İnsan bazen bir evin içinde bile yabancı gibi hissedebilir.Bense o evin tam ortasında doğmuş gibiydim... ama kök salamamış bir çiçek gibi. Sabahın körü. Her şey olması gerektiği kadar sessiz. Ama bu sessizlik... huzurlu değil.Beni boğan bir duvar gibi. Sanki duvarlar üstüme çöküyor da ben yine de kalkıp okula gitmek zorundayım. Aynada yüzüme baktım. Gözlerimin altında, yıllardır görmezden geldiğim morlukların izi.Uyumamıştım. Alışkındım. Gözümün altına makyaj masamın üstünde duran kapatıcıyı sürdüm. Süngerle dağıtırken mutsuz bir şekilde bakıyordum aksime. Mutluluk bana çok uzak bir kavramdı. Küçüklüğümden beri ne zaman mutlu olduğumu hatırlamıyordum. Üstümdeki okul kıyafetlerine baktım. Babam okulumu değiştirmiş ve bir koleje yazmıştı, açıklama yapmadan. Bir şey diyemedim, itiraz edemedim. Zaten ona ne zaman karşı gelsem sonu ya yüzümde bir morlukla ya da vücudumda bir kırıkla son buluyordu. Odamdan çıktım. Merdivenleri inerken kulağıma o tanıdık ses doldu. Derin bir nefes alıp verdim. "Saçlarını topla, Esila." Dedi babam. Saçımın asla açık olmasına izin vermiyordu. Bileğimdeki tokayla saçlarımı toplarken mutfağa gelmiştim. Cevap vermedim fakat cümlelerini cevapsız bırakmama bile sinirleniyordu. Sinirlenmek için bahane arıyordu. Hayır, dedim içimden. Hayır, o dövmek için bahane arıyor. Sandalyeye oturdum. Kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı.İki lokma bir şeyler yiyip çayımdan içtim. Ona karşı kendimi ezdirmemeyi o kadar çok istiyordumki fakat bu bana çok uzaktı. Karşısında varlığımı bile fazla buluyordum. "Bıçağı düzgün tut." Dedi ters bir şekilde. Bıçağı hangi elimde tuttuğumun bir önemi yoktu fakat o düzen hastasıydı. Bardağını sertçe masaya bırakırken öfkeyle nefes aldı. Bıçağı sağ elime aldım hızla. Konuşursam kavga susarsamda içim çıkacaktı. "Düzgün otur. Omuzlarını indir." Dedi bu seferde. Dediğini ikiletmeden yaptım. "Cevapta mı vermiyorsun artık?" "Efendim?" Diye sordum kısık bir sesle. Göz göze geldik. Dudaklarında gülümseme oluştu. Sıcak bir gülümseme değildi.Tehditkar. "Kızım," sesi samimi değildi. "O koleje gideceğin için umarım kurtulacağını sanmıyorsun." Böyle bir şey düşünmüyordum fakat önceki okulumda öğretmenlerden yardım istemiştim. Bu yüzden bunu yüzüme vuruyordu. Ayağa kalkıp mutfaktan çıktı. Omuzlarım düşerken bıçağıda bıraktım. Onun yanında Esila Miresen olmaktan bıkmıştım. Sadece Esila olmak istiyordum. Kendim olmak istiyordum.... **** Yeni bir okul, yeni insanlar...Ama aslında hepsi aynı. Gözümün içine bakmadan geçen öğretmenler, sıralarında kaybolmuş gençler, yüzlerinde anlamsız maskeler taşıyan çocuklar...Şehir aynı şehir. Evim hâlâ aynı soğuk ev.Ama içimdeki his... başka.Adımlarımı ağır atıyorum.Sanki önümdeki yol, beni yutacakmış gibi. Kolej şehrin biraz dışındaydı. Evime yakın olduğu için şanslıydım.Alfera Koleji. Dışarıdan bakıldığında şatafatlı bir okula benziyordu. Öğrenciler içeriye giriyordu. Hepsi gruplar halindeydi."Beni bekleyin ahmaklar!" Diye bağırıp koşturdu bir kız. Adımlarımı okula doğru yönlendirip bahçesine girdim. Dersin başlamasına yaklaşık on dakika olmalıydı. O, sınıfımı hatta kaçıncı katta olduğumu söylemişti. O yüzden sınıfımı bulmakla uğraşmayacaktım. Neyseki