İçeriğe geç

İHTİRAS

Bölüm 6 · 8 dk okuma

İHTİRAS

Bölüm 6

Altıncı Bölüm

"Sen neysen, Esila da o." Bu cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. Bir yargı gibi... bir ceza gibi... Ateşin karşısında oturmuş, ellerimi dizlerimde kenetlemiş haldeydim. Gece, üzerime çökmüş bir yük gibi ağır. Her şey sessiz. Pars bile... O ki varlığıyla her ortamı titreten o çocuk, şimdi en az benim kadar sessiz. Birkaç metre ötemde ağacın dibine yaslanmış Pars vardı. Elindeki çubuğu ateşe sokup geri çekiyordu, sanki ateşin içinde bir cevap arıyordu. Kaşları çatık, yüzü taş gibiydi. Göz göze gelir gelmez bakışlarımı kaçırdım. "Ay bunaldım be! İki saattir modumu düşürdünüz." Diye yükseldi Beyza. Hemen yanımda bağdaş kurarak oturmuştu. Pars'ı anlık süzüp gülümsedi. "Hadi oyun oynayalım!" Üçümüzün de bakışları Beyza'ya döndü. Kimseden ses çıkmazken, "oyun mu?" Diye sordum. "Evet! İtiraflar ve sırlar." Anlamaz gözlerle baktığımızı fark edince gözlerini devirdi. "Herkes bir sırrını itiraf edecek sırayla küçük ya da büyük fark etmez." Pars'la göz göze geldiğimizde bu sefer kaçırmadım. O da kaçırmadı. "Lan sırrımı niye sana söylüyorum ben?" Diye sordu Batuhan kaşlarını kaldırarak. Beyza'nın gülümsemesi genişledi. "İşte bu kadar cesaretiniz yoksa cezayı çekeceksiniz." Batuhan gözlerini devirirken Beyza, "ben başlıyorum!" Dedi. "Ay bu sır değil aslında itiraf... Küçükken kendim hariç herkesi robot sanıyordum!" Deyip eliyle yüzünü kapattı. "Senden de bu beklenirdi zaten." Batuhan dalga geçmeye başlarken ben buruk bir şekilde gülümsedim. Çocukluğum bu kadar tatlı geçmemişti. "Dedi sümüğünü yiyip tadı çok güzel diyen Batuhan." Beyza elini yüzünden çekip Batuhan'a dil çıkardı. Ortama aşırı uzak hissetmeye başlamıştım. "E güzeldi." Dedi Batuhan omuz silkerek. Beyza kusar gibi ses çıkardı. "İğrençsin." Deyip gözlerini devirdi Beyza. "Seni seçtim Pikachu yap itirafını!" Eliyle Batuhan'ı gösterdi. Bir anlığına Batuhan'ın ifadesi değişti. Hafif utanmış, biraz da dalga geçmeye hazır bir hali vardı. Ama bense hala Pars'ın birkaç metre ötemde, sessizce oturup ateşi izleyişine takılmıştım. Herkes birbiriyle gülüp eğlenirken, onun içinde başka bir fırtına vardı. Ve fark ettim ki... benimkine çok benziyordu. "Tamam lan yapıyorum itirafımı." Deyip iç çekti. "Sırf sınava çalışmadım diye yangın alarmını çalıştırmıştım." Beyza yüksek bir kahkaha atarken Batuhan da güldü. Pars birden ayağa kalktı. Yüzünde neşeden çok uzak bir ifade vardı. Batuhan ve Beyza hala yüzlerindeki gülümsemeyle Pars'a bakarken ben bakışlarımı ayaklarına indirdim. Kimseye bir şey demeden denize doğru ilerledi. Batuhan ayağa kalkacakken Beyza onu eliyle durdurdu. Bana dönüp, "sen bir bak bence." Deyince şaşkınlıkla ona baktım. "Ben mi?" Diye sordum. Şaşkınlık sesime de yansımıştı. Beyza başını hafifçe eğdi. Gözlerinde garip bir anlayış vardı. "Evet." Dedi. "Beyza..." Dedi Batuhan uyarıcı bir tınıda. Beyza kaşlarını çatarak ona döndü. "Kes sesini." Dedi ters bir şekilde. Tekrar bana döndü. "Hadi Esila." Komut almış gibi ayağa kalktım. