Nida yine aynı gecedeydi. Zaman, duvar saatinin tıkırtısında asılı kalmış gibiydi. Oda karanlıktı ama karanlık güven vermiyordu; aksine her gölge bir sır gibi üstüne çöküyordu. Perdelerin arasından sızan sokak lambası, duvarlara titrek bir sarılık bırakıyordu. Yatağın içinde dizlerini göğsüne çekmişti. Ellerinde telefon, parmakları telaşlı ve titrek. Ekranda yine aynı kişinin ismi vardı. Biricik gizli sevgilisi Alara. Fakat tıpkı yıllar öncesi gibi yazdığı mesajların son mesajları olacağını bilmiyordu. Nefesini tutarak yazıyordu. Harfler aceleyle, korkuyla diziliyordu. Sanki biri nefes alışını duyacakmış gibi kalbi kulaklarında çarpıyordu. Gelen mesaj ile istemsizce gülümsedi. "Bebeğim saat geç olmadı mı? Ayrıca yarın sınavında var. Uyuman gerek." Ondan sadece iki yaş büyüktü Alara. Gerçekte yüzünü bir kere bile görmemiş, bir kere bile sarılamamıştı ama Alara ne kadar uzakta olsa da Nida'ya olan sevgisini kelimelerle göstermişti. Önemli olan bu değil miydi zaten? Yanında olup sevgisini göstermeyen ya da gösteremeyen birisi mi daha iyiydi yoksa kilometrelerce uzakta olup sevgisini iliklerine kadar hissettiren birisi mi daha iyiydi? Cevap yeterince belliydi. Nida'nın parmakları klavyede hızla dolaştı. Kolaylıkla uzun mesajı saniyeler içinde yazmıştı. "Biliyorum yatmam lazım ama seninde sınavın var geçe kalma sende." Mesajı göndermişti. Biliyordu ki sevgilisi uyumuyor çoğunlukla sosyal medyada geziyordu. İkinci mesajı yazmaya başladı. "Yarın sabah yazabilir miyim bilmiyorum ama şimdiden başarılar dilerim sevgilim. Çok seviyorum seni iyi geceler benli rüyalar gör 🤍" Gülümseyerek yazdı bu mesajı Nida. Beklemeden gönderdi de sevgilisine ama o an koridorda ayak sesleri duyuldu. Nida’nın içinden bir şey koptu o an. Telefonu yorganın altına saklamaya çalışırken kapı aniden açıldı. Işık, bıçak gibi odaya doldu. Annesinin yüzü gölgelerden çıktı; sert, yorgun ve affetmeyen. "Nida." O tek kelime… Ne bağırış vardı ne çığlık. Ama sessizlik daha ağırdı. Annesinin bakışları telefona, sonra Nida’nın yüzüne indi. Hayal kırıklığı mıydı, öfke mi, yoksa ikisinin karışımı mı? Ayırt edemiyordu. Ellerinin titrediğini ,vücudunun daha da ısındığını fark etti, terliyordu. "Anne, bak ben cidden uyuyamadım o yüzden bakıyordum telefona ama uyuyacaktım şimdi ye-" Nida cümlesini tamamlayamadan yediği tokat ile odaya acı dolu bir inleme bıraktı. Yanağında kadının parmak izlerinin çıktığına adı gibi emindi. Kahverengi gözleri istemsizce dolmuştu. "Kapa çeneni." Annesinin sesi ile irkildi. Yanaklarından yaşların süzüldüğünden bile habersizdi. Gözlerini kapattı. Titrek bir nefes aldı ama gözlerini açtığında bu sefer yatağında değildi. Ayaktaydı evlerindeki salonlarındaydı. Babasının öfkeli gözlerini gördüğünde yutkundu. Başı dönüyordu, elleri pijama üstünün uçlarını sıkıyordu. "Sen bizim başımıza gelen bir ibneden başka bir şey değilsin. Bu mesajlar ne, orospu mu oldun