İçeriğe geç

If We Meet Again

Bölüm 3 · 8 dk okuma

If We Meet Again

Bölüm 3

0.2

Arabanın içi Vera'nın sorduğu sorular dışında sessizdi. Radyo kapalıydı, motorun sesi bile sanki kısılmıştı. Nida direksiyonu tutan ellerinin gereğinden fazla gergin olduğunu fark etti ama gevşetmedi. İçinde gereksiz bir huzursuzluk vardı ama bunu kızı için heyecanlandığını varsayarak kenarıya bıraktı. Arka koltukta Vera ayakkabılarının ucunu birbirine vuruyor, koltuğunda ileri geri sallanıyordu. Parmakları montunun fermuarıyla oynuyor, sabırsızlığını saklayamıyordu. "Anne okulumda oyuncak olucak değil mi?" Nida dikiz aynasından kızına baktı. Gülümsedi "Hemde bir sürü olucak birtanem, orada bir sürü oyuncak, boya kalemleri ve defterlerde olucak." "Arkadaşlarım da olucak mı anne?" "Tabi ki de bir sürü arkadaşın olucak. Arkadaşların ve öğretmenlerin ile bir sürü oyun oynayacaksınız." "Kaç tane öğretmenim olucak peki?" "İki tane olucak diye tahmin ediyorum. Birisi sizinle ilgilenecek sizinle oyun oynayacaksınız." Küçük olan annesinin sözünü tamamlayamadan kesmişti. "Diğer öğretmenim peki? Onunla oynamayacak mıyız?" Nida, kızının sabırsızlığına gülmüş ve devam etti. "Onunla da oynayacaksınız tabi ama diğer öğretmenin ile daha fazla oynayacaksınız. Çünkü birisi size farklı bir dilde öğretecek." "Neden ki? Ben zaten Türkçe'de biliyorum İngilizce'de." "Evet bebeğim biliyorsun ama burada bazı insanlar farklı bir dil daha konuşuyorlar. O insanlarla daha iyi anlaşmanız ile öğretecekler." Türkiye'de yaşamıyorlardı. Nida, kızına hamileyken Hollanda'ya taşınmışlardı. Bu taşınma olayı onların özgürlüklerini sağlamıştı. Bu şekilde Vera soru sormaya devam etmiş. Nida ise kızının sorularına cevap vermişti. Nida arabayı anaokulunun önüne çekip kolayca park etti. Bina tam da olması gerektiği gibiydi; renkli ama abartısız, çocukların kahkahaları ile doluydu. Arabadan ikiside indiklerinde Nida kızının çantasını alırken Vera ise okulunu meraklı gözlerle inceliyordu. Ta ki gelen kişileri gördüğünde yüzündeki meraklı ifade yerini büyük bir gülümseme aldı. "Baba!" Vera, babasına yani Mert'e koştuğunda adam gülümseyerek tek dizinin üzerine çökmüş ve ona koşan minik beden için kollarını açmıştı. "Bebeğim." Kollarını kızına dolayıp ayağa kalktıktan sonra kızının kahverengi saçlarına birkaç öpücük bıraktı. Vera ise kollarını babasının boynuna dolamıştı. "Vera çok güzel olmuşsun!" Lucas gülümseyerek eşinin kucağındaki kıza baktı. Veraysa bu iltifata kısık sesle teşekkür etmiş ve yanakları kızararak saklandı babasının boynuna. Nida elindeki küçük çantayla yanlarına geldiğinde Mert başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Aralarında söylenmemiş ama anlaşılmış bir konuşma geçti. Bugün kızları için önemli bir gündü, gerisi önemsizdi. “Hazır mıyız küçük hanım?” dedi Mert, kızını yere indirirken. Vera ayaklarının yere değmesiyle bir an duraksadı. Okula baktı, sonra annesine. Nida hemen kızının elini tuttu. O küçük el, annesinin avucuna sığdı. Sıcaktı eli ama heyecanlı olduğu içinde biraz terliydi. Birlikte kapıya doğru yürüdüler. Nida Vera’nın elini tuttu, Mert diğer yanında yürüyordu. Lucas birkaç adım gerilerinde ama gözleri hep üzerlerindeydi. Kapının önünde kısa bir duraksama oldu. Vera içeri baktı. Çocuk sesleri vardı; ağlayanlar, gülenler, annesinin eteğine tutunanlar… İlk gün herkes biraz kaybolurdu. Vera aslında bu kadar gergin bir çocuk değildi ama etrafındaki yaşıtlarının bir çoğunun ağlaması onu da etkilemişe benziyordu. “Anne,” dedi Vera, başını kaldırıp, “burada olacaksın değil mi?" “Ben buradayım,” dedi yumuşakça. Güven verircesine kızının elini hafifçe sıktı. Mert eğilip kızının saçlarını okşadı. “Biz