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilmiyordum. Adımlarım beni Pars'a doğru götürmeye başladı. Ağaçların arasından geçerken, denizden gelen tuzlu esinti tenime çarpıyordu. Karanlıkta sadece Pars'ın siluetini görüyordum. Kıyıda ellerini cebine sokmuş, hareketsiz duruyordu. Tam yanında durdum. Dönüp bakmadı. Saçlarım rüzgarın esintisiyle dans ediyordu. Onun gibi kıpırdamadım bir süre. Konuşmak için ağzımı açtım fakat kelimeler dilimin ucunda düğümlendi. Neyin var demek istemedim. İyi misin demek istemedim. Zaten hiçbirine cevap vermeyecekti. "İyi misin?" Diye sordum yine de. Cevaplamadı. Sesim boğuk, neredeyse bir suçlu gibiydi. "Ben mi bir şey yaptım?" Diye sordum, bu kez daha sessiz bir şekilde. "Hayır." Kısa cevabıyla gözlerimi ona çevirdim. Yüzünü görebilmek istedim ama o hala denize bakıyordu. "Neden durgunsun?" Bu kez sesim daha yumuşaktı. Gerçekten anlamak istiyordum. "Bazen..." Deyip bana döndü. Gözleri gözlerime kenetlendiğinde yutkundum. "Bazı şeyler o kadar içime işliyorki, konuşursam ya kırarım ya da dağılırım." Kaşlarımı çattım. "İçine işleyen şey ne?" Diye sordum. Sesimde bariz bir şekilde belli olan merak vardı. Kaşlarını çatıp gülümsedi. Gülümsemesi neşeden uzaktı. Tekrar bakışlarını denize çevirdi. "Önemsiz." Yere bağdaş kurarak oturduğunda yanına oturup kollarımı dizlerime sardım. "Önemsizse neden içine işliyor?" Kafamı yan yatırıp dizimin üstüne koydum. Bir süre cevap vermedi sadece denizi izledi. "O kadar çok şey varki anlamlandıramadığım... Cevaplarını bulamadığım... Bir ton dert arasına her geçen saniye başkaları ekleniyor." Kaşlarını çattı. Cebinden sigara paketini çıkarttığında şaşırdım. Sigara mı içiyordu? "Bunları içine atmak zorunda değilsin." Paketten bir dal alıp dudaklarının arasına koydu. Paketten çıkarttığı çakmakla ucunu yakıp çakmağı geri pakete koydu. Paketi aramıza koyarken büyük bir nefesi içine çekti. Gözüm ondan çok parmaklarının arasında tuttuğu sigaradaydı. "Konuşsam ne değişecek?" Diye sordu. Bakışları bana döndü. "Babamı mesela kurtarabilir misin o yoğun bakım ünitesinden?" Boğazıma bir yumru oturdu. O an susmak mı, konuşmak mı daha iyi olur bilemedim. "Hayır," dedim sessizce. Kaşları havalandı. "Kurtaramam." Dizinin üstüne koyduğu elini tuttum. Bakışları eline kayarken sigarasından bir duman daha aldı. "Ama sen konuşurken yanında durabilirim, Pars. Bu kadar sessiz olmak zorunda değilsin." Ciğerlerindeki havayı üflerken alaycı bir şekilde güldü. "Beni anlayamazsın." Dedi net bir sesle. Gözleri hala elimdeydi, bakışları sertleşmişti. Sanki biraz daha konuşursam, o duvarı tamamen kapatacak gibiydi. "Elimden geleni yapmam bile yeterli olmuyor mu?" Sesimde kırık bir hüzün vardı, bunu fark etti. Gözleri gözlerime döndü. Kırılgan bir anda, öfkesinin içine sığamayan bir çocuk gibiydi. "Elinden gelen ne?" Diye sordu. "Beni dinlemek mi? Yanımda oturmak mı? Bunlar alışık olduğum şeyler değil." Bir şey daha diyecek gibi oldu fakat vazgeçti. "İnsan her zaman başkasının acısını tam anlayamaz ama yanında durabilir. Bazen yanında birinin olması bile öyle bir rahatlatıyorki... Ben bunu sizinle öğrendim." Dedim dürüstçe. Pars başını hafifçe eğdi. Gözlerini benden kaçırdı, ama bu sefer bir şeyden saklanmak için