken Batuhan elini Beyza'nın yanağına koydu. Pars ve ben ayaktaydık ve Pars'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. "O tavukta bir şey var ve siz bunu biliyordunuz!" Dedim ters bir şekilde. "Ne?" Diye sordu Batuhan gözlerini bana çevirirken. Salağa mı yatıyordu? "Sen o tavuktan hiç yemedin." Dedim Batuhan'ı işaret ederek. Daha sonra Pars'a döndüğümde kaşları hala çatıktı. "Ve sen hiç tabağına bile dokunmadın." "Tavukla ilgili bir şey olsa sana da bir şey olurdu değil mi?" Diye sordu Pars. Korkuyla nefesimi verdim. Korktuğum şey neydi? "Gayet iyi olduğuna göre," imasıyla kaşlarımı çattım. Titreyen ellerimi yumruk yaptım. "Tavuktan dolayı olan bir şey değil." "Hayır sen Efe'yi o tavuğu yemesi için zorladın." Dedim net bir şekilde. Beyza öksürürken Batuhan sırtını sıvazlıyordu. "Zorlamadım. Sadece ye dedim." Pars üstten bana bakarken Beyza derin nefesler alıyordu. "Aptal değilim." Dedim daha sakin bir sesle. "Aptalsın." Deyip gözlerini Beyza'ya çevirdi. "Daha iyi misin?" Deyip elini Beyza'nın omzuna koydu. "Mert?" Beyza'nın söylediği isimle Batuhan kasıldı. Bunu anlayabilmiştim. Beyza'dan mı hoşlanıyordu? "O nerede?" Diye sordu beyza zorlukla. "İçerideydi." Dedi Batuhan kısık bir sesle. "Beyza sen iyi misin?" Diye sordum önünde çöküp ellerinden tutarak. Daha ilk günden böylesine ona karşı yakın hissetmem anormal olmalıydı. "Daha iyiyim." Dedi. Gözlerinde korku vardı. "Mert'e bakar mısın?" Diye sordu Batuhan'a bakarak. Batuhan kafasını sallayıp içeriye geçerken Pars, Beyza'nın yanına oturdu.  "İlacını getirmemi ister misin?" Diye sordu Pars. Beyza olumsuz anlamda kafasını salladı. "Mert'i merak ediyorum." Diye mırıldandı. Biraz daha iyiydi. "Onu göndermemeliydin." Dedi Pars. Bahsettiği kişi Batuhan olmalıydı. "Ulaş lütfen..." Pars derin bir nefes alırken bakışları bana döndü. Anladığım kadarıyla Batuhan platonikti. Ya da ben çok kafada kuruyordum. Fakat emin olduğum bir şey varsa o da tavuğun içinde bir şeyler olduğu ve ikisininde bildiğiydi. "Esila sen iyi misin?" Diye sordu Beyza. Pars beni süzerken ayağa kalktım. "İyiyim. Bir şey olmadı bana." Deyip Beyza'nın yanına oturdum. Elini tutarken Beyza kafasını omzuma yasladı. İçimdeki huzursuzluk bir anda geçerken gerildim. Omzumdaki sıcaklık çok farklı hissetmeme neden olmuştu. Fakat bu his bana çok uzak, çok flu, çok yabancıydı. Boğazımda sanki görünmez bir düğüm oluşurken istemsizce kendimi geri çektim. Beyza ve Pars bana bakarken gözlerimi kaçırdım. Pars bir şey demeden Beyza'yı kendine çekip kafasını omzuna yasladı. Rahatlamış olmam bile rahatsız hissettirmişti. Ayağa kalkacağım sırada Beyza elimden tuttu. "Esila.." Deyip gözlerimin içine baktı. "Nereye?" Nefesleri hala düzene girmiş sayılmazdı. Cevap veremedim. Uzaktan ambulans sesleri gelmeye başlarken anons yapıldı. "Sevgili öğrenciler, iyi olan herkes yemekhaneyi terk etsin. Bugün derse devam edilmeyecektir. Haftaya görüşmek üzere." Kaşlarımı çattım. Daha haftanın ortasındaydık ve haftaya mı görüşecektik? "Yine ne oluyor bu okulda?" Diye sordu korkuyla Beyza. Gözleri doldu. "Mert iyi mi?" Bu sırada okuldan bir öğretmen çıktı. Hayır öğretmen değildi. Direkt Pars'ı gözleri bulurken yanımıza geldi. "Amca.." Dedi Pars adama bakarken. Amca mı? Amcasının gözleri beni bulurken kaşlarını çattı. "Ne