Sınıf, günün sonuna yaklaşırken daha sakindi. Sabahki karmaşadan eser yoktu artık. Bazı çocuklar halının üstünde legolarla oynuyor, bazıları masalarda resim yapmaya devam ediyordu. Boya kalemlerinin sesi, alçak fısıltılar ve arada yükselen çocuk kahkahaları… Alara için tanıdık bir olaydı bu. Elindeki kağıtlarla masalar arasında dolaşıyordu. Her çocuğun resmine tek tek bakıyor, bazen eğilip sorular soruyordu: “Bu kim?” “Bu ne?” “Ne güzel renkler seçmişsin.” elinden geldiğince çocukları çabucak tanımaya çalışıyordu. Sıra Vera’ya geldiğinde Alara hafifçe duraksadı. Küçük kız masasında oturmuş, dilini hafifçe dışarı çıkarmıştı; resmine son dokunuşları yapıyordu. Kağıdı Alara’ya uzattığında, gözlerinde gururlu bir parıltı vardı. Alara kağıda baktı. Resimde dört figür vardı. İki yetişkin adam, el ele tutuşmuştu. Yanlarında bir kadın ve küçük bir kız da yine el eleydi. Hepsinin yüzleri gülümsüyordu. Figürlerin üstünde kocaman, sarı bir güneş vardı. Alara resme bir an fazla baktığını fark etti. Sonra kendini toparladı, diz çöküp Vera’nın seviyesine indi. “Bana anlatmak ister misin?” dedi yumuşak bir sesle. “Resmindeki kişiler kim?” Vera hiç düşünmeden konuştu. “Bu benim babam Mert,” dedi, parmağıyla ilk adamı göstererek. “Bu da benim Lucas abim öğretmenim biliyor musunuz Lucas abim ile babam evli bu yüzden benim iki babam oluyor ama Lucas abim ona abi dememin daha doğru olduğunu söyledi.” Alara’nın kaşları, farkında olmadan çok hafif kalktı. Vera devam etti. “Bu da annem,” dedi bu sefer kadını göstererek. Sonra küçük figüre dokundu. “Bu da benim.” Alara yavaşça gülümsedi. “Ne güzel bir aile,” dedi. Ses tonu sakindi ama içindeki düşünceler hiç öyle değildi. Evli değil. Bu bilgi, beklemediği bir yerden gelip göğsünün ortasına oturmuştu. Nida evli değildi. Yanındaki adamlar… kızının babasıydı ve onun eşi. Parçalar yavaş yavaş yerine oturuyordu. Sabahki görüntü, hissettiği duygular yanlıştı. Alara başını salladı. “Çok güzel çizmişsin Vera,” dedi. “Hepsi çok mutlu görünüyor.” Vera gurur ve mutlulukla gülümsedi. Alara ayağa kalktığında kalbinin biraz daha hızlı attığını fark etti. Bu kendine kızacağı türden bir histi ama engelleyememişti. ••• Hastanenin saatleri, Nida için bugün özellikle yavaş geçiyordu. Randevularını bilerek erkene almıştı. Kızının çıkış saatine yetişmek istiyordu. Son hastasını uğurladığında saate baktı. Tam zamanındaydı. Dosyalarını toparlarken kapı çalınmadan birisi girmişti. Nida başını kaldırmadan kimin geldiğini anlamıştı bile. Gelen kişi Elodie'den başkası olamazdı. “E doktor hanım bitti mi randevularınız?" neşeyle konuştu. Üzerinde önlüğü yerine paltosu vardı, elindeyse çantası. Belli ki onunda günü bitmişti. “Bitti,” dedi Nida. “ama Vera’yı almam lazım.” “Birlikte gidelim." dedi hemen "Teyzesi olarak yeğenimi bende alayım." Elodie, Nida'nın gerçekten kız kardeşi değildi ama aralarındaki bağ, kan bağı denen şeyi önemsizleştiriyordu. Nida üzerindeki önlüğünü çıkarırken Elodie'ye baktı. "Bitti mi ki işin? Hep benden daha sonra çıkarsın." "Hastamın biri şehir dışına çıkmış. Ya sen beni boşver çocuk ağaç oldu okulda hadi artık bir toparlanamadın." "Bu şekilde daha da telaşlandırıyorsun, üzerimdeki baskı ile nasıl toparlanayım ben." "Of iyi tamam bir şey demiyorum." Bu şekilde atışarak sonunda Nida'nın odasından çıktılar ve birlikte otoparka indiler. Nida’nın arabasına bindiklerinde Elodie emniyet kemerini takarken etrafa bakındı. “Bu arada,” dedi, “akşam yemeğinde bendesiniz itiraz istemiyorum." Nida gülümsedi. "İşime gelir evde yemek yoktu." ••• Anaokulunun önü, çıkış saatinde yine hareketlenmişti. Çocuklar koşuyor, bazıları ağlıyor, bazıları ebeveynlerine anlatacak yüzlerce şey biriktirmiş gibiydi. Nida arabayı park