Karanlığa gömülen evin içinde, telefonun beyaz ve keskin ışığı sadece üç insanı değil, aralarındaki tükenmiş geçmişi de acımasızca aydınlatıyordu. Elif’in cebine koyduğu o siyah ajanda, göğsünde taşıdığı en ağır yük değil, aksine eline aldığı en keskin silahsıydı. Yıllarca dost bildiği kadının ihaneti ve hayatına bir kurt gibi sızan adamın oynadığı bu alçakça oyun, genç kadının ruhundaki son yumuşaklık kalıntısını da kül etmişti.
Merve, duvara sırtını vermiş, hıçkırıklar içinde titriyordu. "Elif, yalvarırım dinle beni..." diye mırıldandı, sesindeki acı neredeyse gerçek gibiydi. "Her şey planladığımız gibi başlamadı. Yemin ederim... Önce her şey bir şakaydı, sonra kontrolden çıktı."
"Kontrolden çıkan ne Merve?" dedi Elif, sesi o kadar sakindi ki, odadaki fırtınanın uğultusunu bile bastırıyordu. Adımlarını yavaşça Merve’ye doğru atmaya başladı. Yüzündeki o buz gibi tebessüm, karşıdakileri ürkütmeye yetiyordu. "Benim hayatım mı? Benim duygularım mı? Yoksa ikinizin arkamdan çevirdiği o ucuz dolaplar mı?"
Selim, kollarını göğsünde kavuşturmuş, köşede durarak bu sahneyi izliyordu. Yüzündeki o kibirli maske hâlâ yerindeydi ama gözlerinin derinliklerinde ilk defa hafif bir şaşkınlık pırıltısı belirmişti. Elif’in yıkılıp ağlamasını, yalvarmasını bekliyordu. Lakin karşısında gördüğü şey, acı çeken bir kız değil, bilenmiş bir intikam meleğiydi.
"Beni küçümsediniz," dedi Elif, ikisinin tam ortasında durarak. Başını dikleştirdi, gözlerini önce Selim’in, ardından Merve’nin yüzünde gezdirdi. "Saf bir kız bulduğunuzu ve onunla dilediğiniz gibi oynayabileceğinizi sandınız. Benim sevgimi, dostluğumu bir piyona çevirdiniz. Ama unuttuğunuz bir şey var; bir kadını kandırdığınıza inandığınız an, aslında onun size ne zaman ihanet edeceğini bilmediğiniz en büyük hatayı yaparsınız."
Selim, hafifçe öne doğru bir adım attı. Yüzündeki o tehlikeli cazibeyle, "Güzel konuşuyorsun Elif," dedi, sesi alçak bir fısıltı gibi çıktı. "Peki şimdi ne yapacaksın? Polise mi gideceksin? Yoksa bu ajandayı döküp ağlayacak mısın? Elinde somut ne var? İkimizin imzasını taşıyan resmi bir suç mu, yoksa sadece senin kuruntularınla doldurduğun bir defter mi?"
Selim haklıydı. Hukuki olarak o defterin pek bir geçerliliği yoktu. Ama Elif’in planı mahkeme salonlarında kurulmuyordu.
Elif, cebinden çıkardığı telefonu kaldırdı ve ekrandaki kayıt tuşunu gösterdi. "Polise gitmeyeceğim Selim. Sizi mahkemeye de vermeyeceğim. Çünkü adalet, sizin gibi insanlara çok hafif gelir." Telefonun ekranındaki yeşil ışık yanıp sönüyordu. "Odaya girdiğimiz andan itibaren konustuğunuz her kelime, Merve'nin itirafları, ikinizin yüzündeki o suçluluk ifadeleri... Hepsi şu an cloud sistemine yükleniyor. Ve sadece bende değil, aynı zamanda güvendiğim birkaç avukat dostumun da mail kutusuna düşmek üzere."
Merve’nin rengi tamamen kül rengine döndü. "Ne? Sen... sen bunu ne zaman yaptın?"
"Siz bana oyun oynarken, ben kuralları öğreniyordum," dedi Elif, sesindeki sertlik odadaki havanın sıcaklığını biraz daha düşürdü. "Şimdi sıkı durun. Çünkü bu sadece başlangıç. İşinizi, kariyerinizi, sosyal çevrenizi... Hayatınızda değer verdiğiniz ne varsa, teker teker ellerinizden alacağım. Tıpkı benim güvenimi aldığınız gibi."
Selim’in yüzündeki o rahat ve kibirli gülüş, aniden buz kesti. Adamın kaşları çatıldı, gözlerindeki o sakin maske sıyrıldı ve yerine gerçek bir öfke oturdu. "Sen ne yaptığının farkında mısın?" diye gürledi Selim, üzerine doğru bir hamle yaparak. "Beni alt edebileceğini mi sanıyorsun? Sen kim oluyorsun da benimle oyun oynuyorsun?"
Elif bir milim bile geri adım atmadı. Aksine, Selim’in gözlerinin içine dik dik baktı. "Ben, yıkıntılarımın arasından doğan o kadırım Selim. Ve bu gece, ikinizin de hayatındaki o büyük kabus olmaya geldim."
Tam o sırada, dışarıdaki fırtınanın şiddetiyle evin ana sigortası büyük bir gürültüyle attı ve odadaki son telefon ışığı da bataryanın bitmesiyle karardı. Ev, dışarıdan gelen şimşeklerin anlık çakışmaları dışında tamamen karanlığa gömüldü.
Karanlığın içinde, ne Merve’nin hıçkırıkları ne de Selim’in öfkeli solumaları duyuluyordu. Sadece dışarıdan gelen yağmurun kulakları sağır eden uğultusu kalmıştı. Elif, karanlığın içinde sessizce geriye doğru bir adım attı ve kapıya yöneldi.
O kapıdan çıktığı an, artık eski Elif olmayacaktı. Aşkın, ihanetin ve intikamın o ince çizgisinde yürümeye başlamıştı ve bu savaşta zafer kazanana kadar kimseye merhamet etmeyecekti.