oluyor?" Diye sordu. "Tavuktan zehirlenmesi sanırım." Diye cevapladı amcası. "Sen tavuk yedin mi kızım?" Sorusu tüylerimin diken diken olmasına neden oldu. "Evet." Dedim sadece. "Bu aralar çok fazla zehirlenme olayı oluyor bu okulda." Dedi Beyza. "Bunu ne zaman çözeceksiniz?" "Çözmeye çalışıyoruz." Dedi amcası. "Adın soy adın ne?" "Esila Miresen." Dedim kaşlarımı çatarken. "Bir şey mi oldu?" "Hayır. Seni ilk defa gördüğüm için sormak istedim." Ardından gülümsedi ve bakışlarını yeğenine çevirdi. "Beyza'yı ve Esila'yı evlerine götür. Sonra konuşalım." "Mert nasıl?" Diye sordu Beyza. "İyi, merak etme." Dedi amcası. Beyza, Pars'tan uzaklaştı. "Ulaş, hadi." Pars komut alırcasına ayağa kalkarken Batuhan bize doğru geliyordu. "Ben kendim gidebilirim." Dedim düz bir sesle. "Esila bırakalım senide." Dedi Beyza. Beklentiyle gözlerini Batuhan'a çevirdi. "Endişelenecek bir şeyi yok." Bu sırada sağlık çalışanları okula koşturmaya başlamıştı. Beyza rahatlamış bir nefes verip ayağa kalktı. "Mert'e bakıp gidelim, olur mu?" Birkaç saniye düşündüm. Bırakmalarına gerek yoktu. "Yürüyerek gidebileceğim bir mesafe. Zahmet etmenize gerek yok." Dedim soğuk bir sesle. Beyza'ya duyduğum sıcaklık rahatsız hissetmeme neden oldu. "Olsun! Lütfen." Deyip gözlerimin içine baktı. "İtiraz etme, Esila." Dedi amcası. Beyza bir şey dememe fırsat vermeden kolumdan çekiştirmeye başlarken okula doğru yöneldik. "Bulduk sanırım." Beraber içeri geçip revire ilerledik. Sağlık çalışanları sedyelerde öğrencilerle dışarı çıkıyorlardı. "Beyza gerçekten ben kendim gidebilirim." Dedim son kez şansımı deneyerek. "Esila susar mısın?" Beraber revire girdik. Hemen giriş katta, yemekhanenin yanında bulunuyordu. Revirde bir sürü yatak vardı. Bu kadar yatağın olması normal gelmemişti. Beyza az önce, yine ne oluyor bu okulda, diye sormuştu. Belkide sürekli olan bu durumdan dolayı getirilmişti. Yemeği herkesin yemek zorunda olması aşırı kafa kurcalıyordu. Pars'ın hiç yememesi, Batuhan'ın tavuğa dokunmaması. Aslında Beyza'ya da pek bir şey olmamıştı. Belkide temiz hava iyi gelmişti. Bana bir şey olmamıştı. Belkide bir saat sonra kötüleşecektim. Çok fazla kafam karışmıştı. "Mert!" Diye bağırdı Beyza. Kolumu bırakıp Mert'e doğru ilerlerken peşinden bende ilerledim. "Beyza iyi misin?" Diye sordu Mert. Serum takılmıştı. İyi gibiydi. Mert elini kaldırıp hemen ayakucuna oturan Beyza'nın yanağına koydu. "İyiyim." Dedi Beyza elini Mert'in yanağındaki elinin üstüne koyarken. İkiside endişeliydi. Tam yanımda birinin varlığını hissettiğimde bakışlarımı o yöne çevirdim. Pars'la göz göze gelir gelmez bakışlarımı kaçırdım. "İyi misin?" Diye sordu Pars, Mert'e doğru. Mert onaylar anlamda kafasını salladı. "Haydi Beyza." "Haberdar et beni." Dedi Beyza. Mert kafasını sallarken Beyza yanağına yaslı elin avuç içini öptü. Bu görüntü anlık imrenmeme neden oldu. Gerçekten seviyor gibiydiler. Beyza ayağa kalkarken gözlerinin dolu olduğunu fark ettim. Gülümsemeye çalışarak koluma girdi. Beraber revirden çıkıp merdivenlere ilerledik. Pars arkamızdaydı. Sınıfa girip çantalarımızı aldık. Pars kendi çantasının yanında Batuhan'ın çantasınıda almıştı. Tekrar aşağı inip otoparka geldik. Batuhan lüks bir arabanın önünde durmuş düşünceli görünüyordu. Batuhan bizi görünce doğruldu. Pars cebinden çıkarttığı