bazı konularda bana yardımcı oluyordu. Düşüncelerime göz devirip okulun binasına girdim. Bir çocuk omzuma çarpıp koşturarak merdivenlere yöneldi. Arkasına bakmadan yukarı çıkarken bende merdivenleri çıkıyordum. Çok kalabalıktı. Bu kadar kalabalığı tahmin etmemiştim. Her yer tertemiz ve düzenliydi. İki kat çıkıp 12-C sınıfını buldum. Sınıfa girer girmez birkaç göz bana döndü. Umursamayıp tekrar kendi hallerine dönerken yutkundum. En arka boştu fakat sonradan birinin gelip gelmeyeceğini bilmiyordum. Üstüne düşünmeden en arkaya otururken gözler yine bana dönmüştü. Bu kez şaşkınlıkla. Kendi aralarında fısıldayarak önlerine döndüler. Çantamı sıraya koyup kimseyle göz teması kurmadan defterimi ve kalem kutumu çıkarttım. Kitaplarımı bugün vereceklerdi. Derin bir nefes alıp kendimi sakinleştirmeye çalışırken heyecandan ellerim titremeye başladı. Çok geçmeden sınıfa öğretmen girdi. Hiçkimse ayağa kalkmayınca bu sefer şaşıran bendim. Önceki okulum devlet okuluydu. Ve oradayken ayağa kalkmayan olursa kesinlikle azarlıyorlardı. Evet burası prestijli ve saygın ailelerinin öğrencilerinin olduğu bir okuldu yine de böylesine bir şey saygısızlıkmış gibi gelmişti. "Günaydın çocuklar." Dedi fizik öğretmeni. Fizik en nefret ettiğim ders olabilirdi. Kadın gülümsüyordu ve gençti. Çok şık giyinmişti. "Nasılsınız?" "Hocam biz iyiyiz sizi sormalı diyeceğim de yine mükemmelsiniz." Dedi bir erkek öğrenci. Hoca gülüp gözlerini devirdi. Sınıf okulun aksine kalabalık değildi. On beş kişi anca vardı. "Efeciğim," dedi hoca kafasını iki yana sallarken. "Dünkü ödevlerini yaptığın için mi yoksa bu neşenin kaynağı?" Efe diye hitap ettiği çocuk güldü. Ortalarda oturuyordu. "Ben onu unuttum!" Dedi birden. "Hocam yarın yapacağım söz." Deyince sınıftakiler gülmeye başladı. Hoca umutsuzlukla kafasını salladı. Ardından gözleri bana takıldı."Hoş geldin." Dedi içten bir sesle. Sanırım o kadar da korkunç değildi? Zorlukla gülümsedim. "Hoş buldum." Dedim ne kısık ne yüksek bir sesle. Bakışlar bana döndü. “Esila'ydı sanırım?" Kafamı salladım. "Böyle bir sınıfa düştüğün çok şanslısın." "Hocam bu sınıftaki herkes neredeyse önceden birbirini tanıyor." Dedi bir kız. "Ama biz onu tanımıyoruz. Farklı bir şehirden falan mı geldi?" Boş bakışlarım ona döndü. Nasıl herkes birbirini tanıyordu? Hoca bir şey anlamadığımı anlayınca bana açıklama yaptı. "Esila, buradaki herkes diğer öğrencilere nazaran daha prestijli bir aileden geliyor. Babası bakan olan, şirket sahibi olan gibi gibi." Böyle bir saçmalık neden yapılmıştıki? "Senin baban ne iş yapıyor?" Önce cevap veremedim. "Farklı bir şehirden gelmedim." Dedim öncelikle kızın sorusunu cevaplayarak. "Babam," derken zorlanmadım. Yüzüne söylemek zordu sadece. "Ceo." Dedim yalan söyleyerek. Bir işte çalışmıyordu. Dedemden aldığı parayla geçiniyordu fakat bunu söyleyemezdim. "Hangi şirket?" Diye sordu başka bir kız. Çık bakalım çıkabilirsen işin içinden. Cevap vereceğim sırada kapı çalınmadan açıldı. İçeriye iki öğrenci girerken hocanın bakışları onlara döndü. Öğrenciler ona bakmazken bir tanesi direkt benimle göz teması kurup kaşlarını çattı. Anladığım kadarıyla onun yerine oturmuştum. Sınıfta ölüm sessizliği hakim olurken, kaşlarını çatmış olan