başımıza!?" Acımasız, kırıcı sözleri duyduğunda ayakta kalamayacağını hissetti. Sadece boğulduğunu hissediyordu ama düşündüğü gibi yere düşmedi veya bilincini kaybetmedi. Fakat bağırışlar burada da bitmedi. "Yok olmayacak öldüreceğim ben bunu. Öfkemi ancak öyle atabilirim." Yüzünü sıvazlayarak geriye çekildi babası. Babası her zaman sinirli bir adam olmuştu ama onu ilk defa böyle görüyordu. Adam gördüğü sandalyeyi kaptığı gibi kızının üzerine yürüdü. Nida üzerine gelen babası ile hızla geriye adımlayıp duvara dönmüştü, sırtını ise babasına. Gözlerini sıkıca kapatmış ve yıllar öncesi gibi kaderine razı gelmişti... ••• Yataktan sıçrayarak kalktı Nida. Gözleri odasında korkuyla gezdiğinde gerçeği yavaş yavaş kavradı, rüya görmüştü. Titrek derin bir nefes aldı. Nefesi gibi titreyen elleriyle alnındaki teri sildi. Saate baktığında alarmının çalmasına yaklaşık 42 dakika vardı. Bu sırada ayak sesleri rüyasında olduğu gibi kapıya yaklaştı. Nida bu sefer gelenin annesinin olmadığını çok iyi biliyordu. Gelen kişi onun küçük kızı Vera'dan başkası değildi. Kapıyı araladı minik beden. Başını kapı aralığından geçirmiş ve annesinin uyanık olduğunu gördüğünde gülümsedi. "Anneciğim, günaydın." Vera, uykusundan yeni uyandığı belliydi. Kahverengi saçları dağınıktı ama gözleri yeni uyanmasına rağmen tamamen açıktı. Yüzünde masum bir heyecan vardı. O günün önemini bilen bir heyecan. Küçük beden yatağına çıktığında tüm korkusunu bir kenarıya bıraktı Nida. Kendisine çekti kızını kollarını ona doladı ve şakağına bir öpücük bıraktı. "Günaydın güzeller güzelim. Bugün erkenciyiz bakıyorum." Yüzündeki gülümseme ile annesine baktı Vera. Nida ise kızının dağılmış kahverengi tutamlarını kulağının arkasına alırken gülümsemesini korudu. Kızının sıcaklığı, rüyanın soğukluğunu yavaş yavaş eritmişti. "Gece hep uyanıp durdum anne, şimdi uyandığımdaysa bir kere daha uyumak istedim ama olmadı. Hem biliyor musun rüya da gördüm. Peki anne sen gördün mü bugün rüya?" Nida'nın yüzündeki gülümseme hafifçe soldu. Yutkundu ama yinede yüzündeki tebessümü kaldı. "Gördüm birtanem." "O yüzden mi erken uyandın anne?" Küçük olanın sesi endişeli çıkmıştı. Annesinin çoğu zaman rüya gördüğünü ve bundan rahatsız olduğunu biliyordu. Nida ise kızının sorusuna cevap olarak sadece başını olumlu anlamda salladı. "Peki yine korktun mu anne?" Kızının endişeli sesini duymayı sevmiyordu Nida. Vera'nın gülmesini, neşeli olmasını istiyordu, orkmasını veya ağlamasını değil. Onun küçüklüğünü yaşamasını istemiyordu. Gülümseyerek kızının iki yanağını da öptü. "Korkmadım birtanem, Hem demek ki rüya gördün. Anlatmak ister misin anneye?" Vera'nın az önceki endişeli hâli, bu sefer heyecanlı bir gülümsemeye bıraktı. Küçük beden yatakta doğruldu, gözleri parladı. “Ben rüyamda okulumu gördüm anne,” dedi hevesle. “Ama sınıf çok büyüktü. Çok fazla çocuk vardı. Biraz korktum ama sen de kapıdaydın.” Nida, kızının saçlarını okşarken başını ona