İçeriğe geç

İhanet 101

Bölüm 4 · 3 dk okuma

İhanet 101

Bölüm 4

KALINTILARIN ÜZERİNDE

Zifiri karanlık, odadaki tüm renkleri, siluetleri ve hatta insan yüzlerindeki o sahte maskeleri yutup tek bir renge, simsiyah bir boşluğa indirgemişti. Şimşeklerin her çakışında pencerelere yansıyan maviimsi ışık, içerideki gerilimi bir anlığına sinema karesi gibi aydınlatıp kayboluyordu.

Elif, parmak uçlarıyla duvara tutunarak koridora doğru adım attı. Arkasında bıraktığı o karanlık odadan yükselen tek şey, Selim’in boğuk ve hırsla soluyan nefesi ile Merve’nin kesik hıçkırıklarıydı. Artık korkan taraf o değildi; bu gerçeğin verdiği o zehirli güç, damarlarındaki kanı hızla pompalıyordu. Çantasına uzandı, anahtarını buldu ve dış kapıyı arkasından çekerek yağmurun ve rüzgârın haykırdığı geceye karıştı.

Dışarıdaki soğuk hava yüzüne bir bıçak gibi çarptı ama Elif bunu neredeyse hiç hissetmedi. Arabasına bindiğinde, ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. Adrenalin yavaş yavaş çekilirken, yerini derin bir yorgunluk ve keskin bir zihinsel berraklık alıyordu. Telefonunu çıkardı; şarjı tamamen bitmişti. Ama o kayıtlar, çoktan güvenli ellere ulaşmıştı.

O gece gözüne bir damla uyku girmedi. Şehrin ışıklarının beyaza boyadığı tavanına bakarak, sabahın ilk ışıklarına kadar planını ilmek ilmek ördü. Selim’in iş dünyasındaki bağları, Merve’nin kariyer yaptığı o prestijli ajans... Her birinin zayıf noktaları, devasa bir satranç tahtası üzerindeki taşlar gibi zihninde yerli yerine oturuyordu.

Sabah olduğunda, yağmurdinmiş, yerini gri, basık ve kasvetli bir sabaha bırakmıştı.

Elif, üzerine giydiği kusursuz kesim siyah takım elbisesi, kulağına taktığı pırlanta küpeleri ve yüzündeki o dokunulmaz buzdan ifadeyle aynaya baktı. Aynadaki kadın, dünkü masum ve aldatılmış kızdan çok uzaktı; o, kendi krallığının celladına dönüşmüştü.

İlk durağı, Merve’nin çalıştığı reklam ajansı oldu. Şirketin cam kulelerinden içeri adını yazdırıp girdiğinde, resepsiyondaki kız onu her zamanki güler yüzüyle karşıladı. "Elif Hanım, hoş geldiniz! Merve’yi mi bekliyordunuz?"

"Evet," dedi Elif, sesi kusursuz bir sakinlik barındırıyordu. "Doğrudan yönetim kurulu katına çıkmam gerekiyor. Acil bir toplantımız var."

Elif, doğrudan genel müdürün odasına yöneldi. Kapıyı tıklatmadan içeri girdiğinde, içeride şirketin CEO’su ve masasında evrakları inceleyen Merve başlarını kaldırdı. Merve’nin gözleri, uykusuzluktan ve korkudan kıpkırmızıydı. Elif’i karşısında gördüğü an, kanı çekilmiş gibi sapsarı kesildi.

"Elif? Senin burada ne işin var?" dedi Merve, ayağa kalkmaya çalışırken dizleri titreyerek.

Elif, CEO’nun şaşkın bakışlarını umursamadan çantasından çıkardığı bir klasörü masanın üzerine, Merve’nin tam önüne bıraktı. Klasörün kapağı aralandığında, içindeki belgeler ve fotoğraflar sergilendi. Bunlar sadece bir dostluk ihanetinin kanıtı değil; aynı zamanda Merve’nin şirketin projelerini rakiplere sızdırdığını, Selim ile birlikte kurdukları o ticari manipülasyon ağını açıkça gözler önüne seren belgelerdi.

CEO, klasördeki kâğıtlara göz gezdirdikçe yüzü sertleşti. "Bu da ne demek oluyor Merve? Sen şirketin gizli verilerini dışarı mı sızdırdın?"

Merve hıçkırarak masaya doğru atıldı. "Hayır! Yalan! Bunlar sahte! Elif, sen ne yaptığını zannediyorsun? Beni mahvetmeye çalışıyorsun!"

Elif, Merve’ye doğru eğildi, gözlerinin ta içine bakarak coşkulu bir fısıltıyla konuştu: "Ben sadece hak ettiğin yeri sana teslim ediyorum Merve. Dün gece bana oynadığın oyunun senaryosunu beğenmemiştim, ben değiştirdim."

Aynı dakikalarda, şehrin diğer ucunda, Selim de hayatının en büyük şokunu yaşıyordu. Şirketinin hesaplarına gelen ani bir blokaj haberiyle güne başlayan Selim, tüm banka hesaplarının dondurulduğunu, arkasındaki büyük yatırımcıların ise tek tek çekildiğini öğrendi. Telefonu durmaksızın çalıyordu; ama arayanlar ortakları değil, onu köşeye sıkıştıran savcılığın tebligatçılarıydı.

Elif, ajanstan çıkıp arabanın arka koltuğuna oturduğunda, camdan dışarıdaki kalabalık şehre baktı. Yüzünde küçük, tatmin dolu bir tebessüm belirdi. Bu henüz başlangıçtı. Selim ve Merve, ihanetin bedelini sadece kalpleriyle değil, sahip oldukları her şeyle ödeyeceklerdi.

Ve Elif, o intikam ateşinin etrafında ısınırken, kalbinin kapılarını bir daha kimseye açmamaya yemin etmişti. Ya da o an öyle olduğunu sanıyordu... Ta ki o akşam, arabasının sileceklerine iliştirilmiş, üzerinde sadece tek bir cümle yazan o siyah zarfı görene kadar:

"Beni bu kadar kolay alt edebileceğini mi sandın, küçük meleğim? Oyun yeni başlıyor."

Elif’in nefesi kesildi. Savaş henüz bitmemişti; aksine, şimdi en tehlikeli ve en tutkulu evresine giriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.