öğrenci yanıma oturup bir şey demeden çantasını sıraya koydu. Diğeriyse hemen önümüze oturmuştu. Eğer konuşursam sınıftaki herkes duyabilirdi. Bakışlarımı yanımda oturan öğrenciye çevirdim. Boyu çok uzun değildi fakat kısa da diyemezdik. Muhtemelen 1.80 civarıydı. Koyu siyah saçlarının aksine teni beyazdı. Yeşil gözlerini bir anda bana çevirdi. Gözlerimi kaçırıp önüme döndüğümde herkesin bize baktığını fark ettim.Hoca boğazını temizleyince herkes önüne döndü. "Selam güzel kız." Dedi önümüze oturan çocuk. Yüzünde çapkın bir gülümseme vardı. Sarışındı. "Ben Batuhan, senin adın ne?" "Esila." Dedim. "Eğer bu gerizekalı seni yanından kovarsa yanıma gelebilirsin." Deyip göz kırptı. Boş bakışlarımı atarken gülümsemeye kendimi zorladım. Şu an fark ediyordum, ben bu zamana kadar doğru düzgün gülümsememiştim bile. "Yine mal mal konuşup başımı ağrıtma." Dedi yanımda oturan. Bakışlarımı ona çevirdiğimde gözleri Batuhan'daydı. "Konuşacağım lan." Deyip gözlerini devirdi. Sonra bana döndü. "Sen bakma bu Ulaş'a. Hatta şu an direkt yanıma gel." "Batuhan, günaydın." Dedi hoca birden. Batuhan çapkın gülümsemesiyle hocaya döndü. "Hocaların hocası! Bugün ayrı bir güzelsiniz. Yoksa bir şey mi yaptınız?" Ulaş, Batuhan'ın bu haline gülüp arkaya yaslandı. Hoca eliyle saçlarını yokladı. Kanmıştı. "Hayır." Deyip telefonunu aldı. Heyecanla telefonu kendine tutup baktı. "Gerçekten farklı mıyım?" Ders kaynıyordu. "Hocam dersi kaynatıyor bu Batuhan." Dedi Efe. "Kanmayın şu yavşağa." Ardından özür dileyerek hocaya baktı. "Kusura bakmayın hocam." Hoca zaten Efe'yi umursamamıştı. "Efe ben senin o çeneni bir güzel öpeceğim teneffüste." Dedi Batuhan imayla. "Ben gay değilim. Uzak dur." Dedi Efe geniş geniş. Hoca kaşlarını çatıp ikisine baktı. "Mert tahtaya!" Diye bağırdı bir anda. Sınıftan kahkaha sesleri yükseldi. "Ben naptım hocam?" Diye sordu Mert olan kişi. Ulaş ve Batuhan güldü. "Bir şey yapman mı gerekiyor Mertciğim?" Diye sordu hoca kibar bir şekilde. "Yaptın mı ödevini?" "Yo." Dedi Mert. Çok fazlasıyla rahatlardı. "Aferin Mert." "Sağ olun hocam." Mert ellerini arkada birleştirdi. "Hocam bana yine saçma sapan şeyler sormayın. Fizik bilmiyom ben." "Mert..." Dedi hoca bıkkın bir şekilde. "Sen sayısalcısın farkında mısın?" "Hocam ben babamın işlerinin başına geçmeyi düşünüyorum." Dedi Mert. "Oğlum bunun babası bakan değil mi amına koyayım?" Diye sordu Batuhan, Ulaş'a bakarak. Gözlerini kocaman açıp bana döndü. "Özür dilerim yakışıklı bayan." Yakışıklı bayan? Bunu demesiyle ister istemez gülümsedim. Bu sefer zoraki değildi. "Yakışıklı mı bayan?" Diye sordum. Sesim düzdü. "Mert sen önce bir fiziği hallet babanın işlerinin başına geçersin." Dedi hoca sinirle. "Yakışıklı erkeklere deniyordu değil mi?" Diye sordu yüzünü buruşturup. Ulaş'a döndü. "Ulaş bugün hiç yakışıklı değilsin." "Siktir git." Dedi Ulaş gülerken ."Ulaş Pars Varellon!" Dedi birden hoca. Diğer adı Pars mıydı? "Küfür etmiyoruz lütfen." "Hocam onun anladığı tek şey küfür." Dedi Batuhan gülerek. Pars ismi daha güzeldi. "Kusura bakmayın." Dedi Ulaş ciddi bir sesle. "Ulan Batu!" "Hocam ben yerime geçebilir miyim?" Diye sordu Mert. "Hayır." Dedi hoca. "Hocam soruyu sorun o zaman!" Hoca rastgele bir soruyu