değil... "Siz?" Dedi sonra, kaşlarını hafif çatarak. "Bunu sadece bana söylemiyorsun yani?" Buruk bir şekilde gülümsedim. "Tanışalı çok uzun bir süre olmadı. Ama... Beyza'nın bir sarılması bile aşırı huzur veriyor. Çok saçma fakat sen varkende mesela ilk defa o kadar uzun uyumuştum." Dürüst bir şekilde söylediğim şeyle sonra pişman olacağım kesindi. Yüzündeki sert çizgiler yumuşadı. "Uyuyabildin yani..." dedi alçak bir sesle. Sigaranın ucundaki köz sönmüştü fakat o fark etmemişti bile. "Ben uyuyamadım pek o gece. Babanı öldürme planları yapıyordum." İster istemez güldüm. "Gerçekten öldüreceksin diye korkmuştum bu arada." "Öldürecektim zaten." Gözlerimi devirip elimi çektim. "Pars..." Dememle elini kalbine koyup acı çekiyormuş gibi bana baktı. Gözleri alayla bakıyordu. "Kalbim hızlandı yapma." Dedi elini kalbinden çekerken. Bir an ciddiyetin yerini hafif bir tebessüm aldı. "Seninle normal konuşmak imkansız." Dedim gülerek kafamı sallarken. "Çünkü duygular tehlikeli. Hele ki senin gibiler için." Gözlerini kısıp bana baktı. Kaşlarım havalandı. "Beni tanıdığını mı düşünüyorsun?" Diye sordum. "Hayır. Ama anlamaya çalışıyorum. Fark bu zaten." Bu sefer sözleri ciddiydi. Bir an sessizlik oldu. "Bende seni anlamaya çalışıyorumki..." diye mırıldandım. "Ama kendini duvarlarınla birlikte gösteriyorsun. O yüzden hangi kısmı sen, hangi kısmı savunman, kestirmek zor." "Sana hangisi denk geldi şimdi?" Gülümsedim. "Sanırım şu an acını alayla gizlemeye çalışıyorsun." Pars'ın gözleri denizdeydi. "Gizlemezsem kan çıkar." Dedi büyük bir ciddiyetle. "Öfkeli olduğum zaman yanımda durmak istemezsin." Sesi öyle bir tondaydı ki ne savunma vardı ne de başka bir şey. Bir an duraksadım. Başımı hafifçe eğip baktım ona. "İsterim." Dedim sadece. Gözleri yavaşça bana döndü. Bakışlarında bir şey kırıldı sanki. "Beni kurtaramazsın, Esila." "Zaten kurtarmaya çalışmıyorum. Sadece yanında olmak istiyorum." Diye fısıldadım. Bir süre sessizlik oldu. Elindeki izmariti kenara koydu. Ardından başını geriye yaslayıp derin bir nefes verdi. "Babamın kalp atışları azalıyormuş." Dedi bir anda. Sesi neredeyse fısıltıydı. Kelimeler boğazıma dizildi. "Gözlerinin açılmasının tek bir kurtuluşu var. Onuda artık yapabilecekmiş gibi hissetmiyorum." Bakışları denize değil, içine dönüktü artık. Elim istemsizce hareket etti, dizine koydum. "Her gün bir kararın kıyısındaydım." Sesinde ilk defa bir çocuk gibi yorgun bir ton vardı. "Birini yaşatmak için... birini öldürmeyi göze alabilir misin?" İçim ürperdi. "Şartlara göre değişir." Diye mırıldandım. "Heh işte o şartları sikeyim." Gözlerini yumdu. Öfkesi kendisineydi. Asıl savaş, içinde kopuyordu. Şaşkınlıkla yutkundum. "Babanın iyileşmesi için... Birini öldürmen mi gerekiyor?" Anlamamış gözlerle ona bakıyordum. "Evet." Deyip gözlerini açtı. "Babam prototip bir silahla vuruldu. Kimyasal yani. Yavaş yavaş öldüren bir kimyasal." Derin bir nefes aldı. "Kurtarmanın tek yolu da panzehir." "Panzehir varsa neden bekliyorsunuz?" Gözlerim büyümüştü. Pars başını yavaşça iki yana salladı. Cevaplamadı. Bende üstelemedim. Sessizlik oluştuğunda içimdeki dizine uzanma arzusu boğazımı tırmalıyordu. Derin