hemen burada olacağız,” dedi. “Merak etme.” Bu şekilde üç yetişkin en küçüklerini rahatlatmaya çalışmış ve onu güldürmeyi başarmışlardı. Tam o anda kapı açıldı. Sınıfın kapısında olan kadının sesi sıcak ve sakindi. “Günaydın, hoş geldiniz.” Nida sesi ilk duyduğunda nedenini bilmediği bir şekilde irkildi.Tanıdık değildi. Ama yabancı da gelmemişti. Gözlerini kaldırdı, karşındaki kadına baktı. Kadının sarı kısa küt saçlara, yeşil gözlere ve sıcak bir gülümsemeye sahipti. “Ben Alara.” Vera annesinin elini biraz daha sıktı. Nida fark etti ama hiçbir şey söylemedi. Gözleri hâlâ kadının üzerindeydi. İsmi duyduğunda sessizce yutkundu. Bu ismi kesinlikle biliyordu ama o olduğunu düşünmüyordu. Dünya'da bir çok bu isimde olan kadın vardı. Alara çocuklara sıcak bir gülümseme ile bakmaya devam ederken sözlerine devam etti. “Bugün birlikte ilk günümüz,” dedi. “Birlikte oyun oynayacağız, resim yapacağız ve yeni şeyler öğreneceğiz.” “Şimdi,” dedi Alara, “anneler ve babalar kapıda kalacak. Ama merak etmeyin, hepsi sizi almaya geri gelecek.” Vera yanındaki üç yetişkine baktı. Nida eğildi, kızının saçlarını düzeltti. “Ben buradayım,” dedi fısıltıyla. “Sonra geleceğim.” Vera başını salladı. Elini yavaşça annesinin elinden çekti ve diğer çocukların yanına geçti. Küçük adımlarla, ama kararlı. Alara kapıyı açık bırakarak çocukları sınıfa aldı. İçeriden çocukların konuşmaları, küçük sandalyelerin gıcırtısı geliyordu. Kapı kapandığında Nida istemsizce bir adım geri attı. Her şey normaldi. Ama kalbi olması gerekenden biraz daha hızlıydı. Mert kolunu Nida’nın omzuna koydu. “İyi olacak,” dedi. Lucas da başını salladı. “İlk günler hep böyledir.” Nida gülümsedi.“Biliyorum,” dedi. “Sadece… alışmak zor.” Bir süre daha kapının önünde durdular. Sonra yavaşça dağıldılar. Herkes kendi hayatına dönüyordu. Nida da öyle yaptı. ••• Hastanenin koridorları her zamanki gibi beyaz ve soğuktu. Nida sandalyesine oturduğunda sabahki sesi yeniden kulağında yankılandı. Günaydın, hoşgeldiniz. Basit bir cümleydi. Her gün yüzlerce kez duyulabilecek türden. Ama o sesi bir yerinden tanıyor gibiydi. Alara. İsmi düşündü. İsimler her zaman bir şey çağrıştırırdı ama bu sefer çağırdığı şey yarım kalmıştı. Nida kaşlarını çattı. Kendine kızdı. Saçmalıyorsun, dedi içinden. Yıllar geçti. Ellerini masanın üzerine koydu. Derin bir nefes aldı. Herkesin hayatında bir “ilk” vardı. İlk korku, ilk hayal kırıklığı, ilk sevgi. Ama ilkler geçmişte kalırdı. Kalmalıydı. “Hayır,” diye fısıldadı neredeyse. “O olamaz.” Mantığı buna izin vermiyordu. Alara bir anıydı. Bir isimdi. Bir ihtimaldi. Şimdi karşısına çıkacak biri değildi. Masanın üzerindeki dosyalarını düzeltirken kapı birden, neredeyse çarparak açıldı. “Günaydııın!” Elodie’nin sesi odaya girdiği anda, sanki havadaki ağırlık bir anlığına dağıldı. Elinde iki kahve bardağı vardı, biri kapağı yarı açık şekilde tehlikeli biçimde sallanıyordu. “Bunları dökmeden buraya kadar getirebildiysem günüm güzel geçecek demektir,” dedi gülerek. Nida başını kaldırdı. Elodie’yi görünce istemsizce gülümsedi. “Eğer bunu deyip anında dökersen çok dalga geçerim." “Hayır,” diye itiraz etti Elodie ciddiyetle. “Bu sefer zorbalayamacaksın beni, dökmedim ve hiç dökmeyeceğim." "Ben mi zorbayım?" gülerek başını hafifçe olumsuz anlamda salladı Nida. "Hayatında hiç zorba tanımamışsın." Cidden de dökmeden bardaklardan birini masaya bıraktı Elodie, diğerini Nida’ya uzattı. “İlk gün kahvesi,” dedi. "İçtiysen bile ilk kahveni içiyormuş gibi yapacaksın artık." elindeki kahvesi ile rahatça koltuklardan birine oturdu. Arkadaşının durgunluğu gözünden kaçmamıştı. "Dalgınsınız doktor hanım," kahvesinden bir yudum alıp bardağı