sordu. "Bilmiyom cevabı." Dedi. Eğlenceli bir sınıftı. Beklediğimin aksine sıcaklardı. O kitaplardaki ve dizilerdeki koleje benzemiyordu. En azından şu anlık. "Mert!" Dedi hoca öfkeyle. "Geç yerine. Lütfen geç!" Mert sırıtarak yerine geçerken, "Gördün mü Beyza'm ya!" Dedi bir kıza bakarak. "Yine sevgilin fiziği deldi geçti." "O deldi daha çok seni." Dedi Efe. Ardından hocanın duyamayacağı şekilde fısıldadı, "Üçüncü deliği gördünüz mü?" "Edepsiz!" Dedi Beyza, Efe'ye bakarak. Ardından gözleri bana döndüğünde gülümsedi. Gülümsemesine afallayarak karşılık verdim. Gözlerimi kaçırıp önüme döndüm. "Gerçekten..." Dedi Batuhan gülerken. "Fizik dersi bir acayip güzel!" Hoca sandalyesine oturdu. "Anlatmıyorum ders falan!" Dedi sinirle. "Yani anlamıyorum. Diğer sınıflar çok güzel kavrıyor. Sizin yaptığınıza bak bir de!" "Hocam sinirliyken bile çok güzelsiniz." Hoca Batuhan'a gözlerini devirdi fakat alttan alttan gülümsüyordu. Zil çaldığında hoca direkt çantasını alıp sınıftan çıkarken sınıftakiler gülmüştü. "Delirdi manyak karı!" Dedi Efe. Batuhan bir anda yerinden fırlayıp Efe'nin üstüne atıldı. "Çenenin yayını sikerim lan!" Efe gülerek elinden kurtuldu. "Yavşaklar bana yaklaşmazsa sevinirim." Deyip sınıftan çıktı. Pars da ayaklanırken yanıma bir anda Beyza oturdu.Sınıfın bu kadar rahat ve samimi havası bana çok yabancıydı. Ama bir yanım nedense buraya ait hissetmeye başlamıştı. Bu çok yanlıştı. Bu zamana kadar kendi evimde bile aitlik hissiyatı oluşmamıştı. Bir derste böyle bir düşünceye girmek sinirlerimi bozdu. "Selam." Dedi Beyza. Çok güzel bir kızdı. Doğal sarı saçları minik burnu ela gözleri vardı. Bazıları sınıftan çıkıyordu. "Selam." Dedim. Gülümsüyordu. "Beyza ben. Hoşgeldin sınıfımıza." Sesi içtendi. "Hoş buldum." Dedim gülümsemeye çalışarak. "Gülümsemek zorunda değilsin." Kaşlarımı çattım. "Yani geldiğinden beri kendini zorluyorsun fakat buna gerek yok." İlk defa birinin beni böyle incelemesi şaşırmama neden oldu. "Ben sadece... Gülümsemeye alışık değilim." Dedim dürüst olarak. Bu dediğime şaşırdı."Nasıl ya?" Diye sordu sesine yansıyan şaşkınlıkla. "Gerçi klasik zengin terörü. Evde nemrut bir anne baba olunca öyle oluyor." Cevap veremedim. Annem yok demeli miydim? "Bu arada bu sınıfa üç senedir başka kimse gelmemişti. O yüzden bizim için çok sürpriz oldu." "Neden böyle bir şey yapılmışki?" Diye sordum boş bulunarak. Beyza yine gülümsedi. "Yani... Aslında biraz mantıksız geliyor ama bu sınıftaki herkes diğerlerine göre kayırılır. Bu çok yanlış bir şey. Parayı veren düdüğü çalar diye de düşünebilirsin." O, böyle bir okula paraya kıyıp nasıl göndermişti. Bu düşünce içimi kemirirken Beyza bir anda elimi tuttu."Böyle bir sınıfta olduğun için çok şanslısın!" Bakışlarım şaşkınlıkla eline kaydığında, "Ay, özür dilerim." Diyerek elini çekti. Derin bir nefes alıp verdim. "Konuşurken temas etmeden yapamıyorum da." Gözlerim tekrar gözlerine tırmandı. "Bu sınıftaki herkes çok iyi geçinir. Diğer sınıflar biraz ucube." Bunu söylerken öyle iğrenircesine söylemişti ki güldüm. Sonra durup gülmeme şaşırdım. Dudaklarımı birbirine bastırırken, "Sürekli bir havalar falan." "Buradakilerin çok egolu olmasını beklemiştim." Dedim açık bir şekilde. "Yani diğer