doğru eğdi. "Beni görmesen de her zaman yanındayım,” dedi. “Bunu bil yeter.” Vera bunu duyunca gülümsedi, aslında annesinin dediklerinden pek bir şey anlamamıştı ama bunu pek sorgulamadı, yatağın kenarından aşağı atladı. Ayakları yere değer değmez koşmaya başladı; heyecanı bedenine sığmıyordu. “Kahvaltı yapacağız değil mi? Erkenden yapıp okuluma gitmek istiyorum!” Nida hafifçe güldü. Yataktan kalkarken rüyanın ağırlığı omuzlarında hâlâ duruyordu ama Vera’nın sesi o ağırlığı biraz olsun hafifletmişti. Üzerine hırkasını alıp mutfağa geçti. Mutfak sabahın ilk ışıklarıyla doluydu. Duvarda asılı olan küçük saat, düzenli bir şekilde ilerliyordu. Çaydanlıkta su kaynamaya başlamıştı. Nida tost makinesini çalıştırırken bir an durdu. Elleri tezgâha dayalı hâlde derin bir nefes aldı. Bugün Vera’nın ilk günüydü. Kendi çocukluğunun aksine, bu sabah bağırışsızdı. Kırılmamış eşyalar, yükselmeyen sesler vardı. Sadece kızının mutfakta heyecan ile sorduğu sorular ve fincanların hafif tıkırtısı... Vera sandalyesine oturduğunda ayakları yere değmiyordu. Bacaklarını sallarken Nida’ya baktı. “Anne, sen bugün birlikte gideceğiz ya babam ve Lucas abi'de gelirler mi?" “Tabi ki de,” dedi Nida. “Ama dersin bittiğinde büyük ihtimalle ben seni almaya geleceğim birtanem biliyorsun ikisinin iş yerlerinde olması gerek." Vera başını salladı, ciddi bir ifadeyle. “Tamam. Siz giderken ağlamayacağım." Nida kızının yanına çömeldi. Bugün kızının anaokuluna başlamasının ilk günüydü. Ağlaması veya korkması gayet normal bir şeydi. Hafifçe gülümsemiş, kızının küçük ellerini avuçlarının arasına aldı. “Ağlarsan da olur,” dedi yumuşakça. “Korkarsan da. Bunların hepsi normal.” Vera bir an düşündü, sonra gülümseyerek annesine sarıldı. “Sen olduğun için korkmayacağım anne." dedi fısıltıyla. Nida gözlerini kapattı. Kollarını tıpkı küçüğünün yaptığı gibi ona doladı. O an, geçmişin gölgeleri mutfağın kapısında kalmış gibiydi. Vera’nın sıcaklığı, yıllar öncesinin soğuk gecelerine bir cevap gibiydi. Saat ilerlerken Nida, Vera’nın çantasını son kez kontrol etti. Defter, boya kalemleri, küçük suluğu… Her şey yerindeydi. Vera montunu giyerken aynanın karşısında durdu, fermuarı kapatmaya çalışırken dili hafifçe dışarı çıktı. “Anne,” dedi birden, “ben büyüyünce senin gibi olmak istiyorum." Büyük kahverengi gözler Nida'ya bakarken resmen parlamıştı. Nida ise kızının dediği şey ile eli havada kaldı. Kızına baktı. Bir şey söylemedi; sadece gülümsedi ve montunun yakasını düzeltti. “Hazır mıyız bakalım?” dedi. Kapıdan çıkmadan önce Nida ışıkları kapattı. Ev, ardında bırakılan sıcak bir nefes gibiydi. Duvarlarda kalan sesleri, sabahın telaşını, kızının ayak izlerini geride bıraktı. Arabaya bindiklerinde Vera koltuğuna oturdu, ayakları yine yere değmiyordu. Camdan dışarı bakarken camı buğuladı, parmağıyla anlamsız şekiller çizdi. Nida arabayı çalıştırdı. Motorun sesi, evde kalan sessizliği bastırdı.
Bölüm 2
0.1