sehpaya kattı ve rahatça oturduğu koltuğa yaslanıp bacak bacak üstüne attı. "anlat bakalım neler oluyor." Derin bir nefes aldı Nida. Elodie ile ilk başta komşuydular. Nida, Mert'ten boşandıktan sonra kendine bir ev satın almıştı kızı ile odaya yerleşmişti. Karşı dairede ise Elodie yaşıyordu. Bu şekilde tanışmışlardı. Sonra ise Nida, Elodie'nin çalıştığı hastanede çocuk&ergen psikiyatrisi olarak çalışmaya başladığında ikili daha da yakın olmuşlardı. "Biliyorsun bugün Vera'nın okulunun ilk günü." "E ne güzel işte bunun için sevinmen gerekmiyor mu? Öğretmenlerimi sevmedin yoksa?" Kahve bardağının kenarı ile oynarken konuştu. "Yok ondan değil. Öğretmenlerden birisi bana çok tanıdık geliyor." Kaşlarını kaldırdı Elodie. "Tanıdık mı?" Başını hafifçe olumlu anlamda salladı Nida lafına devam etti. "Kadının adı Alara." Elodie duyduğu isim ile şaşırdı. Nida'nın hayat hikayesini tabi ki de biliyordu. "Alara mı? Clara olmasın yanlış duymuş olabilir misin?" İstemsizce güldü Nida. "Saçmalama Elodie, Alara ile Clara ismini karıştıracak kadar aptal mıyım?" Sonunda kahvesinden bir yudum aldı. "Ne gayet de karıştırmış olabilirsin," dedi Elodie. "ama karıştırmadığını varsayarak konuşmuyorum büyük ihtimalle senin Alara değildir o kadın. Kaç yıl geçmiş aradan Türkiye'den Hollanda'ya niye gelsin. Çoktan evlenip çoluk çocuğa karışmıştır." Nida'nın bu ihtimal ile yüzü istemsizce düşmüştü. Elodie'nin düşüncesi kesinlikle hoşuna gitmemişti. Elodie ise arkadaşının yüzüne baktığında hoşuna gitmediğini anladığında lafı geri çevirmeye çalıştı. "Yani tabi bunlar birer ihtimal canım. Evlenmemişte olabilir." "Yani..." kahvesinden bir yudum almadan önce mırıldandı Nida. "... Bir ihtimal." Lütfen evlenmemiş olsun, lütfen. ••• Sınıf, çocukların renkli kalem sesleri ve kendi aralarında olan konuşmaları ile doluydu. Küçük eller kağıtların üzerinde geziniyor, masaların üstü dağınık ama keyifli, samimi bir ortam vardı. Alara, sınıfın ortasında ayakta durup çocukları izledi. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı ama aklı biraz uzaktaydı. Kapının önünde sabah onu Nida'yı gördüğü andaydı hâlâ. Onu ilk gördüğü saniye tanımıştı. Aradan yıllar geçmişti ama bazı yüzler zamana direnirdi. Alara bunu kabullenmek istemese de kalbi hemen tanımıştı onu. Yanındaki küçük kızla beraber okula girişi, duruşu, yüzündeki olgunluk… Ve en çok da yalnız olmayışı. Evli… diye geçirmişti içinden. Ya da en azından öyle görünüyordu. Bu düşünce, Alara’nın içine oturmuştu. Sebebini kendine bile tam açıklayamıyordu ama canı sıkılmıştı işte. Beyni ona “geçmişte kaldı” diyordu, kalbi ise onu hiç dinlemiyordu. Tam o sırada, Vivica elinde bir kahveyle yanına yaklaştı. Rahat tavırları, umursamaz gülümsemesiyle Alara’nın yanına yaslandı. “Bayağı dalmışsın,” dedi yüzündeki sırıtışla. “Çocuklar Picasso olacak, sen farkında değilsin.” sonra ise onun için getirdiği kahveyi sarışın kadının eline tutuşturdu. Alara hafifçe gülümsedi. “Yok, iyiyim. Sadece… düşünüyordum." Vivica, kaşlarını kaldırıp onu süzdü. “Hımm. Sabahki kadını diyorsun.” Alara başını çevirip ona baktı. “Bu kadar belli mi?” “Alara,” dedi Vivica gülerek, “sabah sınıfa girdiğinden beri üç kere aynı çocuğun resmine baktın." Alara istemsizce güldü ama hemen ardından bakışları yumuşadı. “Onu tanıyorum." “Tanıyor musun?” Vivica’nın sesi hafif alaycıydı. “Kimmiş bu kadın, sen tanıyorsan bende tanıyorumdur." Vivica ile Alara üniversiteden beri arkadaşlardı. İkisi de birbirlerinin geçmişlerini biliyor hatta birlikte yaşıyorlardı. "Nida buraya gelmiş vivica." Sessizce mırıldandı ve yeni tanıştığı arkadaşları ile konuşup resim çizen küçük kıza baktı. "Evlenmiş hatta kızı bile olmuş."