sınıflar öyle evet." Deyip sonra gözleriyle en öndeki kızı işaret etti. "Bir de şu Melisa... Sabır çektiriyor insana." "Birbirinizle böyle anlaşmanız çok güzel." Dedim içten bir sesle. İmrenmiştim. "Senle de anlaşacağımıza eminim." Tekrar elimden tuttu. Bu sefer bende gülümsedim. *** Öğle arasına saniyeler kalmıştı. Beyza'nın dediğine göre yemekhaneye inmek zorunluydu. Yani okulda yemeğini yemeyen bir öğrenci bile olamazdı. Bu çok saçmaydı. Zil çalar çalmaz herkes ayağa kalkarken Beyza koşup kolumdan tutup çekiştirmeye başladı. "Yavaş!" Dedim düz bir sesle. Beyza yavaşlayıp koluma girdi ve merdivenleri inmeye başladık. "Yemekhanede herkes kendi sınıfıyla oturuyor." Dedi Beyza. Artık dediklerine şaşırmıyordum. Çok saçma ve farklı kuralları vardı. Beyza'nın benimle böyle samimi olmasına sevinmiştim. Eski okulumda kimseyle arkadaşlık etmiyordum. Daha doğrusu kimse bana yaklaşmıyordu. Yemekhaneye indiğimizde direkt bizim sınıfın olduğu masaya geçtik. Okul personelleri yemekleri dağıtıyordu. "Ay ne varmış bugün menüde?" Diye sordu Beyza yanıma otururken. Onun yanında Mert vardı benim yanımdaysa adını bilmediğim kız. Mert Beyza'yı kendine çekip yanağından öptü. "Tavuk varmış aşkım." Diğer yanağından da öptü. Pars tam karşımda oturuyordu. "Tavuk mu?" Dedi Efe öğürürcesine. "Şu güzelim okulda bir kebap yiyemedik!" Pars güldü. "Oğlum güleceğine amcana de kebap yaptırsın." Bu okul amcasının mıydı? "Tabi o da emrin olur Ulaş hemen yaptırıyorum diyecek." Pars ismini kullanmıyordu sanırım. "Desin bir zahmet." Dedi yanımda oturan kız. "Elif bugün neden bu kadar güzelsin?" Diye sordu Batuhan yanımda oturan kıza bakarak. Pars'ın yanında oturuyordu. Ardından gözleri bana döndü. "Esila! Yemekhanemize çok yakıştın." Elif güldü."Bu kadar yavşak olmak yormuyor mu seni?" Diye sordu Elif. "Öncelikle iltifatına teşekkürlerimi sunuyorum ve güzel kızların beni yormadığını söyleyerek sorunu cevaplıyorum." Pars gözlerini devirirken Elif ve Beyza güldü. Diğerleri kendi halindeydi."Sen güzelliğe mi bakıyordun?" Diye sordu Efe. "Nefes alsın yeter." "Abartma lan! O kadar da değil." Yemeklerimiz önümüze konulduğunda önümdeki kızartılmış tavuğa ve pirinç pilavına baktım. Yanınada salata, yoğurt ve su koyulmuştu. "Ulan insan ayran koyar bunlar yoğurt koyuyor." Dedi Mert."Yoğurtla suyu karıştır iç." Dedi Efe. "Susun ya!" Dedi Melisa. Herkes yemeğinden yemeye başlarken Pars yemiyordu. Bende yemeye başlarken masada sessizlik oluştu. Göz ucuyla Pars'a bakıyordum. O neden yemiyordu? "Kebapçıya gidelim çıkışta." Dedi Efe tiksinerek tabağına bakarken. Tavuğa dokunmamış sadece pilavdan yiyordu. "Tavuktan da ye." Dedi Pars. Efe çatalını tavuğa batırıp ucundan ısırdı. İki üç ısırıktan sonra tabağına bırakıp suyunu kafasına dikti. Bir süre yemeğimizi devam ettik. Tam kalkacağımız sırada yemekhanede öğürme sesleri yükseldi. Herkes kusmaya başlarken bizim masada da kusanlar vardı. Şaşkınlıkla etrafa baktım. Bazıları bayılmıştı. "Ne oluyor?" Diye sordum korkuyla. Zehirlenmişler miydi? Gözlerimi masaya çevirdiğimde Pars'la göz göze geldik. Gözleri bendeydi. Sadece ikimize bir şey olmamıştı. O yemeğini yememişti fakat ben yemiştim. Kaşları çatılırken kalbim korkuyla attı.
Ne oluyordu?