ettiğinde Elodie çoktan etrafı süzmeye başlamıştı. “Hepsi de ağlıyor,” dedi. “içim karardı resmen." Nida arkadaşının sözlerine güldü ama dikkati kapıdaydı. İkili okulun içine girdiklerinde Elodie girişin biraz ilerisinde durmuştu. "Ben burada bekleyeceğim. Gelirsiniz." Nida başını hafifçe olumlu anlamda sallamış ve kızının sınıfına ilerlemişti. Elodie ise sırtını mavi renge boyanmış duvara yasladı. Telefonu ile uğraşırken tıpkı onun yaptığı gibi birisi daha sırtını duvara yasladı. Yan gözle kişiye baktığında yanındaki kişi yüzünde kendinden emin bir sırıtış ile bakıyordu kendisine. Yanına gelen kişi kahverengi kıvırcık saçlı, esmer tenli bir kadındı. Ayrıca kendinden de uzundu. Elodie kaşlarını hafifçe çattı. Telefonunu kilitleyip cebine koydu ama duruşunu bozmadı. “Duvarın bu kadar rahat olduğunu bilseydim daha önce yaslanırdım." dedi kadın, sesi hafif alaycı ama yumuşaktı. Elodie kısa bir bakış attı. Ne diyor bu salak? Kadın cevap gelmeyince kıkırdadı. “Adım Vivica,” dedi, elini uzatmadan. “Burada çocuklara Felemenkçe ve İngilizce dersleri veriyorum." “Elodie,” dedi o da. Tanışmak ister gibi değildi ama kabalık da etmiyordu. "Elodie..." dedi sırıtarak vivica. "İsmin senin gibi güzel bir kadına çok yakışmış." Elodie rahatsız olduğunu göstermek adına başını farklı bir yöne çevirmiş ve önüne gelen siyah saç tutamını kulağının arkasına aldı. Vivica ise pekte vazgeçmişe benzemiyordu. "Bekarsınız sanırım." "Nereden çıkardın bunu?" Gözleriyle parmağını gösterdi vivica. "Parmağında yüzük yok ayrıca bir çocuğun olsaydı şuan burada beklemezdin. Bir sınıfın kapısında duruyor olurdun." Sessizce nefes vermiş ve esmer kadına baktı Elodie. Çok konuşuyor ama boş konuşmuyor anlaşılan, diye geçirdi içinden. Hafifçe başını olumlu anlamda salladı. "Gözlemin doğru, arkadaşımın kızını almak için geldim. Onları bekliyorum." "Şansa bak bende arkadaşımı bekliyorum. Birlikte bekleyelim." ••• Kapının açılmasıyla birlikte sınıf yavaş yavaş boşalmaya başladı. Çocuklar montlarını giyiyor, bazıları resimlerini sıkı sıkı tutuyor, bazılarıysa koşarak ebeveynlerine gidiyordu. Alara, alışkanlıkla kapının yanında durup her çocuğu tek tek uğurladı. Vera, annesini gördüğü anda el salladı. Küçük çantası omzundan biraz kaymıştı, montunu da tam olarak giyememişti. Alara öğrencisinin üzerini düzeltmek için eğildiğinde Vera beklememiş annesini gördüğü gibi ona doğru koşmuştu. Yüzünde bugünün güzel geçtiğini ifade eden bir gülümseme vardı. "Annee!" Vera, kollarını açarak annesine koştuğunda Nida günün yorgunluğunu tamamıyla unutmuştu. Gülümseyerek kızının boyuyla kendi boyunu eşitledi, kızını kollarının arasına aldı. Hızla saçlarına birkaç öpücük vermişti bile. "Birtanem," dedi. Kızının çantasını çıkarmış ve montunu giymesine yardımcı olurken konuştu. "Nasıl geçti bakalım ilk günün?" "Çoook güzeldi anne! Dediğin gibi bir sürü arkadaşım oldu ve resim çizip oyunlar oynadık!" Nida cevap vereceği sırada üzerinde hissettiği bakışlar ile duraksadı. Gözleri bir çift yeşil göz ile buluştuğunda ne hissettiğini kendi de anlamamıştı. Onun aksine Alara gülümseyerek ikiliye baktı ve yanlarına yaklaştı. "Nida Hanım, Vera bugün çok uyumluydu. Ayrıca resim yapmayı çok seviyor olmalı. Kalemleri elinden düşmedim" Sonunda Nida ayağa kalkmış ve kızının saçlarıyla oynarken yüzündeki gülümsemesini korudu. "Hiç şaşırmadım, evde de bu şekilde." "Öğretmenim yarında gelebilir miyim?" Vera'nın masum sorusuna Nida gülerken Alara ise gülümseyerek başını olumlu anlamda salladı. "Tabi ki de Vera artık haftanın beş günü birlikteyiz. Sadece bugünlük dersimiz bitti." Alara’nın sözleriyle birlikte kısa bir sessizlik oldu. Vera annesinin montunun ucunu çekiştirirken, iki yetişkin birbirine bakıyordu. “Evet,” dedi