anahtarla kapıyı açtığında Beyza'yla arka koltuklara geçtik. Batuhan ön koltuğa geçerken Pars hemen önümdeki sürücü koltuğundaydı. "Beyza'yı bırakalım önce." Dedi Batuhan. Hiç kimseden ses çıkmazken araba hareket etmeye başladı. Benim evim yakındı fakat söylemeye bile enerjim yoktu. Asfalt yol altımızdan kayıp giderken içim sıkıntıyla dolmuştu. "Esila," dedi birden Batuhan. "Babanın adı ne?" Kaşlarımı çattım. "Ali Miresen." Dedim huzursuzlukla. Arabanın hızı arttı. "Neden?" "Babanı tanımıyoruz ya hiçbirimiz. Merak ettim o yüzden. Sahi başka şehirden mi geldin?" Beyza'nında gözleri merakla bana döndü. "Hayır." "Ama babanı tanımıyoruz?" Bakışlarım Beyza'yı buldu. "Yani bu okuldaki herkesin babası birbirini tanıyor. Özellikle bizim sınıf..." "Sen tanımıyor olabilirsin ama baban tanıyordur." Dedim ters bir şekilde. Beyza bana alınmış bir şekilde baktı. "Ne bu sorgu sual?" "Sadece merak etmiştim. Özür dilerim." Kırgın bakışlarını cama çevirirken bende önüme döndüm. Amacım kırmak değildi fakat kafam fazlasıyla doluydu. Zaten insan seven biri olmayarak Beyza'ya olan sıcaklığımdan rahatsız oluyordum. "Sakin ol şampiyon." Dedi Batuhan düz bir sesle. "Aramıza yeni geldiğin için merak etmemiz kadar doğal bir şey yok." "Sorulardan nefret ediyorum." Dedim net bir şekilde. Batuhan bir şey diyeceği sırada, "tamam kapat konuyu." Dedi Pars. Sessiz bir yolculuktan sonra araba bir malikanenin önünde durdu. "Görüşürüz." Dedi Beyza mutsuz bir sesle. Batuhan ve Pars karşılık verirken dönüp bakmadım bile. Beyza arabadan inerken araba tekrar hareket etmeye başladı. "Yaptığın ayıp bu arada." Dedi Batuhan beni kastederek. Cevap vermedim. Ayıp olduğunun farkındaydım fakat hayatımın hiçbir noktasında kimseyle bu kadar yakın olmamıştım. Hemde ilk günden olan bu samimiyet gerçekçi gelmiyordu. Beyza'ya olan içimdeki sıcaklığında Allah belasını versindi. "Evin okula yakındı değil mi?" Diye sordu Pars. "Evet." Kısa bir süre sonra okulun yakınlarına gelmiştik. Pars'a evimin yolunu tarif ettim. Araba bahçeli evin önünde durduğunda Batuhan telefonu eline aldı. Bir şey demeden arabadan indim. Teşekkür etmeyecektim. Beni evime getirmeye kendileri zorlamıştı bir de bunun için teşekkür edemezdim. Kapıdan içeri girip bahçeye geçtiğimde o dışarıdaydı. Arabadan indiğimi görmüştü. Kolları göğsünde bağlı bana bakıyordu. Kaşları çatıktı. Ellerim titremeye başlarken Pars'ların gitmesi için içimden bütün dualarımı etmeye başladım. Hala orada duruyorlardı. "Orospuluk yapmayada mı başladın?" Diye sordu gülümseyerek. Pars'ların gitmesini bekliyordu. "Okulun bitmesine daha var." "Okulda zehirlenme olunca erken saldılar." Dedim titreyen bir sesle. Normalde baş kaldırabilirdim fakat Pars'lar varken yapmak istemiyordum. "Kendine yalan da mı buldun?" Diye sorarken tam karşısında durdum. "Yalan değil." Dedim çenemi kaldırırken. "Okul yönetimini arayıp öğrenebilirsin." "Zehirlenme olduysa sana nasıl bir şey olmadı?" "Bilmiyorum." Kollarını çözüp bana doğru adım atınca ister istemez geriye doğru bir adım attım. "Eve geç." Yüzündeki gülümsemeye tezat bir şekilde öyle bir sertlikle söylemiştiki evden kaçasım gelmişti. Bir şey demeden eve geçtim. Sonrası patlak bir dudak, yarılmış bir kaş ve vücudumda morluklar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.