bir nefes alıp verdim. Kafamı omzuna yasladım. Bir anlığına gerildiğini hissettim ama sonra gevşedi. Soluğu uzun, yavaş ve yorgundu. "Beyza bana Pars isminin kullanılmasından rahatsız olduğunu söyledi. Eğer rahatsız.." "Olmuyorum." Dedi sözümü keserek. "Aksine hoşuma gidiyor." Az önce Beyza'nın dediği itiraflar ve sırları oynuyorduk resmen. Nefesimi tuttum. Kalbim birkaç saniyeliğine ritmini şaşırmış gibiydi. "Benimde." Dedim boş bulunup. Güldü. Hatta ufak bir kahkaha attı. Utançla gülümsedim. Neyseki karanlıktı da yüzüm görünmüyordu. "İsmim mi hoşuna gidiyor?" Diye sordu alayla. "Hımm... Aşık mısın yoksa?" "Nereden bildin?" Diye sordum bende şaka yapıyormuş gibi fakat sesim götümden çıkmıştı. Daha yüksek bir sesle güldü. Kaşlarımı çattım. "Esila..." Dedi fakat devam edemedi çünkü hayvan gibi gülmeye başlamıştı. "Pardon... Sinirlerim bozuldu." Kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Gülüşüne bakınca ister istemez bende gülümsedim. "Rezil oldum ya." Dedim bir çocuk gibi. Ayağa kalkacağım sırada elimden tutup gitmeme izin vermedi. Elimle yüzümü kapadım. BEN. BİR. SALAĞIM. "Olmadın rezil falan." Dedi eğlenen bir tınıda. Hala gülüyordu. "Elimi bırakmazsan ağlayacağım." Dedim yarı ciddi yarı alayla. "Bırakmam," dedi net bir şekilde. Gülüşü hafiflesede hala yüzündeydi. "Hadi yap itirafını." "Ya Pars!" Çocuk gibi sitem ediyordum. Elimi yüzümden kurtarmaya çalıştı. Zorlamadan ellerimi çektim. "Of!" "Tamam senin yerine ben yaparım." Deyip dudaklarını birbirine bastırdı. Gülmemek için zor duruyordu. "Hımm.." Düşünüyormuş gibi bana baktı. "Seni görünce midemde kelebekler uçuyor, Pars!" Dedi, abartılı bir şekilde sesini tizleştirerek. “Abart biraz daha.” Dedim ters bir şekilde. Fakat hoşuma gitmişti. Bu durum onunda hoşuna gidiyormuş gibi hissettim. Burnuma bir fiske vurup, “gerçekleri söylüyorum ben.” Dedi. Gözlerimi devirip güldüm. “O zaman sende bu durumda benden hoşlanıyorsun?” Diye sordum cesurca. Çenemi kaldırıp alttan ona bakarken gözlerini kırpıştırdı. Afallarken gözlerini kaçırdı. Kaşlarım havaya kalkarken gülümsemem büyüdü. “Ne oldu?” Sesim imalı çıkmıştı. “İfşalandık, tüh.” Tekrar gözlerimin içine baktı. “Bu gizli bir bilgiydi.” “Özür dilerim.” Dedim dudaklarımı birbirine bastırırken. Gözleri dudaklarıma kaydı. Dudaklarımı istemesiz ıslatırken avuç içlerimi kuma bastırdım. Bir an için nefes almayı unuttum. Gözleri, dudaklarımda bir saniyeden fazla takılı kaldı. Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Gözlerini kırpıştırdı. Başını hafifçe yana çevirdi ve dudaklarının kenarına belli belirsiz bir gülümseme ilişti. “Sonraya sözüm olsun.” Dedi birden. Yanaklarımı dişlerken gözlerimi kaçırdım. Kalbim daha fazlasını istercesine atarken gülümsedim. Sanırım Pars benim dönüm noktam olacaktı. Pars benim içimdeki o neşeli kızı ortaya çıkaran kişi olacaktı. Pars… Belkide benim hayatım olurdu. Peki ya sonra? Ya Pars benim için sadece anlık bir gülümsemeyse? Pars benim için cennette yanmak gibi geliyordu. Hem huzur veriyor hem içimi yakıyordu. Ve bazen… Bir insan, kendi sonunu bile isteye seçerdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.