Nida sonunda. “Yarın da geleceğiz, değil mi?” Sözleri kızınaydı ama bakışları Alara’dan kaçmamıştı. Vera hemen başını salladı. “Evet! Hem öğretmenim bize yarın yeni boyalar getireceğini söyledi!” Alara gülümsedi. “Söz verdim çünkü,” dedi. “Ama sadece uslu duranlara.” “Ben usluyum,” diye atladı Vera ciddiyetle. Nida hafifçe güldü. Kızının çantasını omzuna yerleştirirken başını kaldırdı. “Ellerinize sağlık,” dedi kibar ama mesafeli bir tonla. “İlk günler zor olur genelde.” “Vera oldukça uyumlu bir çocuk,” dedi Alara. Bir an için cevap veremedi Nida. Sadece başını salladı. “Teşekkür ederim,” dedi sonunda. “Bunu duymak güzel.” Vera bu sırada Alara’ya dönüp el salladı. “Hoşça kal öğretmenim!” “Hoşça kal,” dedi Alara. “Yarın görüşürüz.” Anne-kız çıkışa doğru yöneldiğinde Alara oldukları yerde kaldı. Onları izlediğini fark ettiğinde bakışlarını kaçırdı ama kalbi gereksiz yere hızlanmıştı. Nida ise kolidorda yürürken içindeki o tanımsız hisle baş etmeye çalışıyordu. ••• Okuldan çıktıklarında üçlü Elodie'nin evindeydiler. İki yakın arkadaş basit bir yemek yapmışlardı. Bu sırada kendi aralarında bir sohbet dönmemişti. Daha çok Vera anlatıyordu, Nida dinliyordu. Elodie ara sıra sorular soruyor, bazen sadece gülümsüyordu. Yemek yerken de bu olay bu şekilde devam etti. Yemeklerini bitirdiklerinde Nida ve Elodie ortalığı toparlarken Vera salonda Elodie'nin kedisi Cinnamon ile oynuyordu. Daha doğrusu oynadığını zannediyordu. Halbuki Cinnamon kuyruğunda ki dokunuşlardan pek hoşnut değildi. Vera kedinin turuncu-beyaz tüylerini kıkırdayarak okşarken eli tekrar Cinnamon’ın kuyruğuna geldiğinde, kedi bu dokunuşla huzursuzca kulaklarını geriye yatırdı. Kısa bir an durdu; sonra patileriyle küçük bir hamle yaparak Vera’nın elini tırmaladı. Ne saldırgandı ne de öfkeliydi daha çok rahatsızlığını belli eden, uyarı niteliğinde bir hareketti. Vera bir anlık şaşkınlıkla elini geri çekti, korkuyla bağırmıştı. Derisinde ince, kızarmış bir çizik belirmişti. Acıdan çok beklenmedik oluşu canını yakmıştı. Vera hıçkırarak ağlamaya başladığı sırada Nida ve Elodie odaya girmişlerdi bile. Nida kızını kucağına çekmiş ve korkuyla başını göğüsüne yasladı. "Şhh, sakin ol birtanem, ne oldu?" Vera ise annesine sarıldığında hıçkırıkları çoğalmıştı. Bu Nida'yı daha da korkutmuştu. "Hadi anlat bebeğim ne oldu bir anda?" "Cinnamon elime bunu yaptı." Hıçkırarak konuşmuş ve başını annesinin göğüsünden kaldırıp elini gösteri. Nida kızının elindeki derin olmayan çiziği nazikçe okşadı. “Çok derin değil,” dedi rahatlatıcı bir tonla. “Biraz suyla yıkasan yeter." Cinnamon bu sırada çoktan koltuğun arkasına çekilmiş, yarı kapalı gözlerle olan biteni izliyordu. Olanlar bitmişti onun için; mesajını vermişti. Elodie yılgın bir şekilde nefes vermiş ve kedisine baktı. "Yapmazdı normalde huyu değildir." Vera'ya baktığında ıslak yanaklarını gördüğünde yumuşakça yanaklarını silerken devam etti. "Nasıl sevdin güzelim Cinnamon'ı?" "Önce sırtını sevdim," burnunu çekerek iç çekti Vera "sonra kuyruğunu sevmek istemiştim." "Şimdi anlaşılıyor neden yaptığı." Elodie kıkırdayarak konuştu. Nida, kızının saçlarına minik bir öpücük bırakıp sırtını okşadı. "Kediler kuyruklarından sevilmeyi sevmiyormuş anneciğim. Bu yüzden sevme bir daha kuyruğunu tamam mı?" Vera tekrar burnunu çekmiş ve minik dudaklarını büzüp başını sadece sallamakla yetinmişti. Küçük olanın ellerini yıkadıktan sonra annesinin kucağından inmek istememişti. Kısa bir süre sonra annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Nida kızını koltuğa yatırmış üzerini ise Elodie'nin getirdiği battaniye ile örtükten sonra ikili kısık sesle sohbet etmeye başlamışlardı.
Bölüm 4
0.3
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.