Vivica çocuklara merakla baktı. "Hangisi?" Sonra ise arkadaşına geri döndü. "Şu iki de bir yanına gidip resmine baktığın kız mı?" Hafifçe başını olumlu anlamda salladı Alara. Kızı ona ne kadar çok benziyor, diye düşündü. Vivica omuz silkti, kahvesinden bir yudum aldı. “Ee? Sana kız mı kalmadı Alara? Hatta istersen şuan ayarlarım bir tane. Yani beni istersin biliyorum ama sarışınlara öncelik vermiyorum." Alara bu kez gerçekten güldü. “Ciddi olamaz mısın biraz?” “Ben gayet ciddiyim,” dedi Vivica rahatça. “Hem geçmiş geçmişte kalır. Hem belki evli bile değildir. Belki ablasının çocuğudur. Ya da komşunun.” Alara bir an durdu. Bu ihtimaller aklına gelmemişti. Ama yine de başını salladı. “Bilmiyorum… Onu burada görmek garip hissettirdi.” Vivica, Alara’nın omzuna hafifçe dokundu. “Belki de o kadın Nida bile değildi. Dünya küçük bir yer herkes herkese benziyor." Alara alayla gözlerini devirdi. "Saçmalama, onu tanımayacak kadar aptal değilim." Vivica gözlerinin önüne gelen kıvırcık saç tutamlarını kulağının arkasına almaya çalışırken konuştu. "Öyle olsa bile ne yapacaksın Alara? Kapısına dayanıp, ben senin eskiden sevgilindim hatırladın mı beni?, diyeceksin kadına o hayatını kurmuş bir kere sende kendi hayatına bak." Sessizce nefes aldı Alara. Vivica'nın haklı olmasından kesinlikle nefret ediyordu. "Çok konuşuyorsun ya." Kollarını göğüsünde kavuşturmuş ve sarışın kadına baktı Vivica. "Haklı olmamı çekemiyorsun." O sırada bir çocuk seslendi: “Öğretmenim, resmim olmuş mu? Bakabilir misiniz?" Alara kahve bardağını tekrar Vivica'nın eline tutuşturdu ve eğilip çocuğun yanına çömeldi, profesyonel gülümsemesi yüzüne yerleşti. “Tabii ki bakarım.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.